NÜKLEER santral yapımına ilişkin yarışma iptal olunca, nükleer enerji alanındaki fikirlerimizi yazabilmenin fırsatı doğdu. Gazetemizi çatısı altında bulunduran grup, nükleer enerji santralı yapmaya talip olunca yazmak zordu.
Şimdi rahatız artık. Nükleer enerjiyle ilgili ilk yazımı 1990’ların ortasında yazmıştım. “Bu ülkeye nükleer enerji şart” diye. Şimdi hâlâ aynı fikirdeyim.
En ucuz ve en temiz enerjiden bu ülke de faydalanmalı. Türkiye nükleer enerji için 1960’larda düğmeye bastı. 40 yıldan fazla bir süre önce. Bu yatırım için işe alınan ilk mühendisler hiçbir şey yapmadan emekli oldular. İkinci jenerasyon da olmak üzere.Akkuyu’da bu işe tahsis edilen arazi cangıla dönüştü.
Rusların başını çektiği konsorsiyum, nükleer enerji için son olarak 12.36 sentlik fiyata kadar düşmüştü. Bu fiyat 23 yıl boyunca geçerli olacaktı. Yani
zamanla yükselecek bir fiyat değildi. 2030 yılında da aynı fiyattan enerji vereceklerdi. 23 yılın sonunda, yatırımın maliyeti karşılandıktan sonra ise enerji maliyeti daha da düşük olacaktı Türkiye için. Yarınki fiyatı belirsiz doğalgazdansa, 23 yıl boyunca fiyatı belli bir enerji kaynağımız olacaktı. Üstelik de sıfır karbon emisyonuyla. Yüzde 80’i geri dönüşümlü nükleer yakıtla.
Bunlar önemli değil. Artık geçmiş olsun. Ancak şunu söylemem gerek.
Kim yaparsa yapsın, isterse devlet kendisi, isterse Ruslar, isterse başkası.
Türkiye’nin enerji üreten ülkeler tarafından soyulmaması için nükleer enerji şart. Çevreciler haklı olarak “Ya atıklar” diyeceklerdir. Dünyada 500 civarında nükleer santral var. Bizim sağımızda, solumuzda, her tarafımızda
var. Dünyaya zarar verecek olan sadece Türkiye’ye kurulacak olan mı?