Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ORTADOĞU'da ülkelerin jeopolitik konumu değişiyor mu? İsrail'in kendine yeterli olmasını bir kenara bırakın, Avrupa'yı besleyecek nitelikte doğalgaz bulması dengeleri değiştirecek yeni bir gelişme.

        En azından denizden çıkardıkları doğalgazın İsrail'e ilk kez getirilmesiyle basında çıkan yazılar değişimin ayak izleri. Hatta sevinç kutlamaları öyle bir noktaya vardı ki; İsrail basınında Türkiye'yi doğalgazda Rusya ve İran'a bağımlı olmaktan kurtaracaklarını ilan eden yazılar yayınlanıyor. Müslüman Kardeşler'in Mısır'da iktidara geldikten sonra ilk işinin İsrail'e gaz satışını kesmesinin artık bir anlamı kalmadığını ve bir baskı unsuru olmaktan çıktığını vurguluyorlar. Hatta bir adım öteye geçerek Mısır'a bağımlı Ürdün'ün artık yüzünü tamamıyla İsrail'e dönebileceğini müjdeliyorlar.

        Haksız sayılmazlar. Verilen bilgilere göre artık kendi doğalgazını çıkarmak, İsrail'e ayda 270 milyon dolar kazandırıyor. İthalat diye bir dertleri kalmamış. Nihai hedef İran ise İsrail'in yeni bir savaş bütçesi oluşturmak için olağanüstü bir tasarruf!

        Birde bulunan rezervin trilyon metreküp olduğu düşünülürse, İsrail yakın bir gelecekte, (gazı ihraç edebilirse) her yıl 15-30 milyar dolarlık yeni bir gelire kavuşacak. Bölgede bu denli güçlenen, zenginleşen bir devletin Arap dünyası açısından anlamını bir kez daha düşünmek gerekiyor. Ancak bu geliri elde edebilmesi için iki yol (ya da ikisi birden) var. Birincisi boru hattı üzerinden gazı Türkiye ve Avrupa'ya satmak. Ya da gazı sıvılaştırarak (ciddi bir yatırım ile) satmak.

        Sırada iki bölge var. Birisi Irak Kürdistan Bölgesi ve Güney Kıbrıs. Onlar da yeni keşfettikleri rezervleri paraya çevirmenin ve dünyaya (Avrupa ağırlıklı) doğalgaz satmanın planlarını yapıyorlar. Bu alanda gerekli politik ve ticari ilişkileri kuruyorlar. Neredeyse birkaç yıldır bölgemizdeki yeni enerji kaynaklarının yeni politik ilişkiler geliştireceğini vurgulamaya çalışıyorum. Türkiye hem büyük bir tüketici hem de Avrupa'ya geçişin en ucuz yolu olması önemini daha da artırıyor.

        Bölgenin iki büyük enerji üreticisi Rusya ve İran da şüphesiz karşı ataklar geliştiriyor. Türkiye'nin bu gelişmelerden hem tüketicilerinin ucuz doğalgaz satın almasına hem de ciddi gelir elde edecek geçiş ücretine kavuşması lazım. Bu açıdan önümüzdeki günlerde ilişkilerin iyileşmesi veya çözüme kavuşturulması gereken 3 ana başlık var: 1) İsrail. 2) Kürdistan ve bağlantılı PKK sorunu, 3) Güney Kıbrıs... Bölgede kaybedecek zenginliği olanlarla barış yapmak her zaman daha kolaydır. Yaşasın karşılıklı bağımlılık!

        Takiye yapsak olmaz mı!

        SEMBOLLERE, resimlere takılmanın zamanı mı? Silahla çıksalar ne olur, silahsız çıksalar! Dağa, mağaraya silah saklamak aslına bakarsanız güvenlik açısından daha riskli değil mi? Efendim sınırdan çıkarken, müdahale etmeyenler suç işlermiş! Peki silahsız olursa suç olmuyor mu? Yani aranan veya aranmayan bir kişi sınırı elini kolunu sallayarak geçebilir mi? Müsaade edilir mi?

        Sıkıntılı konu gerçekten. Yasal düzenleme yapılsa, Anayasa'ya aykırı. Yapılmadığı takdirde PKK'lıların kişisel sözlere (özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan'ın) güvenmesi gerekecek.

        Terörle mücadelede zafiyet yok deniliyor ama hepimiz biliyoruz ki operasyonlar kontrol düzeyine indi. Herkesin savunma pozisyonunda olduğu biliniyor. Tek bir kurşun sesi duyulmuyor, Kandil'in bombalanmasına dair bir bilgi gelmiyor... Yani ortada dağlarda dolaşan eli silahlı insanlar var ve birileri onları yakalamak için operasyon yapmıyor! Yani neresinden bakarsanız hukuki açıdan sıkıntılı bir süreç.

        Barış sürecine karşı iseniz, baştan sona atılan her adımı veto edebilirsiniz. Ama bu süreci destekliyorsanız, bu detaylara takılmak yerine kanunlara karşı hülle yapmanın, biraz takiye yapmanın zararı yok!

        Diğer Yazılar