Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Beklenen oldu. Döviz kurları düşmeye başladı. Birçok çevrede faiz artışının geri alınması gerektiği düşüncesi oluşmaya başladı. Bunu ilk seslendiren biri de yerel seçimlerin hemen ardından Başbakan oldu. Başbakan’ın bu fikrini kapalı kapılar ardında dillendirmesi başka, kamuoyu önünde açıklaması elbette farklı oluyor. Merkez Bankası’nı zor durumda bırakıyor. Merkez Bankası’nın siyasetin gölgesinde karar aldığı izlenimi zaten giderek güçleniyordu. Her ne kadar konunun önemini bilenlerce “Çeşitli fikirler ortaya atılır, Merkez Bankası bunları değerlendirir ve toplanıp kendi kararlarını bağımsızca kendileri alır” gibi demeçler vererek Merkez Bankası’nın bağımsız olduğu yönünde izlenim oluşturulmaya çalışılsa da, genel kanaati değiştirmek, beyanatlarla değil gözlemlerle mümkün olabiliyor. Son dönemde Merkez Bankası’nın siyasetin etkisinde olmadığını iddia edebilmek oldukça zor. İddia edilebilse de, inandırıcı olmaktan uzak kalıyor.

        NE YAPARSA YANLIŞ

        Başbakan’ın, bazı faiz oranlarını düşürdüğünde Merkez Bankası’nı tebrik etmesi ne denli yanlış olmuşsa, uyguladığı faiz oranını düşürmesi gerektiği yönündeki açıklaması da o denli talihsiz oldu. Bu demeç üzerine Merkez Bankası faizi indirmese, Başbakan ile çatışıyor izlenimi doğacak. Daha önce söylediğinin aksine, şartlar doğru dahi olsa, Merkez Bankası faizi indirse, bu kez Başbakan’ın dediğini yapmış duruma düşerek para politikasının siyasetin güdümünde olduğu izlenimi vermiş olacak. Kısacası, Merkez Bankası açısından “yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal” durumu yaratılmış oldu. “Faizlerin iki puan düşmesi hâlâ sıkı para politikasının uygulandığı anlamına gelir” yönündeki açıklamalar bu durumu kurtarmaz. Açıklanan faiz oranlarını değiştirmeyip piyasada gerçekleşen faiz oranının Merkez Bankası’nın piyasaya verdiği likidite yoluyla düşmesi de durumu kurtarmaz. Anlaşıldığı kadarıyla, bu yolla Merkez Bankası faizi düşürmüş bile. Yani, örtülü bir biçimde Merkez Bankası faizi düşürmüş. Enflasyonun çift haneye doğru ilerlediği bir süreçte, enerji fiyatlarındaki ayarlamaların yolda olduğu bir aşamada, enflasyon beklentilerini yönetebilme açısından Merkez Bankası’nın bu uygulamasının teknik olmaktan çok siyasi olduğu izlenimi vermesi çok doğal. Bir başka yazımda vurguladığım gibi, faizi düşürmek için haziran ayını bekleyemedik.

        İKİ TARAFLI İTİBAR EROZYONU

        Para politikasına siyasi müdahalelerin ekonomide olumsuzluklar yaratabileceği konusunda Merkez Bankası Başkanı’nın verdiği “1994 Krizi” örneği ise Başbakan ile Merkez Bankası arasında bir çatışma yaşandığı izlenimi veriyor. Başbakan ya da daha genelde siyasetçi ile Merkez Bankası arasında çatışma yaşanması çok doğal. Çatışma olmaması şaşırtıcı olur. Ama, bu çatışmalar daima kapalı kapılar ardında olmalı. Aksi takdirde, kamuoyu önünde bu alanda yapılan tartışmalar iki tarafı da yıpratır. Kamuoyu önünde yaşanan çatışmanın taraflarından biri Başbakan olduğunda, Merkez Bankası yönetiminin yapması gereken Başbakan’a yeni bir yönetim seçme olanağı tanımaktır. 1994 Krizi’ne giden yolda dönemin Başbakanı’na bu olanak tanınmıştı. Kurumsal itibar için yasal zeminin oluşturulması şart, ama yeterli değil. Kurumsal itibar için yöneticilerin kişisel itibarı da gerekiyor. Kişisel itibarın zedelenmesi kurumsal itibara da zarar verirken, hangi nedenlerle olursa olsun, kurumsal itibarın zedelenmesi eninde sonunda yöneticilerin kişisel itibarını da erozyona uğratıyor. Böyle bir durumda kurumsal itibarı yeniden kazanabilmek olanaksız hale gelebiliyor. Bu dengenin hem siyasilerce hem de Merkez Bankası yöneticilerince titizlikle korunması Türkiye ekonomisi açısından hayati bir önem taşıyor. Ercan KUMCU ekumcu@htgazete.com.tr

        Diğer Yazılar