Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Yahudiler ne yapar, ne ederler? Bu işe sardım. Üzerimde deneyeyim, etkilerini gözleyeyim istedim. Bir de yıllardır Kudüs’ü görmeyi isterdim. Her seferinde annem mâni oldu: “Oğlum orası karışık” savı bu... Maçka’dan çıkmamdan hazzetmiyor

        Hazırı bulmak, aramadan okuyup gözatmak nasıl bir lükstür! Ezelden beri sahip olmak istediğim bilgi elimin altında dursun istedim. "Miskinlikle tembellik" arasında salınan bir ruh hali işte. Bununla birlikte, astrolojik bir etki olabilir mi, arada araştırma iştahım kabarmada... Büyüklerimiz papatya falında gibi, kah "Yahudi diasporası" demede. Kah "Demedim demedim" inan olsun demede ya...

        Yahudiler ne yapar, ne ederler? Bu işe sardım. Üzerimde deneyeyim, etkilerini gözleyeyim istedim. Bir de yıllardır Kudüs'ü görmeyi isterdim. Her seferinde annem mani oldu: "Oğlum orası karışık" savı bu... Maçka'dan çıkmamdan hazzetmiyor. Taksim ya da Kshuaia fark yok. Huzursuz oluyor. Ne zaman Taksim-Maçka hattı karıştı. Tadat sırasında sormaya başladı: "Haftada iki kez bir yerlere gider dururdun. Evine gaz dedektörü taktırdın mı? Kapı ve pencereleri iyi örrttün mü? Çarşı'ya gitmeyesin! İhtiyacını internetten gider." Sessiz sedasız dinlemedeyim. "Duydun mu, anladın mı" diye kontrol ediyor. Scorsese'nin filmlerindeki yedi bela Sicilyalılara mı benzedim ne? Anasının karşısında süt dökmüş kedi gibi oturanlar var ya... Neyse. Madem ki ısrar annemden, şefaat Allah'tan yola düştüm. Nereye? Yahu dedik ya "Kudüs'e. Diaspora'nın merkezine." Garabet Tel Aviv Ben Gurion'da çıktı. Saat 20.30. Daha üstümü değişip lokantaya gideceğim: Otel, oda, duş, yeni elbiseler, lokanta...

        Ve fakat sırada, önümde iki geveze. Daha oyalandık mı, mutfak siparişlere kapanır. Nihayet pasaport polisindeyim: Badem gözlü, Turkish delight bir kadın. "Ne diye geldiniz?" Kafam karışık. Sabırsızlıkla dökülüyorum: "Gece hayatını karıştırmaya." Tatlı tombik, bilgisayardan başını kaldırıp bana bakıyor, "İyi, çok iyi" diye damgayı basıyor. Tel Aviv hazır mısın? Az eğlen, geldim!

        JAFFA PORTAKALI AĞAÇLARI

        Alacakaranlıkta eski Mersin'e giriyor gibiyiz. Turunçgillerle bezeli caddelere taşmış ahali gece keyfine geçmiş. Lokantaya intikalimiz 22.30 Eyvahlanıyorum. Aç kaldık. Fakat o da ne? İçerisi tıkabasa. Düzayak 500 metrekare bir mekân... Diz dize, şık, samimi, güleç ve yakın insanlar. Bu Akdeniz tuhaf bir zamk. Daha önce geldim, hissindeyim. Beyrut mezelerine yaratıcı dokunuşlardan mürekkep bir mutfak. Vasat mahalli şaraplar. Yemek, muhabbet bitiyor. Saat 24.30. Yola düşülüyor. Hedef "Port Said Bar". Kocaman bir havranın önündeki meydancığa taşmış masalar, genç kızlar.

        Rehberime soruyorum: "Bar Rafaeli de burada mı?" Omuzlarını silkeliyor. Baştan itiraf edeyim. Lunaparka düşmüş bayram çocuğu gibiyim. El hak büyüklerimiz işi bilmedeler. Diasporayı geçiniz: Bu kadarı bile kimyamı bozdu. Rehberimiz beni masamıza çekiyor. Bu kadar güzel kız. Birarada: Yan masaya oturmuşum! Anlatabildim mi?

        Sabahın köründe yola koyuluyoruz. Simsiyah minibüs, camlar, deriler siyah. Siyahlar giyinmiş şoförün omuz açıklığı XXL. "Gerçekten şoför mü" diye soracak oluyorum. "Şşt" sus işareti: "Sad" ile biten kelimeler memnu! Ahh Snowden neredesin muhterem kardeşim?

        Konforlu ve yeşil yoldan Kudüs'e giriyoruz. Etkileyici! Heyecan içindeyim. Damla damla birikmiş bir siluet. Bavulları otele bırakıyoruz. Çok dikkatli ve fevkalade profesyoneller. King David, 1920'de inşa olunmuş. Dünyanın en bilinen otellerinden. Sanatçı, politikacı ve meşhur kimi sorsanız burada kalmış. Kat kat bakımlı bahçelerden, eski şehre bakıyor.

        Kadim şehir sözünü burası kadar hak eden bir yer var mı? Sokaklarında peygamberler, düşünürler ve müritler dolaşmış. Aradan geçen zaman her birini birbirine eklemiş. Ortaya çıkan tarihin en nefes kesici mozaiği.

        UÇURAN MÜRİTLER

        Bu şehri hakkıyla dolaşmak için 3-4 gün lazım. Avare temposuyla yavaş yavaş bakınarak. Sonra okumalısınız. İkinci fasılda bilerek. Bitti mi? Hayır. Son bir kez daha! Ya bu ne diye? Hissetmek için. İçinizde kalbinizde ne hissedecekseniz! Şöyle söyleyeyim. Hissetme konusunda handikapeyim. Biliyorum. Bir kere mimarız ya. Merceklerle bakıyorsunuz. Ya öğrenmek ya eleştirmek ya kıyaslamak... Hissetmenin önüne yerleşmiş manasız eşikler.

        Ama şunu da bilmedeyim. Etrafınızın hissettiği size de bulaşmada. "Şeyhi uçuran müritleri" derler ya. O hesap. Yapıları kutsal kılan, inananlar olmalı. Ufacık bir ibadethanenin içindesiniz. Mahşeri kalabalık. Nefes almak mesele. Önümde mermere dokunanlar, kapaklananlar, okşayanlar, öpenler. Tuhaf, tarifsiz bir çekim. Sizi teslim alıyor. O mermerin sahip olduğu mıknatıs size istediğini yaptırıyor. Dışarıdaki çarşı ise, yürekler acısı. Bir zaman umur görmüş arastalar, Çin malları fuarına dönmüş.

        Ne diyelim. Bu Çin Yahudileri bile teslim aldı ise! Boşuna dememişler "El elden üstündür". Biz işimize bakalım! Akşama kuvvet toplamalıyız. Eski şehrin yakın halesinde bir sokağa dalıyoruz. Barilla'nın İsrail temsilcisi Dr. Güneş Karababa, bana rehberlik için Kudüs'e gelmiş. 60-70 metrekare açık mutfaklı bir lokanta Machneyuda. Mahalli reçetelere çağdaş yorumlar. Genecik garson kızlar. Lütfen, bir tanesi de güzel olmasın: Tabağımla, mutfakla, ilgilenmek istiyorum. Hayır. Mümkün değil. Siyahi Yahudiler, Uzakdoğulu Yahudiler, Rusya'dan gelenler... Bu güzelliğin sırrı çok karışmada olabilir mi? Bilemiyorum. Başkanımıza soracağım: Obama'ya! Ayrıca "ikinci Kudüs Seferi" yakında...

        Diğer Yazılar