ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

MUHSİN KIZILKAYA / GAZETE HABERTÜRK
YAZI DİZİSİ - USTAYA VEDA

Türkçe'nin ses bayrağı yarıya indi! Yaşar Kemal’in sözlüğünde bu ülkenin adı, “bin bir çiçekli bahçe”ydi. “Bir bahçede hep aynı çiçekten olursa o bahçe güzel olmaz. Sen, ben, o varız diye güzel bu bahçe. Koparma farklı çiçekleri, kalsın renkleriyle kokularıyla...” derdi. O, bu bahçenin tam ortasında koca bir çınar ağacıydı. O ağacın gölgesindeki bütün halklar kardeşten de öte, sevgiliydi. O yüzden Kürt’tü, Türk’tü, Arap’tı, Laz’dı, Çerkez’di, Ermeni’ydi, Musevi’ydi, Rum’du, Ezidi’ydi. O yüzden tüm insanlığın ortak değeriydi. Şimdi, “O güzel adam o güzel ata binip gitti”.



CUMHURİYET’İN KAZANIMI

Çocukken tek gözü kör oldu, yanında babası öldürüldü, kekeme oldu. 2013’te Cumhuriyet’in 90’ıncı yılı münasebetiyle özel bir “ek” hazırlayan Hürriyet Gazetesi, aralarında benim de bulunduğum bazı yazar, gazeteci, bilim adamı ve sanatçılara, “Sizce Cumhuriyet’in en büyük kazanımı nedir?” diye bir soru sormuştu. Ben hiç tereddütsüz soruya, “Cumhuriyet’in en büyük kazanımı Yaşar Kemal’dir” cevabını vermiştim. Basit bir gerekçeyle... Öyle bir rejim düşünün ki, kuruluşundan itibaren Kürtlerin varlığını inkâr etmiş, dillerini yok saymış, asimilasyona tabi tutmuş fakat yine aynı rejim, kendisiyle birlikte doğmuş, ortaokuldan terk bir Kürt çocuğunun, sadece yeteneği ve yazarlık içgüdüsüyle “Türkçenin ses bayrağını” en yüksek yere dikmesine de vesile olmuştu... Daha ne olsun? Cumhuriyet olmasaydı Yaşar Kemal olmazdı, o yüzden Yaşar Kemal olmadan Cumhuriyet rejiminin gerçek karakterini çok iyi anlayamayız. Biz sıradan insanlar günlük hayatımızı 300 kelimeyle idame ettiririz, Yaşar Kemal’in sözlüğünde tam 6 bin Türkçe kelime vardı. Gerisini varın siz hesaplayın!



CENNET VE CEHENNEM

Cumhuriyet ilan edildiği yıl ve ay, dünyaya geldiğini hesaplamış Yaşar Kemal. Cumhuriyet 3 yaşındayken, o da bütün hayatını etkileyecek, kuşatacak korkunç musibetleri arka arkaya yaşamaya başlamış. O yüzden, herkesin cenneti olan çocukluğu Yaşar Kemal’in için bir cehenneme ve bir korku dağına dönüşmüş. Cennet ile cehennem arasında gelgitleri yaşadığı, baştan ayağa korkuya, bütün ruhuyla acıya kesildiği, bir çocuğun başına gelebilecek en büyük felaketin bundan daha büyük bir felaket olamayacağına herkesin yemin edebileceği, o en masum, o en güzel, o en acılı, o en hüzünlü, o en dramatik, o en uçarı, o en mutlu, o en mutsuz yılları, her ne kadar çeşitli romanlarının bir yerine serpiştirdiyse de, otuz iki kısım tekmili birden geniş bir anlatımı, “Kimsecik Üçlemesi”nin “Yağmurcuk Kuşu” adlı romanının birinci cildinde var. O kitap, Yaşar Kemal’in “kayıp cennetini”, “yeryüzü cehennemini” anlattığı, Antik Yunan tragedyalarına benzer bir formla yazdığı en önemli romanlarından birisidir.



