BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Bir gece vakti, iki kardeş arabayla yolda giderken hararetle tartışıyordu. Bu tartışma esnasında aracın önüne aniden çıkan adamı fark etmeyip çarptılar. Adamın öldüğünü anlayınca panikleyip uzun süre ne yapacaklarını tartıştılar. Ancak şokun etkisiyle arabayı kullanan kardeş suçu üstlenmek istemedi, “başarısız”lığıyla tanınan kardeşini suçu üstlenmesi için ikna etti...

Tabii bunlar aslında yaşanmadı; bir dönemin çok konuşulan Kuzey Güney dizisinin konusu böyle başlıyordu. Ancak geçenlerde, buna benzer bir olay gerçekten yaşandı. Emrah Serbes bir ailenin bulunduğu araca çarptı, suçu yanındaki kardeşten yakın arkadaşı Kenan Doğru üstlendi. Tabii bu senaryo gerçek hayata tam uymayınca Serbes 6 gün sonra Twitter’dan itiraf dilekçesi yayınladı ve olaylar gelişti. HT Pazar'dan Ece Ulusum'un haberi...

Anında sosyal medya karıştı. Kimi Serbes’in yeni kitabının çıkacağını sandı, kimi yaptığını “vicdanlı” bulup destek oldu, kimi de “suçu dramatize ettiğini” söyleyip itirafı adeta avukat eşliğinde en küçük detayına kadar hesaplı yazılmış bir savunma metni diye okuyarak kızdı. Serbes olayı bir senaryo gibi kaleme almış, olayın kahramanı gibi bir son sözle de yazısını bitirmişti: “Suçun cezasından kaçabilirsin ama vicdanının azabından kaçamazsın.” Aslında başarılı da oldu. Zira teknik olarak kaza anında alkollü olup olmadığı artık tespit edilemeyecek Serbes’in “dramatik senaryosu” gündemi meşgul ederken, ölüp giden Ayhan, Nilgün, Zeynep Özçelik Ailesi’nin “acı sonu” ve yakınlarının “dramı”ndan herkes uzaklaştı. Bu da Serbes’in bir araca arkadan çarparak ne boyutta bir acıya sebep olduğunun görülmesine, dolayısıyla medyanın büyük bölümü ve kamuoyunda bunun yaratabileceği vicdani tepkiye mâni oldu. O halde bu dramatik kandırmacanın tek tarafı Serbes değil. Bir de kandırılanlar var ve onlar da kandırılmaya hazır, hatta bu tür senaryolara alışkınlar sanki. Peki gerçek ile kurgu arasındaki çizgiyi giderek belirsizleştiren prodüksiyonlar ve “eğlence medyası”nın bu durumdaki payı ne olabilir?

İZLEYİCİLER GERÇEKLERİ YOK SAYDI

Evvela şunu söyleyelim. “Dram” ve “drama”, belki de bile isteye çok karıştırılan iki kavram. Kabaca ilki “acı olay”, ikincisiyse “sahnelenen olay” gibi tarif edilebilir. Buradan hareketle, suç hikâyelerine kurgunun dahil oluşu konusu aslında 1950’lerin sonunda, The Last Resort Mahkemesi’yle başladı. Yapımcılar başta insanların haksız mahkûmiyetini araştıran bir belgesel çekmeyi düşündü; ancak gerçek insanların “dramı”nı anlatan belgesel sıkıcı bulununca içine kurgu kattılar. Hatta belgesel, gerçek kişiler yerine profesyonel oyuncularla çekildi ve oldu size “drama”. İzleyici de gerçeklerden uzaklaşmış, bu bir nevi “artırılmış dram” olayını çok beğendi.

