Açlık grevi mi yapsınlar?
Gazetelerin magazin sayfaları, Bodrum ve Çeşme'den bildirirken...
Biz gazete yazarları şanslı azınlık, kapağı atabildiğimiz tatil beldelerini ballandıra ballandıra anlatırken... (Ya da kimimiz mütevazı şapkası altında kibir sergilerken!)
Önümde bir dosya... Ağzına kadar dolu...
Hepsi "Görülmüştür" ibaresiyle. Yazdım yine yazacağım, hüzünlendiriyor beni o mektupların görülmesi... En mahrem anlar çalınıyormuş gibi geliyor... Hoyratça açılıyor zarfları... İştahla okunuyor kelimeler...
Bir bölümü Silivri'den yazılmış...
Bir bölümü Edirne'den...
Muş'tan gelenler de var...
Çocuk suçlular var bolca... "Taş atan çocuk dışarıda, ya ben?" diyenler...
Çoğu mektubun ortak noktası, kader mağduru olmaları... Suçsuz yere içeride bulunmaları, iftiraya uğramış olmaları...
Hangisi doğru, hangisi yanlış bilemem, yok öyle bir gücüm...
Sadece varsa azıcık bir doğruluk payı, içim burkuluyor...
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan için vicdan dolu birkaç laf etti. Arınç'ı bilirim, duygusal ve bir o kadar da söylediğinin arkasında duran bir isimdir... İçinden gelerek söylemiştir o sözleri... Eyvallah! Ama olmamıştır yine... Referanduma 5 kala oy hesabı gibi algılanmıştır, "oy kaygısıyla" diye düşünülmüştür...
Diyeceğim odur ki, içeride de ilgi bekleyen bir kalabalık olduğu...
Hepsinin derdine derman bulmak zor olsa dahi...
Özkan gibi elinde başka çaresi kalmayınca, çözümü açlık grevinde arayan...
Tek sahip olduğu zenginliği, vücuduyla karşı tarafa haddini bildirmek için kullanan ama aslında "Ben de buradayım, ben de insanım" diyen birileri var...
Tek arzuları önemsenmek, tek arzuları orada olduğunu bildiğimizi bilmeleri...
Çok insanca bir istek gibi geliyor...
Siz ne dersiniz?
Keyifli bir hafta sonu için...
Gelelim şanslı azınlığın bir üyesi olarak, Büyükada'dan notlara...
Öncelikle şunu söyleyebilirim, Arap turist akını sona erdi. Malum ramazan geldi... Esnafkan ağlıyor, Büyükada sakinleri olarak biz mutluyuz... Turiste karşı olduğum sanılmasın ama onlar sayesinde faytonculardan yediğim azarın haddi hesabı yok. Deniz otobüsünde beklediğim kuyrukların, normal zamanda peşimizde koşan restoran sahiplerinin burun çevirmelerinin hangi birini anlatayım? Liste uzar gider... Ezcümle, bu sıcak İstanbul günlerinde şehirden kaçmak isterseniz, Kabataş'tan deniz otobüsüyle Büyükada 35 dakika... Klimalı üstelik.
"Yok ben nostaljik takılacağım" derseniz, Bostancı'dan şehir hatları vapurları ve Mavi Marmara tekneleri yarım saatte bir ve sadece yarım saat sürüyor. Şehir hattı vapuru dediysem eski tiplerini aramayın, onları kaldırdılar nedense! Öbür teknelerin ismi ise Mavi Marmara... İnsanda binerken önce bir endişe yaratsa dahi, alışıyorsunuz.... Büyükada'da hafta sonu eğlenmek
isteyenler için sahil kenarında "by Şük-rü"yü öneririm. Müthiş meze... Ahtapot dolması, balık pastırması ve lakerdayı öneririm. Canlı müzik... Daha ne olsun?
Adamız bu yıl balık restoranlarından başka kategoride bir mekâna kavuştu. Deniz otobüslerinin tam karşısında "Eddie" açıldı. İncecik fırın pizza, ev makarnası, et çeşitleri... Lokasyonu öylesine güzel ki siz yemeğinizi yerken, meydandaki müzik ziyafetine tanık olabiliyorsunuz. Adalar bu yıl müthiş etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Örneğin, bu akşam 3 tenorun özel bir konseri gerçekleşecek. Bu arada cuma-cumartesi şehir hatları vapurları, gece yarısı 01.00'e kadar Bostancı'ya seferlere devam ediyor, dönüş için. NOT: Ada notları devam edecek... Yarına...