Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Moskova’da yapılan G-20 Maliye Bakanları ve Merkez Bankası Başkanları Toplantısı’nda “Her şeyden önce büyüme“ görüşü ağırlık kazanmış görünüyor. Birçok gelişmiş ekonomi (Euro Bölgesi dahil) borç sorunu yaşıyor. Gelişmiş ülkeler borç sorununu bir ölçüde arka plana atıp “büyüme ve istihdam artışı“ hedefini daha öne koymayı başardı. Gelişmekte olan ekonomiler için de yavaşlayan büyümeyi hızlandırmak önemli. İki aydır yaşananlar ışığında, gelişmiş ülkelerdeki parasal genişlemenin yavaşlatılıp durdurulması da gelişmekte olan ekonomiler için önemli oldu. Dolayısıyla, G-20 toplantısında gelişmişler “büyüme ve istihdam artışı“ hedefini öne çıkarırken, gelişmekte olan ekonomiler “gelişmişlerdeki parasal genişlemenin durdurulmasının küresel piyasaları dikkate alarak ve daha iyi iletişim içinde gerçekleştirilmesini“ öne çıkardı.

        İSTİKRAR VE SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜME

        Gelişmiş ülkelerdeki borç sorunu devam ederken ekonomik büyüme başarılabilir mi? Bir anlamda, gelişmiş ülkeler borç sorunundan büyüyerek çıkabilirler mi? Teorik olarak çıkabilirler. Genellikle borç yaratmayan uluslararası sermaye akımlarının yönü gelişmişlerden gelişmekte olan ülkelere doğrudur. Bu çeşit sermaye akımlarının yönü değişirse, gelişmişlerdeki borç sorunu hafifleyerek ekonomik büyümenin önünde bir engel olmaktan çıkabilir. Büyüme yoluyla borçluluk azalabilir. “Böyle bir senaryonun olasılığı sıfıra yakındır” dense abartılı olmaz. Borç sorununu arka plana atıp ekonomik büyümeye önem vermek bir anlamda borçluluğu daha da artırmak anlamına gelir. Finans piyasaları izin verdiği ölçüde bu strateji de çalışabilir. Ama risklidir. Bir noktada finans piyasaları borçluluğa tepki verip ekonomik büyüme durabilir, hatta küçülme söz konusu olabilir. Aslında, 2008 yılında yaşanan kriz bu şekilde çıktı. 2002-2008 döneminde, neredeyse dünyanın tümünde büyüme birinci öncelikti. Borçluluk arttığı halde, kimse başını o yöne çevirmek istemedi. Bir noktada, finans piyasaları daha önce görülmedik bir tepki verdi. Her şey altüst oldu. Orta-uzun dönemde ekonomik dengeler yerli yerinde değilse, ekonomik büyümenin sürdürülebilir olmadığı biliniyor. Sorunlar bilindiği halde, ekonomik büyümeye öncelik vermenin ileride daha büyük dengesizliklere davetiye çıkarmak olduğu da biliniyor. Buna rağmen, siyaset, finans piyasaları gibi miyop olduğundan, ekonomik büyümeyi her zaman öne çıkarıyor.

        UZLAŞMA BÜYÜMEDE

        G-20 toplantısında borçluluğa bir hedef koymaktan çekinildi. Kurlar yoluyla rekabeti artırıcı politikalar uygulamasından (kur savaşları) da söz edilmedi. Toplantılara katılmayan Bernanke konuşuldu. Borçluluk sorunu engel olmadan ekonomik büyümenin nasıl gerçekleştirilebileceğine yönelik nasıl bir strateji izleneceği konusunda eylül ayında yapılacak liderler toplantısına kadar bir çalışma yapılmasına karar verildi. Çin’den iç talep yoluyla büyümenin hızlandırılması istendi. Avrupa’daki işsizlik sorununa (özellikle Yunanistan ve İspanya) yönelik olarak maliye ve çalışma bakanları ortak bir toplantı yaptı. Hafta sonu Çin ticari kredilerde uygulanan taban faiz uygulamasını kaldırdığını açıkladı. Bu girişim G-20 toplantısında konuşulanlara bir tepki gibi oldu. Bu toplantılardan ne çıktı diye düşünürsek, tek bir konu öne çıkıyor: Ne olursa olsun büyüyelim. Galiba, gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin tek ortak noktası bu. Bilemediğimiz, bunun nasıl gerçekleştirileceği.

        Diğer Yazılar