BİR CÜMLE, 3 CİLT ROMAN

“Gerçek bir hayat hikâyesinden bir roman yaratmak zordur” derdi. Çünkü hayatın gerçekleri, sınırlar koyar yazara. Kendi hayalinin ürünü olan bir hikâye, eğer büyük bir yazarsan, önüne sonsuz ufuklar açar. O ufuklara doğru kalemini dört nala kaldıran bir yazar, atlar hayal atının sırtına ve olağanüstü bir hikâye çıkarabilir ortaya. Bir hayattan bir roman olmaz, ama bir hayat, bir romancıya çok güzel anlar sunabilir. İşte sözünü ettiğim o roman, onun kendi hayatından o “olağanüstü” anların romanıdır. Tek bir cümlenin ürünüdür aslında. Karlı bir kış günü, Sıraselviler Caddesi’nden, Arif’in Yeri’ne, “Çiçek Bar”a giderken, peşinden koşar adım yetişmeye çalış- tığım bir anda kulağıma bir sır fısıldar gibi söylemişti o romanın özetini: “Ben küçükken, babam bana hep Van’dan Çukurova’ya göç macerasını anlatırdı. Derdi ki: ‘Oğlum yol buyunca hep çocuk sürülerini gördük.’ Bu cümle hayatım boyunca kafamın içinde çınlayıp durdu. Kimsecik Üçlemesi’ni yazmaya oturdu- ğumda, kafamda bu cümle vardı. Ve bu cümleden 3 cilt roman çıkardım.”

AİLESİ 1915’TE VAN’DAN ÇUKUROVA’YA GÖÇ ETTİ

Ruslar Kafkas Dağları’nı aşıp girdiğinde Doğu Anadolu’ya, Erzurum’a, Ağrı’ya, Van’a, Hakkâri’ye kendilerinden önce korkuları geldi. Haber tez yayıldı, “Acımasız gavur ölüm kusan toplarını almış yanına geliyor”, bir süre sonra bu haber bir top korkuya dönüştü, bu top büyüdü, büyüdü, bir çığa dönüştü, o çığ da koptu ve bütün bir coğrafyanın üstünü örttü. Durumu “Kimsecik” romanında şöyle anlatır: “Akşamüstüydü, gün kavuşuyordu, birden köyün ortasına bir top güllesi düştü, köyün tam ortasında kaynayan sıcak sulu pınarın sularını havaya fışkırttı, orada derin bir çukur açtı. Top gülleleri artık ardı ardına köyün ortasına, yanına yönüne düşüyordu. Toz duman, çığlıklar, melemeler, böğürmeler, kişnemeler, horoz sesleri, gölün uğultusu, yankılanmalar, bir kıyamet gününün akşamüstüydü. Çok kişi ölmüş, çok kişi yaralanmıştı.” Aileye göç yolları, işte o zaman, 1915 yılında böyle göründü. Van’ın Arnês Köyü’nden, henüz bilmedikleri bir yere doğru yola çıktıklarında, göl kenarında bir amca bıraktılar. Amcası kayıp bir sevgiliyi gölün mavi sularında kaybettiğini sanıyordu, oysa bıraktığı yer, denizi bu denize hiç benzemeyen bir başka deniz ülkesi İstanbul’du ama olsun, deniz denizdi işte, o sevgili o denizin içinde olduğu sürece, o orada nöbet bekleyecekti. Kardeşini orada bırakıp yola çıktı babası Sadık... 

