Marsh Risk Danışmanlığı Türkiye, Ortadoğu ve Doğu Avrupa Lideri Hakan Kayganacı, piyasalardaki belirsizliğin ana nedenlerinden birinin güvensizlik olduğunu ve güveni sağlayacak en önemli unsurun ise Kurumsal Risk Yönetimi (KRY) olduğunu bildirdi.
Risk yönetimi ve danışmanlık şirketi
Marsh Türkiye'nin düzenlediği Kurumsal Risk Yönetimi (KRY) Konferansı öncesinde İMKB'de gerçekleştirilen toplantıda konuşan Kayganacı, sürdürülebilir büyüme için kurumsal risk yönetiminin şart olduğunu belirtti.
''Risk, bir olayın gerçekleşerek şirket aleyhinde sonuçlar doğurması ve hedeflere ulaşılması yolunda engel oluşması ihtimalidir'' diyen Kayganacı, 2 tip riskin bulunduğunu, birincisinin 'saf risk', diğerinin ise 'spekülatif risk' olduğunu söyledi. Kayganacı, saf riskin her zaman kayıp ihtimalini içerdiğini, ancak spekülatif riskin ise hem karla hem de zararla sonuçlanabileceğini kaydetti.
Kayganacı, son 10-15 yıl içinde kurumların karşılaşabileceği risklere ve bu risklerin yönetimine verilen önemin arttığını dile getirerek, kurumsal risk yönetiminin kurumun içeride veya dışarıda karşı karşıya kaldığı riskleri ortadan kaldırmayacağını, ancak işletmenin bu risklerden etkilenme yüzdesini aşağı çekeceğini vurguladı.
Küresel dalgalanma sürecinde piyasalarda oluşan güven bunalımına değinen Kayganacı, şöyle devam etti:
''Piyasalardaki belirsizliğin ana nedenlerinden biri güvensizliktir. Güveni sağlayacak en önemli unsur ise kurumsal risk yönetimidir. Güven eksikliğini en önemli risk olarak görüyorum. Aynı zamanda likidite azlığından bahsediyoruz. Bu durum söz konusu olduğunda şirketlerin kendi kaynaklarını en iyi şekilde yöneterek, tasarruf sağlaması ve risklerini yönetmesi en önemli ihtiyaçtır.''
-''HALKA AÇILMADA EN ÖNEMLİ İHTİYAÇ GÜVEN''-
Hakan Kayganacı, gelecekte şirketlerin sermaye ihtiyacını sağlamada en etkin yöntemlerden birinin şirketlerin halka açılmaları olduğunu vurgulayarak, ''Sermaye halka açılma yoluyla sağlanacaksa, hak sahiplerinin en önemli ihtiyacı güvendir. İşte risk yönetimi burada kritik bir rol üstleniyor'' diye konuştu.
Sermayenin kredi yoluyla sağlanacağı durumlarda ise kredi derecelendirme kuruluşlarının önemli bir rol üstlendiğini ifade eden Kayganacı, bu doğrultuda kredi derecelendirme kuruluşu olan S&P (Standard&Poor's)un, 7 Mayıs 2009 itibariyle şirket derecelendirmelerinde kurumsal risk yönetimi uygulamalarını ve varlığını sorgulamaya başlayacağını bildirdi.
Kayganacı, bu durumda da global kriz koşullarında zaten az olan likiditenin daha doğru ve riski daha iyi yönetilmiş yatırımlara gitme şansının olacağını söyledi.
-FİNANSAL KRİZLER VE 2001'DEKİ ADIMLAR TÜRKİYE'Yİ İYİ DURUMA GETİRDİ''-
Türkiye'de reel sektörün karşılaştığı riskler ve global krizin etkilerine de değinen Kayganacı, şunları kaydetti:
''Krizi fırsata çevirmek hafıza ve tecrübe işidir. Risk bilinci sigortayla başlıyor. Sigortanın temeline baktığımız zaman hep kayıptan söz edebileceğimiz riskler var. Sonucunda kazanç olması için bir geçmişinizin olması gerekli. Türkiye bu süreci yaşıyor. Yaşamış olduğu tüm finansal krizler ve 2001 yılında atmış olduğu adımlar ve bazı konjonktürel durumlar aslında Türkiye'yi iyi duruma getirmiş halde.
Türkiye ekonomisinin en büyük dezavantajı şirketlerin kendi öz kaynaklarıyla işlerini yürütebilecekleri, kar marjı yüksek iş sahalarının çok fazla olmaması. Kar marjı daha düşük iş kollarının olması bu anlamda elimizi bağlıyor. Katma değeri yüksek olan işler yaratmak ve bunları pazarlamak Türkiye'yi güçlendirecektir. Aslında Türkiye'de belirli bir risk bilinci ve bu durumu fırsata çevirmeyi düşünen kurumlar var.''
Hakan Kayganacı, Türkiye'de birçok kuruluşun risk yönetimi konusunu gündemine almaya başladıklarını, ancak bazı riskler için atılacak adımlarda, maliyet ve kaynak konusunda çekimser kalındığını, kredi riskinin bu durum için güzel bir örnek olduğunu ifade etti.
Kriz öncesinde kredinin, rahatlıkla sigortalanan bir risk olduğunu, ancak kriz sonrasında piyasalarda oluşan koşullar sebebiyle sigortalanmasının zorlaştığına işaret eden Kayganacı, zamanında bu konuya eğilen şirketlerin bu dönemde rahatlıkla teminat bulabildiklerini, zamanında bu konuya eğilmemiş şirketlerin ise zorlandıklarını ifade edebileceğini sözlerine ekledi.