06 ARALIK 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

Atatürk’ün entelektüel biyografisini İngilizce, Fransızca ve Almanca yayımlayan Prof. Dr. Şükrü Hanioğlu, Atatürk’ün okuduğu kitapları, onları nasıl yorumladığını ve onlardan yararlanarak ne gibi tezler ürettiğini Habertürk’e anlattı...

- Atatürk’ün zihin dünyasına dair bilmediğimiz neler var?

Okuduğu çalışmalar, bunları nasıl yorumladığı ve ne gibi tezler ürettiğine baktığımızda Atatürk’ün yaşadığı toplumsal gerçeklik ve entelektüel dünyanın ürünü olduğunu görüyoruz. İkincisi ise oturduğu yerden “dehası sayesinde” kimsenin aklına gelemeyecek, evvelce hiç tartışılmamış siyasetler yaratan insanüstü bir varlık değil, döneminin entelektüel tartışmalarından yola çıkarak pragmatik tezler şekillendiren bir ‘literatus’, yâni eğitimli sınıf mensubu ve devlet kurucusu niteliklerini taşıdığını görüyoruz. Onun 19. asır bilimciliği, İkinci Meşrutiyet Garpçılığı ve Mısır’da neşrolunan Türk dergisi ile başlayan “din ile bağdaştırma karşıtı” milliyetçi hareketten zannedilenin üzerinde etkilendiğini dile getirebilmek mümkün. Atatürk’ün düşünceleri değerlendirilirken düşülen önemli bir hata böylesi tartışmalardan etkilenmiş olduğunun kabulünün onun görüşlerinin “önemini azalttığı”nın varsayılmasıdır. Halbuki Atatürk’ün tezlerinin kaynaklarının olması onları önemsiz kılmaz ve onların özgünlüğüne halel getirmez.

‘VİZYONU BİLİMCİLİK TEMELLİ DEVLETTİ’

- Atatürk bugüne dair neleri öngörmüştü?

Bir öngörmeden ziyade vizyondan bahsetmek bence daha anlamlı olur. Atatürk bir kâhin değil, bir tasavvuru hayata geçirmeye çalışan bir devlet kurucusuydu. Onun vizyonu, bilimcilik temelli ve milliyetçi ideolojiye dayanan bir devlet kurmak ve bulunduğu coğrafyada “Batı kültürünü temsil eden” bir millet inşa etmek idi. Kendisi bunun yanı sıra tekil bir modernlik yaklaşımı ve estetik modernleşme aracılığıyla toplumunu Batı’dakilere benzetmek istiyordu. Bu vizyonun ancak bir bölümü hayata geçirilebilmiştir. -

Peki, Ortadoğu’ya ilişkin düşünceleri nelerdi?

Ortadoğu konusunda Türkiye’nin yaklaşımı ciddi değişikliklere uğramıştır. Türkiye, 1924’te Musul anlaşmazlığının halli için Milletler Cemiyeti’ne gönderdiği yazıda kendisini bir Batılı güç ile anlaşmazlığı bulunan bir Ortadoğu devleti olarak tanımlamıştır. Daha sonra ise kendisini, coğrafi olarak olmasa da kültürel anlamda, Batı’nın parçası olarak görmeye başlamıştır.

- “Şu cümleleri Atatürk bugün için söylemiş” dediğiniz sözleri var mı?

Atatürk’ün düşünceleri ve tezleri belirli bir tarihi bağlam ve gerçekliğin ürünüdür. Bunları söz konusu bağlam ve gerçeklikten soyutlarsak “anlamsızlaştırmış” oluruz. Dolayısıyla yapılması gereken Atatürk’ün başka bağlamlarda dile getirdiği ifadelerin değişik gerçekliklere uyarlanması değil, onların tarihselleştirilmesidir. Onun ifadeleri ve yazılarına Nostradamus kehanetleri biçiminde yaklaşmak, her şeyden önce ona yapılan bir saygısızlıktır.

- “Atatürk asker olmasına rağmen şu özelliklerden ötürü entelektüeldi” dediğiniz neler var?

Atatürk’ü “literatus” olarak tanımlamak anlamlı olur. O aktif askerlik hayatına karşın antropoloji, tarih, siyaset, din, hukuk, dilbilim benzeri alanlarda kapsamlı okumalar yapmıştır. Ancak, Atatürk’ün, son tahlilde, ilgilendiği konuları siyasete dönüştürmeyi hedeflediği gözden kaçırılmamalıdır. Örneğin, Atatürk antropolojik eserleri antropoloji öğrenmek ya da o alana katkılar yapmak için okumuyordu. Amacı bunlardan millet inşa etme süreci ve Türk Tarih Tezi’nin yaratılmasında istifade etmekti. İslam tarihi üzerine yaptığı kapsamlı okumalar ise bir müçtehid olma hedefinin değil, hilafet ile saltanatın ayrılması benzeri siyasetlerin dayandırılacağı kuramsal zeminleri hazırlama arzusunun ürünüydü. Onun temel sorunu tasavvurunu düşünsel temellere dayandırmaktı. Bu da Türk Tarih Tezi’nde olduğu gibi aşırı liberal yorumlar yapmasına neden olabiliyordu.

- Atatürk yeni bir ulus inşa etme birikimini nasıl sağladı, kimleri örnek aldı?

Atatürk ulus inşa ederken Fransız Üçüncü Cumhuriyeti’ni ve onun başta laiklik olmak üzere uygulamalarını esas almıştır. Burada bir büyük düşünürden ziyade önemli neticeleri alınmış bir tecrübeden istifade etme yaklaşımı belirgindir. Gustave Le Bon’dan Émile Durkheim’a, Ludwig Büchner’den H.G. Wells’e uzanan bir yelpazedeki düşünürlerin fikirlerinden yararlanmaya, bunları vizyonu için bağdaştırmaya çalışıyordu. Kendisi ayrıca İkinci Meşrutiyet Dönemi Garpçı ve Türkçü hareketlerinden de etkilenmişti.

 

Sami AKBIYIK/GAZETE HABERTÜRK


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300