SÜRÜ HALİNDE ÇOCUKLAR 

Yanında karısı Nigar Hanım var, yaşlı anası Hırde Hatun ve başkaları... Sonradan her biri birer roman kahramanı... “Ortadirek”teki Meryemce ne çok benziyor Hırde Hatun’a mesela... Van’dan Çukurova’ya kadar, yol bir felaket... Birinci Cihan Harbi yakıp yıkmış dağı taşı bile... Ne kadar Kürt, Türkmen, Süryani, Nasturi, Ezidi, Keldani erkeği varsa hepsi silah altında... Geride kalmış sürüler halinde çocukları... Aç, sefil, üryan... Mezopotamya toprakları kan ağlı- yor, “Fırat Suyu Kan Akıyor”, o kana bulaş- mış çocuk çığlıkları arş-ı âlâ’ya yükseliyor... Anası Hırde Hatun, tıpkı kahramanı Meryemce gibi yolculuk boyunca hep oğlu Sadık’ın sırtında... Bir yerde ana durduruyor oğlunu, “Çalının arasında bir inilti duydum oğul” diyor. Durup bakıyorlar, orada bir yaralı çocuk... Alıyorlar yanına o çocuk sürüsünden düşmüş o yaralı çocuğu, adını soruyorlar, “Yusuf” diyor. Aile böyle varıyor Çukurova’ya, Osmaniye’ye. Orada Yusuf’u hekime gösteriyorlar, hekim derman sürü- yor yaralarına. Oradan Toprakkale’ye gidiyorlar. Hırde Hatun’un istediği üzerine burada bir ev satın alıp yerleşiyorlar. Sabah kalkıyor ki hane halkı, Hırde Hatun ruhunu teslim etmiş Yaradan’a... Yaşlı kadını orada Toprakkale kabristanına defnedip tekrar yola çıkıyor, Kadirli’ye varıyor aile...

‘ONLAR KUŞ DEĞİL ERMENİ’

Çukurova adeta insansız o devirde. Bütün Ermenilerin kanı akıtılmış, kalanları aşağıya, Mezopotamya ovasına, kızgın çöle sürmüşler. Göç yolları görünmüş buranın yerleşik halkına, geride kalan malları, konakları, tarlaları kapanın elinde kalıyor. Mal, mülk, kasır, konak çok ama ahali yok... Nüfus azalmış, gelip isteyene hemen bir Ermeni’nin boş konağını üzerine tapuluyorlar. Babası Sadık böyle varıyor İskan Komisyonu Başkanı’nın huzuruna. Başkan onu iyi karşılıyor. Gerisini “Kimsecik” romanında da uzun uzun anlatıyor zaten... “Bak Kürdoğlu, sana bir konak veriyorum ki kasabanın en güzel konağı. Sana tarlalar veriyorum ki ovanın en bereketli toprakları. Semail’in konağı, tarlaları senin...” diyor başkan. Sadık istemiyor, “Anam derdi ki: Yuvasından atılmış bir kuşun yuvası başka kuşa hayretmez” diyor. Başkan kızıyor: “Onlar kuş değil, Ermeni.” Uzun bir münakaşadan sonra başkan iki jandarma çağırıyor: “Bunları alın, doğru yılanların oynaştığı o kayalık Hemite Köyü’ne götürün. Görsün gününü orada.”

EVDE KÜRTÇE KÖYDE TÜRKÇE

O zamanlar Hemite Osmaniye’ye değil, Kadirli’ye bağlı. Hemite’de köylüler onları çok iyi karşılıyor. Elbirliği yapıp yeni komşularına, duvarları kamıştan, damı sazdan “huğ” dedikleri güzel bir ev yapıyorlar. Köyde üç çeşit toprak var; mavi, sarı kırmızı... Dileyen evini istediği renkten toprakla sıvıyor. İşte Yaşar Kemal bu köyde, bu evde dünyaya geliyor. Doğum yılını 1923 olarak hesaplamış. Çukurova’da ekim ayının sonuna doğru yayladan inilir. Kemal’in aileye katılması babasını sevince boğar. Her yıl onun için bir kurban keser. Doğduğu evde Kürtçe, köyde herkes Türkçe konuşuyordu. Türkmen Köyü’nde tek Kürt aileydi onlarınki. O da 9 yaşına kadar Kürtçe konuştu kekeleyerek. Birisi bir gün, aksanıyla dalga geçti, “Ermeniler gibi Kürtçe konuşuyorsun” dedi. O günden itibaren ağzından tek kelime Kürtçe çıkmadı. Anadilini unuttu. Kemal 3.5 yaşındaydı. Babası koyunu avluda kesmiş, askıya asmış, derisini yüzüyordu. O da meraklı gözlerle babasını seyrediyordu. Bir anda bıçak deriden kaydı, babasının elinden fırladı, karşıda kocaman gözlerle onu seyreden oğlunun sağ gözünün üstüne saplandı. O gözü bir daha da hiçbir şey görmedi. Bu ilk felaketiydi ama bir kere felek külahını yan yatırmıştı; son olmayacaktı.