Woodbury Üniversitesi’nin geçen yıl yayınladığı bir makale, bu programın adaletsizliği anlatmada hiç işe yaramadığını, insanların aslında belgesele konu olan olayların gerçekten yaşandığına inanmadığını ortaya koydu, ama ne fayda. Yapımcılar da o vakit işlerin bu kadar büyüyeceğini tahmin edemezdi. 2000’lerde sinema, televizyon, hasılı eğlence sektöründe pik yapan bu tür işler ve “reality” programlar her yanı sardı.

Discovery kanalı da 2009’da, aşktan işe pek çok alanda gerçek hikâyelerden yola çıkarak çekilen suç dramalarına karşı küresel bir iştah olduğunu keşfetti ve tematik bir kanal açtı. Şimdi sadece Investigation Discovery, yılda 700 saatten fazla program üretiyor. Suç programları yayınlayan tematik kanallar dünyada muazzam bir yükselişte. Bugün benim orta halli uydu televizyonumda bile 3 kanal var. Artık televizyonlardaki sabah programları bile suç temalı. Ne kadarı gerçek, ne kadarı kurgu belli değil. Nebraska Üniversitesi’nde medyada suç ve yargı araştırmaları yapan sosyoloji profesörü Lisa KortButler, bu ilginin ardında iyi ve kötü arasındaki klasik mücadele olduğunu söylüyor.

İNSANLAR SUÇ PROGRAMLARI BAĞIMLISI

Netflix’teki “Making of Murderer” gibi programlarda, olay yeri, kanlı cinayet silahları gösterilirken ekranın rengi biraz solup nostaljik bir tona bürünüyor, arkada dramatik bir fon müziği çalıyor, anlatıcı olayı yumuşak bir ses tonuyla aktarıyor. Sözde gerçek olaylar izliyorsunuz ama bu yayın tarzı bile sert, koyu bir kahve kıvamındaki gerçekleri cappuccino’ya çevirmeye yeter. Öyle ki sanki uykudan önce masal dinliyorsunuz.

Gerçek hayatta yaşanan korkunç olayları senaryolaştırma trendi, onları eğlenceli ve seyirlik yapan sanal bir dünya yaratıyor. Acımasız bir katil bu dünyada kahraman, star bile olabiliyor. Bir süre hapiste yatıp çıksa bile eski karısı ve arkadaşını vahşice öldüren O. J. Simpson gibiler elde ettikleri popülaritenin yıllarca adeta sefasını sürüyor. Kimi de gerçek ile sanalı ayırt edemeyip bu suçluların hayranı haline geliyor. Doğru ve yanlış olanı ayırt etmekse zorlaşıyor. 

Bu gibi birçok örnek var etrafınızda. Sadece meşhur Narcos dizisinin Escobar’ı değil, Jeffrey Dahmer, Ted Bundy, John Wayne Gacy, Richard Ramirez ya da David Berkowitz gibi katiller artık popüler kültür efsaneleri haline geldi. İnsanlar kurgusal gerçek hikâyeleri izleye izleye öyle bir kafaya büründü ki LiveLeak gibi video paylaşım sitelerinde tümüyle gerçek cinayet, kaza ve çeşitli ölüm videolarını da eğlence için seyrediyorlar. Arama motoruna suç videoları yazınca milyonlarca sonuç çıkıyor. Bir terör saldırısında sosyal medyaya anında yayılan katledilmiş insanların fotoğraf ve videoları da bunun bir başka açık örneği. Drew Üniversitesi Kriminoloji Profesörü Scott Bonn, “Why We Love Serial Killers” (Seri Katilleri Neden Seviyoruz) kitabında şöyle diyor: “Kamunun onların hayatını izleme hayranlığı, şiddet ve felaket üzerine daha genel bağımlılığının özel bir tezahürü. İnsanlar suçlunun korkunç olaylarına tanıklık etmeyi bir ödül olarak görür. Bu adrenalin salgılamasına neden olur. Bu da bağımlılık yapar...” Tevekkeli değil, Fransız filozof Rousseau, D’Alembert’e Mektup’unda, zar zor kurulan toplumların gündelik hayatından “drama”yı ısrarla uzak tutmak lazım demişti. 

