Ana avrat küfür...
DÜN Beşiktaş-Fenerbahçe maçındaydım. Uzun süredir maçlara gitmiyorum. Avea CEO'su Erkan Akdemir de benim gibi Beşiktaşlı, davet edince kıramadım. İnönü'de maç seyretmek bana işkence gibi geliyor. Tuvaletleri rezalet. Herkes üst üste. Stat yıkılmamak için direniyormuş gibi geliyor bana. Elbette taraftar "bunun bir önemi yokmuş" gibi davranıyor. Aslına bakarsanız var elbette.
Bir de küfürler rahatsız ediyor artık. Takımlarını desteklemek yerine sürekli hakeme, rakiplere küfür eden taraftarların ruh hali garibime gidiyor. Örneğin, son saniye golü ile Fenerbahçe'yi yıkıyorsunuz. Herkes coşku içinde. Takımlarını çılgınca alkışlıyorlar. O ne Fenerbahçe'ye ana avrat küfrediyorlar. Rakip, sahada bile değil. Sanırım maç Fenerbahçe stadında olsaydı onların seyircisi de benzer bir davranışta bulunurdu. Hiç kuşkum yok. Peki ama neden? Neden nefretimizi, öfkemizi cinsel içerikli küfürlerle ifade ederiz? Sağıma soluma bakıyorum. Herkes bu kervana katılıyor.
*
Dün bir finansçı arkadaşım, aynı sektörde çalışan arkadaşlarıyla maç öncesi taraftarların buluştuğu bir mekândan videoya aldığı görüntüleri izletti. Koskoca adamlar hep birlikte rakip takımın mahrem bölgelerinde gezintiye çıkan şarkılar söylüyor. Ertesi gün ise takım elbiselerini giyip işlerine gidiyorlar.
*
Bir başka örnek. Cumartesi günü... Baba-oğul ile selamlaşıyoruz. Oğlan hasta Galatasaraylı... Fenerbahçe'den bahsederken küfürlü konuşuyor. Baba ise Beşiktaşlı... Masada oturan Fenerbahçeli ise "Ayıp, sen nasıl küfredersin" diye çıkışıyor. Genç özür diliyor. Gerilimi uzatmıyor. Baba-oğul yanımızdan uzaklaşırken futbol muhabbeti devam ediyor. Genci uyaran adam bu kez ağza alınmayacak küfürler eşliğinde Galatasaray ile ilgili değerlendirmelerde bulunuyor. Ve öylesine rahat çıkıyor ki küfürler ağızlardan şaşırmamak elde değil.
*
18'li yaşlarda Beşiktaş'ın maçlarını kaçırmazdım. Statların yarısı rakip takımın seyircilerine ayrılırdı. Biz genellikle arkadaşlar karışık taraftar grubu olarak gider, birlikte seyrederdik. Maçı aldık mı sabaha kadar dalgamızı geçerdik. Takılırdık. Şimdi işler biraz daha sertleşti.
Bir de "Stadımı ben kendi paramla yaptım, sen devletin imkânlarıyla yaptın" muhabbeti yapılmıyor mu gülüyorum. Hangi stadın yeri spor kulübü tarafından alınmış? Şehrin en güzel yerlerinde kamuya ait arsalar ve statlar bu derneklere tahsis edilmiş. Ne zaman? Bildiğim kadarıyla statların irtifa hakkı denen yani üst kullanım hakları Mesut Yılmaz döneminde (28 Şubat sürecinin hemen ertesinde) kulüplere verildi. Bu yetmezmiş gibi vergi borçları ertelendi, silindi. Kimi devletin verdiği hakkı, yine devlete devrederek yeni stat yaptırdı. Kimi de devletin malı üzerine gelirini artıracak nitelikte yenileme yaptı. Ne fark ediyor ki?
*
Üstelik yüz milyonlarca dolar harcanıp şehrin göbeğinde statlar yapılıyor. Ne o? Sadece bir takım kullanıyor. Sanırsınız ki, kişi başına düşen milli geliri 30 bin dolar olan, dünya lideri bir ülkedeyiz. Tam bir kaynak israfı... "Benim olsun, 2 haftada bir maç oynansın" deme lüksünü tanıyoruz bunların tümüne. Şimdi Beşiktaş'ta sıra. O da yapacak. Göreceksiniz, o da yırtacak! Ve hep birlikte alkışlayacağız! Sistem bu...