'YÜREĞİM AĞRIYOR ANA' 

Tam 1 yıl sonra 4 yaşındayken bu kez camide daha büyük bir felaket geldi, çocukluğunun o cennet yıllarını cehenneme çevirecek olan felaket... Hani ailesinin Van’dan gelirken bulup yaralarını iyileştirdikleri Yusuf var ya, o evlatlık, bu kez hiçbir sebep yokken camide babası Sadık’ı gözünün önünde bıçakla delik deşik etti. O gece sabaha kadar uyumadı, hep ağladı. Tek bir cümle çıktı ağzından, hep, “Yüreğim ağrıyor” dedi anasına. Sabah olduğunda bu cümleyi de kuramadı. Artık kekemeydi. Körlüğün üstüne kekemelik gelmişti. 12 yaşına kadar hep kekeme yaşadı, sadece türkü söylerken dili çözüldü. O da türkülere sığındı, konuşmaktan çok türkü söyledi. O kadar çok türkü söyledi ki, bir süre sonra köyde adı “Âşık Kemal”e çıktı. Babasının ölümüne uzun yıllar inanamadı, mezarına hiç gitmedi. Uzun bir süre mezarlığın yanından bile geçmedi. Öldüğünden dolayı da ona derinden kırıldı, küstü. Babası Sadık’tan çok mal mülk kalmıştı. Amcası Tahir her şeyi har vurup harman savurdu. Çabucak yiyip bitirdi her şeyi. Beş parasız kalmışlardı. Bu arada aynı amcası annesiyle de evlendi. İki karılı, beş parasız adam huzursuzluğun kaynağı oldu. Çocukluğu böylece cehennem olup çıktı.

BÜTÜN ÖMRÜNÜ BARIŞA VAKFETTİ

Türk edebiyatının büyük ‘Usta’sı, yazar Yaşar Kemal, akciğer enfeksiyonu ve kalp ritim bozukluğu sebebiyle tedavi altına alındığı İstanbul Tıp Fakültesi’nde yaşamını yitirdi. 92 yaşındaki Yaşar Kemal, 14 Ocak’tan bu yana hastanede tedavi görüyordu. Kemal’in hayatını kaybetmesinin ardından konuşan doktoru Prof. Dr. Mehmet Akif Karan, “Organ yetmezliği vardı. Üzerine eklenen bozucu faktörlerin etkisiyle kalp, akciğer ve diğer organların etkilenmesiyle ortaya çıkan bir durum. Yapay solunum desteği veriliyordu” sözleriyle ölüm nedenini açıkladı. Yazarın eşi Ayşe Semiha Baban, doktora ellerinden gelen her şeyi yaptıkları için teşekkür etti, “Maalesef elimizden bir şey gelmiyor” dedi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Baban’ı arayarak başsağlığı dileklerini sundu ve taziyelerini iletti. Yaşar Kemal, yarın Teşvikiye Camii’nde kılınacak öğle namazının ardından Zincirlikuyu’da toprağa verilecek. 