‘ŞÜKÜR BİZİM SUÇ PROGRAMLARIMIZ VAR’

Zira bu tarz programların etkileri arasında, insanları riyakârlaştırmak, etik değerleri ve eşit bireyler olma halini aşındırıp suç işlemeyi kolay hatta meşru göstermek bile var. Michael Moore’un “Benim Cici Silahım” belgeselinden bir detay: Amerika ve Kanada’yı kıyaslıyor. Kanada’da da silah alım satımı çok olmasına rağ- men cinayet ve suç oranı çok düşük. Moore nedenini araştırdığında karşı- sına acayip bir sonuç çıkıyor. Kanada’da medya ve televizyonda suç hikâyeleri ABD kadar dönmüyor. Ve Moore şöyle diyor: “Fazla sıkıcı! Şükür bizim suç programlarımız var.” Geçen hafta ABD’de 58 kişinin ölü- müne neden olan korkunç saldırıyı düşünün. Caninin bunu neden yaptığını belki hiç bilemeyeceğiz. Ama yaptığını korkunç bulmadığı, kendini adeta bir filmin içinde gördüğü şu ana kadar elde edilen bulgulara göre gayet açık değil mi?

Uzmanlar ne diyor?

‘Silahlanmaya yönlendiriyor’

Uzman Psikolog İpek Özaktaç (Medical Park Gaziosmanpaşa Hastanesi)

“Toplum açısından uygun bulunmayan davranış ve tutumların geniş kitlelerce onaylanıyor ve alkışlanıyor olması bir risk yaratır. Şiddet içerikli tutumların normalleştiriliyor olmasının insanların gerçeklik algılarını değiştirdiğini görebiliyoruz. Şiddet içerikli diziler ve programlar bireyleri daha fazla fiziksel şiddet kullanmaya ve hatta silahlanmaya yönlendiriyor.”

‘Empatinin körelmesine neden olabilir’

Psikiyatr Doç. Dr. Hakan Atalay (Okan Üniversitesi Hastanesi)

“Yaşanmış kötü olayların dramatize edilerek izleyenlere sunulması, insan doğasında eskiden beri mevcut olan karşıdakine acıma, üzülme, merhamet gibi duyguların, empati yetisinin körelmesine neden olabilir. Olayların kanıksanması ve acıma, korku gibi duyguların tekrarlarla köreltilmesiyle insanları bir arada tutan, “prososyal” denen duygular gücünü yitirebilir. İnsanlar birbirine kayıtsızlaşabilir. Bu da ortak yaşamın giderek daha zor hale gelmesine neden olabilir.”

‘Suçtan etkilenen kişiler yalnızlaşır’

Psikiyatr Yrd. Doç. Dr. Alper Evrensel (Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi)

“Gerçek olayları dramatize etmek toplumsal reflekslerin zayıflamasına neden olur. Zarar gören biri karşısında tepkisiz kalmaya başlanır. Suçtan etkilenen kişilerin yalnızlaşmasına ve suçluların daha pervasız olmasına yol açabilir. Uzun bir zaman sonra ise suç oranlarının arttığı ancak bunun normal görüldüğü bir topluma doğru yavaş yavaş gelinmiş olur.”

‘Şiddeti meşrulaştırır’

Ruh ve Sinir Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Gürbüz (Medicana International İstanbul Hastanesi)

“Bu gibi şeyler gerçekle başa çıkamayınca zararlı boyutlara gelir. Dramatize edilirken olayın nasıl dönüştürüldüğü önem taşır. İnsanlar hikâyenin dönüştüğünün farkına varmayabilir ki bu gibi durumlar toplumsal ilişkilere de yansır. Çünkü bu şiddeti meşrulaştırmaktır. Kötü unsurları kahramanlaştırmak doğru değildir. İnsanlar onları rol model alabilir."

YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
2000
2000