Ekonomiler ayrıştıkça ortak politika üretmek zorlaşıyor
Avrupa'daki bir grup ülkenin tek para sistemine geçmesi düşünülürken, en önemli konu tek para sistemi içindeki ülkelerin ekonomik yapı olarak birbirlerine mümkün olduğunca benzeşmesi zorunluluğuydu. Maastricht Kriterleri bu benzeşmeyi sağlayabilme yönünde uzlaşılan değerlendirme kriterleri (benchmarks) olarak ortaya atılmıştı. Faizlerin ve enflasyonun, tek paraya geçecek ülkelerde birbirine yakın olması (convergence) isteniyordu. Bu yakınlığın ileride bozulmaması için de kamu borcu üzerinde milli gelirin bir oranı olarak üst sınır (yüzde 60) getirilmişti.
Tek paraya geçildiği gün zaten Maastricht Kriterleri önemini yitirdi. Avrupa Topluluğu'nun ilk 6 üyesinden oldukları için İtalya ve Belçika ayrı tutuldu. Bu ülkelerde kamu borcu milli gelirlerinin yüzde 100'ünün üzerinde olduğu halde, "ileride düzeltirler" anlayışıyla Euro sistemine girmeleri kabul edildi. Yani, aslında benzeşmenin olmazsa olmaz şart olduğu tek para sisteminde ayrışma Euro'ya geçildiği gün başlamış oldu.
PARA POLİTİKASI AYRIŞAMADIKÇA
Euro sistemine İspanya, Portekiz ve Yunanistan'ın katılmasından sonra Maastricht Kriterleri Euro içindeki ülkeler için değil, Euro sistemine girmek isteyen ülkeler için geçerli değerlendirme kriterleri
halini aldı. Çünkü, İspanya, Portekiz ve Yunanistan da Euro'ya geçebilmek için aranan "benzeşme" olgusundan uzak ekonomilerdi. Bu ülkelerle beraber Euro içinde ayrışma hızlandı.
Tek para sistemi teknik bir konuydu. Siyaset her şeyin üzerine çıktı. Konunun teknik tarafı bilerek ihmal edildi. Bugün gelinen noktada Euro içindeki ülkeler şimdi olduğu kadar birbirlerinden hiç ayrışmış durumda olmadılar. Birbirlerinden bu denli ayrışmış bir grup ülke için "tek para politikası" artık para politikasından bekleneni veremez hale geldi. Son dönemde Almanya ile Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Draghi arasındaki anlaşmazlığın temelinde de bu olgu yatıyor.
Almanya ECB'nin yalnızca sorunlu ülkelere yönelik bir para politikası uyguladığını iddia ediyor. Draghi'nin İtalyan olması nedeniyle İtalya'yı koruduğunu söylüyor. Draghi ise "Biz İtalyan, Alman, Fransız ya da İspanyol değil, Avrupalıyız" diyerek para politikasının ortak olduğuna vurgu yapmaya çalışıyor. Ortak para politikasının bu denli birbirinden ayrışmış ülkeler için çalışmadığını elbette o da biliyor.
EKONOMİK GERÇEKLER İLE SİYASİ TERCİHLER
Borç içindeki ülkelerin göreceli olarak fakirleşmesi gerekiyor. Göreceli fakirleşme çeşitli yollarla olabilir: Milli gelir reel olarak düşebilir; ulusal para reel olarak değer yitirebilir, enflasyon yükselirken nominal kurlar aynı paralelde artmayabilir... Euro'nun sorunlu ülkelerinde milli gelirin reel olarak azalmasının dışında diğer hiçbir yol geçerli olmuyor. Dolayısıyla, uyum çok yavaş oluyor. Para politikası tek, ticaret serbest, dolayısıyla enflasyonda bir ayrışma söz konusu olmuyor. Ama, aynı para üzerindeki faizler birbirinden çok farklı.
Benzer sorun Euro'nun sorunsuz ülkelerinde de var. Onlara da deflasyon lazım. Tek para politikası onu da önlüyor. Örneğin, Almanya'da faizlerin artması gerekirken, ECB politika faizini düşürdükçe Almanya'da faizler düşme eğilimine giriyor. Sorunlu ülkeler için hazırlanan tedavi sorunsuz ülkelerin dengelerini bozuyor. Bu ne kadar devam eder? Ekonomik gerçekler siyasi tercihleri değiştiremediği sürece devam eder. Bu süreçte Euro Bölgesi'nin topyekûn fakirleşmesi söz konusu olabilir.
Bir seyahatim nedeniyle yazılarıma bir süre ara veriyorum.