Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        “TÜRKİYE ‘BM Kişileri Gözaltında Kaybedilmeye Karşı Korumayla İlgili Uluslararası Sözleşme’yi imzalamalıdır çünkü...” diye başladım, bazı isimlerin konuyla ilgili görüşlerini aktardım, sizlerden ise şöyle mailler geldi: “İmzalamamış mıyız? Neden?” Gelin başa dönelim...

        Gözaltında kaybetmek nedir? Bizdeki ismi faili meçhul... Peki bu bir insanlık suçu değil midir? Kimsenin “Hayır” diyeceğini sanmıyorum. Ama nedense Türkiye, benzer gözaltında kaybetmeler yaşamış Bolivya, Arjantin, Şili, Yunanistan gibi ülkelerin aksine “BM Kişileri Gözaltında Kaybedilmeye Karşı Korumayla İlgili Uluslararası Sözleşme”yi imzalamamakta direniyor. Kimler bu sözleşmeyi imzalamış?

        Sayalım: Almanya, Arjantin, Arnavutluk, Avusturya, Azerbaycan, Belçika, Benin, Bolivya, BosnaHersek, Brezilya, Burkina Faso, Burundi, Cape Verde, Cezayir, Çat, Danimarka, Ekvador, Ermenistan, Fas, Finlandiya, Fransa, Gabon, Granada, Guatemala, Haiti, Hollanda, Honduras, İspanya, İsveç, İsviçre, Kamerun, Kenya, Kıbrıs, Kolombiya, Komorlar, Kongo, Küba, Laos, Liechtenstein, Litvanya, Lübnan, Lüksemburg, Madagaskar, Makedonya, Maldivler, Mali, Malta, Meksika, Moğolistan, Moldova, Monako, Karadağ, Mozambik, Nijer, Nijerya, Norveç, Panama, Paraguay, Portekiz, Romanya, Ruanda, Samoa, Senegal, Sırbistan, Sierra Leone, Slovakya, Slovenya, St. Vincent ve Grenadines, Şili, Tanzanya, Tunus, Uganda, Uruguay, Vanuatu, Venezüella ve Yunanistan... Asıl soru şu... Bir ülkenin bu sözleşmeye imza atması ne anlama geliyor? En kısa açıklamasıyla “gözaltında kaybetme” gibi bir suç zamanaşımı ya da gizlilik kalkanlarıyla savunulamıyor ve kaç yıl geçerse geçsin kayıpların akıbetine ulaşılıyor. Kayıplardan geriye kalanlar, ailelere teslim ediliyor. Bitmedi. Bu suça karıştığı tespit edilen asker-polisdoktor-siyasetçiler yargılanıyor ve yüksek hapis cezalarıyla karşı karşıya kalıyor. Özetle, geç de olsa toplumsal adalet duygusu tahsis ediliyor. (Bütün bu bilgiler ve sözleşmenin çevirisini yapan Mehmet Atak’a teşekkürler.)

        #

        Gelelim Türkiye’ye... Önce bir not... Birleşmiş Milletler, özel çağrı yaptığı halde sözleşmeyi imzalamayan ülkeler hakkında bir rapor hazırladı ve ciddi endişelerini dile getirdi. Türkiye ise bugüne kadar gözaltında kayıplar için kılını kıpırdatmadı! Sivil toplum örgütlerinin çabalarından, annelerin feryatlarından bahsetmiyorum elbette. Resmi olarak diyorum. Türkiye devlet olarak faili meçhulleri hiçbir zaman kabul etmedi, hatta hiç olmamış gibi davrandı taa ki... Başbakan Erdoğan’ın Cumartesi Anneleri’ni kabulüne kadar... Cumartesi Anneleri’nin Başbakan tarafından resmen muhatap alınması gecikmiş ama çok önemli bir adımdır. Bu, devletin resmen “gözaltındaki kayıpları” kabul etmesidir. Sonrasında Meclis’te kurulan komisyon bekleneni vermemiş olsa dahi, bebek adımlarıyla ilerlemeye, bardağın dolu tarafını görmeye devam ediyoruz. Örneğin, Cemil Kırbayır’ın işkence altında öldürüldüğü kanıtlandı. Her ne kadar olayın failleri alt kademeyle sınırlandırıldıysa da bu bir “ilk”ti.

        Bugünlerde 103 yaşındaki Berfu Ana, oğlundan geri kalanları bekliyor. Mezar yaptırabilmek, taşına başına yaslayıp içini ısıtabilmek için... Bu bağlamda Başbakan Erdoğan’ın girişimlerini alkışlamamak elde değil. Değil de, her fırsatta vicdanını ortaya koyarak sorunlara el atmasıyla tanıdığımız Erdoğan’ın “Gözaltında Kaybetme Suçu”nu insanlık suçu olarak kabul edecek bir sözleşmeye imza atmaya niye yanaşmadığını bir türlü anlamıyorum. Erdoğan diyor ki: “Bir bildiğimiz var ki imzalamıyoruz!” Ben de diyorum ki, biz de bilelim.

        Örneğin, Türkiye’nin niye sözleşmedeki “bağımsız ve yetkili kişilerden oluşan komisyon kurulması” tavsiyesine çekince koyduğunu da anlamakta zorlanıyorum. Belli çevrelerde dolaşan, “Türkiye bu protokolü imzalarsa, birçok AKP’li siyasetçi de insanlık suçu”ndan yargılanabilir görüşünün Başbakan’ı ürkek davranmaya iten neden olduğuna da inanmak istemiyorum. Bu kadar basit olmamalı. Kısaca “Gözaltında kayıp insanlık suçudur” diyelim istiyorum, her insan, her vatandaş, her anne gibi...

        Not: Dünkü yazıda, “Türkiye bu sözleşmeyi imzalamalıdır çünkü...” diye başlayan cümleyi ünlü bir yazarın tamamlayamadığını yazmıştım. O yazar Orhan Pamuk.

        Gerekçesi de pek haksız değil aslında. Demiş ki: “Ben bu yaptığınız şeyi destekliyorum, çorbanızda tuzum olsun isterim ama başkasının cümlesini tamamlamak konusunda rahat değilim.”

        Diğer Yazılar