TAZİYE MESAJLARI 

Abdullah Gül: “Yarattığı eserlerin hepimizin düşleri ve umutları olmaya devam edeceği ve içimizdeki sevgiyi ve vicdanı ayakta tutacağı inancıyla kendisine Allah’tan rahmet diliyorum.” Ahmet Davutoğlu: “Duyduğum hüznü ifade edecek kelime bulmakta zorluk çekiyorum. Ülkemizin çok önemli bir değeri olan, dünya edebiyatına ölümsüz eserler kazandıran Yaşar Kemal’e Allah’tan rahmet niyaz ediyor, sevenlerine ve bütün milletimize başsağlığı diliyorum.” Kemal Kılıçdaroğlu: “Yaşar Kemal, edebiyatımızın dev çınarlarından birisi. Büyük bir üzüntü duyduk. Halkımızın başı sağ olsun. O, bizim edebiyatımıza destanı kazandıran bir edebiyatçıydı.” Devlet Bahçeli: “Fikriyatı ne olursa olsun, Türk edebiyatının usta kalemi, Türk romanının dev ismi Yaşar Kemal’in vefatından büyük bir üzüntü duydum. Halkından kopmayan merhum Yaşar Kemal’e Allah’tan rahmet diliyor, ailesine, sevenlerine ve milletimize başsağlığı temenni ediyorum.”

SON ÇAĞRISI: SAVAŞ BİTSİN

Barış için, silahların bırakılması için büyük bir adımın atıldığı 28 Şubat’ta hayata veda eden Yaşar Kemal, “Bu Bir Çağrıdır” adlı son kitabında, 1992’den bu yana umutla dile getirdiği demokrasi, insan hakları ve barış çağrılarını, uyarılarını, söyleşilerini, bu konulara dair yazılarını bir araya getirmişti. Büyük ‘Usta’, “Türkler de Kürtler de bu savaşın bitmesini istiyorlar, bundan kuşkum yok” diyordu. Kitabın önsözüne “Böyle çağrıları çok yazdım, 20 yıldır yazdıklarımı bir araya toplayarak bir daha çağrıda bulunayım dedim. Ne söylense sanki duyan yok, gören yok” diye başlayan yazar, “Gençliğimde, gazetecilik yıllarımda Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda birlikte savaşmış Türkleri de, Kürtleri de, onların sevgi ve dostluk dolu anılarını da çok dinledim. Bugün onların çocukları, torunları böyle bir kardeş savaşını kabul etmemeli. Etmiyorlar da. Bu savaş inanılmayacak kadar uzun sürdü. Türkler de Kürtler de bu savaşın bitmesini istiyorlar, bundan kuşkum yok” diye duygularını dile getiriyordu. Yazar, ‘Türkiye Barışını Arıyor’ başlıklı yazısına Atatürk’ün 1923’te İzmit’teki konuşmasından bir alıntıyla başlıyor ve ekliyordu: “Savaşın ne zaman çıkacağını beklemek, ölümü beklemek gibidir. Savaşlar insanların ölüm fermanıdır. Savaşlar, üstünde yaşadığımız toprakların, doğamızın ölüm fermanıdır.”

YAŞAR KEMAL... 

Doğum tarihi: 1923 (bazı kaynaklara göre 1926) 
Doğum yeri: Osmaniye 
Çocukları: Raşit Gökçeli 
Medeni hali: Ayşe Baban ile evli. 
Eserleri: 71 yıllık yazın hayatına 26 roman, 11 deneme, 9 röportaj, 2 öykü, 1 şiir alanında eser sığdırdı. 
Aldığı ödüller: 38 
Başlıca Ödülleri: Uluslararası Cino del Duca ödülü, Légion d’Honneur nişanı, Commandeur payesi, Fransız Kültür Bakanlığı Commandeur des Arts et des Lettres nişanı, Premi Internacional Catalunya, Fransa Cumhuriyeti tarafından Légion d’Honneur Grand Officier rütbesi, Alman Kitapçılar Birliği Frankfurt Kitap Fuarı Barış Ödülü’nün de bulunduğu 20’yi aşkın ödül, 2’si yurtdışında 5’i Türkiye’de olmak üzere, 7 fahri doktorluk payesi.

  • Yaşar Kemal
  • Ustaya Veda
  • muhsin kızılkaya
  • Hemite
  • İnce Memed
  • adana
  • Barış
  • roman
  • Nobel ödülü
  • hayatını kaybetti

Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Tüm yorumları göster(12)
Kalan karakter : 2000