Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        “TÜRKİYE büyük bir değişim yaşıyor” diyor Etyen Mahçupyan... “Kavramlar değişiyor, anlayışlar değişiyor. Örneğin, artık kime muhafazakâr diyeceğiz? İslamcı’ya mı Kemalist’e mi? Kentler kabuk değiştiriyor. İslamcı ile laikçi kesim bir arada yaşamayı öğrenmeye başlıyor.”

        İki gün önce Karşıt Görüş’te Etyen Mahçupyan anlattı, Cüneyt Ülsever itiraz etti, ben dinledim. Uzun zamandır tanık olduğum en açık, düzeyli tartışmalardan biriydi. Ülsever’in de Mahçupyan’ın da ortak cümlesi düşündürücüydü: “Şimdiye kadar laik kesim, İslami kesimin hak ve özgürlükleri için kılını kıpırdatmadı. Biz kişisel olarak adımlar atmış olabiliriz ama çoğunluğa baktığımızda hiçbir şey yapılmadı.”

        Tespit belki doğruydu ama yorumu farklıydı. Mahçupyan kendisi için parmağını oynatmayan laik kesime rağmen, İslamcı kesimin reform yaptığını öne sürerken Ülsever diyordu ki: “Samimiyetlerine inanmak mümkün değil. Sen bana yaptın, ben de sana aynısını, hatta daha fazlasını yaparım anlayışı yaygın.”

        * * *

        Ben ise Başbakan Erdoğan’ın, türban bağlama teknikleri konusunda modeller öneren Kılıçdaroğlu’na cevap yetiştirmek için yaptığı mini etek göndermesini hatırladım birdenbire. Nasıl olacak peki? Türbanlı ile mini etekliyi sürekli karşı karşıya getirmeye çalışan bir anlayış... Nereye kadar?

        Dün bizim gazetenin manşetindeydi, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Faruk Özak’ın açıklamaları... Dünya Basketbol Şampiyonası’nda Türkiye’de bazı maçlarda ponpon kızların gösteri yapmasının engellenmesi hakkında ne düşündüğü sorulmuş. O da şöyle buyurmuş: “Eğer sportif bir organizasyon yapıyorsanız, uluslararası kurallara uymanız gerekir. FIBA istiyorsa ponpon kızlar çıkmalıdır. Ben kendim, şahsen, buna karşı olsam da kurallara uymak gerekir. Her gün gazetelerde çıplak kadın fotoğrafları var. Ama ne yapıyoruz? O gazeteleri yine de okuyoruz! Mini etekli, bikinili kadınlar da başımızın tacı. Biz, önce çarşafa rozet takıp, daha sonra çarşafı ayaklar altına almıyoruz. Bizim için mayolu, çarşaflı ya da başörtülü kadın da birdir.”

        Buyurun bakalım.

        Nereden başlasam acaba...

        Çıplak kadınlara rağmen gazeteleri okumak zorunda kalan zihniyetten mi?

        Ponpon kızlardan şahsen rahatsız olma durumundan mı?

        Yoksa mini etek ile başörtüsünü karşı karşıya getirme kolaycılığından mı?

        Her şey erkeklerin rahatsız olma durumunun etrafında dönüp duruyor.

        Mini eteğimizden rahatsız, ponpon kızların görüntüsünden rahatsız, gazetedeki çıplak kadın figüründen rahatsız...

        Bu arada hangi gazete kadını çıplak basıyor, onu da merak ettim doğrusu. Yani Sayın Bakan’ın okuduğu gazete hangisi? Ya da çıplaklık seviyesi nedir? Hani kollar falan açıksa? O mudur?

        Ben örneğin, hiçbir başörtülü ar ka da şı - mın, ta nı dı ğı mın, hat ta ye ni ta nış tı ğım hem cin si min mi ni ete ğim den, gö ğüs de - kol tem den ra hat sız ol du ğu nu gör me dim. Doğ ru ya doğ ru... Ne bir ba kış ya ka la dım, ne bir kaş kalk ma sı, ne de onay la ma yan bir mi mik... Yok öy le bir şey!

        Kadınlar birbirlerinin görünüşlerinden rahatsız değil! Rahatsız olan erkekler...

        Siyaset, spor, magazin, aklınıza ne gelirse kadınlar üzerinden yürütülüyor ve biz kadınlar maalesef sesimizi bile çıkarmıyoruz olup bitenlere. Örneğin, bir başörtülü yazar da çıkıp demiyor ki: “Ne var kardeşim, ben rahatsız falan değilim bu mini etek işinden! Yeter kaşıdığınız! Bırakın milletin eteğini!”

        Not: O mahalle, bu mahalle, mahallesizler... Yarın devam edeceğim.

        Diğer Yazılar