Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        500 büyük şirketin 2012 yılı kârlarının önemli bir bölümünün düşen kur ve faizlerden geldiği belli oldu. Reel anlamda üretim o denli parlak değildi. Şirketlerin 2012 yılı bilançoları 2013 yılı için de önemli ipuçları verdi. Yükselen kur ve faizlerle bu yıl şirketlerin kâr performansı 2012 yılının oldukça altında kalacağına işaret ediyor. Bu yıl da üretimin çok parlak olmayacağını söylemek fazla abartılı sayılmaz.

        Şirket bilançoları finansal istikrarın ne denli önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Finansal istikrarı, oynak olmayan döviz kurları ve istikrarlı faizler olarak tanımlarsak, son aylarda Türkiye'de finansal istikrardan söz etmek mümkün değil. Sorun yalnızca Türkiye'ye özgü de değil. Gelişmekte olan ülkelerin büyük bölümü benzer sorunlarla karşı karşıya.

        FED VE DİĞER RİSKLER

        Küresel finansal piyasalar Amerikan Merkez Bankası'nın (FED) esiri durumunda. Eskiden de böyleydi, şimdi biraz daha fazla. FED'in söylevleri, duruşu ve alacağı kararlar küresel piyasalara yön verecek. Piyasaların gideceği yön bizim gibi ekonomiler için pek sevimli olmayabilecek. Dünkü yazımda söz ettiğim gibi, 10 yıl vadeli Amerikan Hazine bonosu faizleri küresel piyasaların dengesini etkileyen en önemli parametrelerden biri durumunda. Bugünlerde bu faiz yıllık yüzde 2.5 civarında. Yön yukarı.

        Amerika'da genel beklenti FED'in eylül ayı ile beraber parasal genişlemeyi yavaşlatacağı yönünde. Bu yönde söylentiler yaygınlaştıkça, bono faizleri de yükseliyor. Küresel krizin çıkışından bu yana düşen faizlerle beraber Amerikan bonosu yatırımcıları çok büyük paralar kazandı. Piyasada yaşanan son çalkantılar bono piyasasında eski getirilerin artık elde edilemeyeceği beklentisini güçlendiriyor. Bu yöndeki beklentiler güçlendikçe, parasal genişleme politikasından bağımsız, finansal yatırımcılar bono piyasasında çıkma eğilimine girebilirler. Dolayısıyla, gelişmekte olan ekonomiler FED'in politikalarının doğrudan etkilerinin dışında da risklerle karşı karşıya.

        KURLARDA İSTİKRAR

        Merkez Bankası'nın faiz koridorunu genişletmekle piyasalara verdiği izlenim döviz kurlarında istikrarı sağlayabilmek için faiz politikasının aktif olarak kullanılacağı yönünde. Bu duruş yerinde, ama yeterli olmayabilir. Piyasalar karıştığından bu yana Merkez Bankası çeşitli ihalelerle döviz satmayı tercih etti. Merkez Bankası'nın döviz satması dövizde net pozisyonunu azaltması anlamına gelir. Bir başka deyişle, Merkez Bankası piyasaya döviz satarak döviz varlıklarını azaltıyor, ama döviz yükümlülükleri aynı kalıyor. Döviz varlıkları ile yükümlülükleri arasındaki fark azalıyor. Bir noktada, döviz pozisyonundaki erozyon Merkez Bankası'nın döviz satışı yoluyla döviz kurlarını istikrara kavuşturma kabiliyetini azaltabilir. Rezerv opsiyon mekanizmasının daha esnek olarak kullanılması bu olumsuzluğu ortadan kaldırabilir. Türk Lirası sıkıştırılacaksa, sıkıştırma Merkez Bankası'nın piyasaya daha az TL likiditesi vermesiyle sağlanabilir.

        Kısa dönemde bazı gelişmeleri kabullenip küresel dalgalanmalardan en az tahribat alacak şekilde kendimizi konumlamalıyız. En büyük tahribat döviz kurlarındaki fırlamalardan ve belirsizliklerden kaynaklanıyor. Kısa dönemde döviz kurlarının geldiği düzey itibarıyla enflasyon hedefinden uzak kalacağımız görünüyor. Bu süreçte iç ve dış dengeler TL faizlerini de eskiye göre daha yüksekte oluşturacak. Ama, döviz kurlarında belirsizlikleri azaltıp istikrarı sağlayabildiğimiz takdirde, son günlerde dile getirilen şikayetlerin çok önemli bir bölümüne cevap vermiş olacağız.

        Diğer Yazılar