Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Sinema Türk sinemasının en iyi ilk filmleri, mehmet açar yazıları

        MEHMET AÇAR / HT PAZAR

        Son Kuşlar 1965

        Yön: Erdoğan Tokatlı

        Senaryosunu Ayşe Şasa’nın yazdığı film, masalsı melodramların piyasaya hükmettiği bir dönemde gerçekçi bir hikâye olarak dikkat çekmişti. Film, orta halli bir ailenin kızı olan lise öğrencisi Ayşe ile genç mühendis Oğuz’un kırık aşk öyküsünü sade bir sinema diliyle anlatıyor. Özellikle 1980’li yıllarda elden ele dolaşan video kasetiyle kült haline gelmişti.

        40 Metrekare Almanya 1986

        Yön: Tevfik Başer

        Dursun, köyünden getirdiği eşi Turna’yı Hamburg’daki 40 metrekarelik evine hapseder. İnsanlarla pencereden sözsüz iletişim kurmasını dahi engeller. Tevfik Başer, göç sorununa çok uç bir noktadan bakarak meselenin özünü çarpıcı bir biçimde yakalıyor. Dört duvara mahkûm olan Turna, feodal geleneklerini her yere taşımayı öğrenmiş bir erkeğin kurbanı. Klostrofobik etkiler taşıyan etkileyici ve rahatsız edici bir film.

        A Ay 1988

        Yön: Reha Erdem

        12 yaşındaki Yekta büyük bir köşkte halasıyla birlikte yaşar. Adada yaşayan diğer halası ise onu yanına almak ister... Erdem, Boğaziçi’nde ve Adalar’da geçen filminde başı sonu belli olan bir öykü anlatmaktan ziyade bir genç kızın dünyayla olan ilişkisine odaklanıyor. Siyah beyaz görüntüler eşliğinde, neredeyse rüya tadında son derece kişisel bir sinemanın peşine düşüyor ve ortaya seyre değer bir görsel deneyim çıkıyor.

        Camdan Kalp 1990

        Yön: Fehmi Yaşar

        Gözden düşse de hâlâ hali vakti yerinde bir yönetmen olan Kirpi, gündelikçi kadının bir sözünden çok etkilenerek onun sorunlarını çözmek için elinden geleni yapmaya karar verir. Ama gerçekler tahmin ettiğinden farklıdır ve özverileri şehrin varoşlarında hiçbir şey ifade etmeyecektir. Muhteşem öyküsü ve senaryosuyla Türk sinemasının en iyi ilk filmlerinden biri. Tuhaf olan, Fehmi Yaşar’ın ikinci filmini hâlâ çekmemiş olması.

        Karanlık Sular 1994

        Yön: Kutluğ Ataman

        İstanbul’da yaşayan Amerikalı Richie Hunter’ın tuhaf ve gizemli serüvenleri... İşin içine vampirlerin, boğularak ölen oğlunu arayan bir annenin de karıştığı öykü, Boğaziçi yalıları, Yedikule zindanları gibi şehrin en sinematografik mekânlarında geçiyor... Kutluğ Ataman, görüntü yönetmeni Christopher Squires ile birlikte 90’ların postmodern janr sinemasını psikolojik alt metinler ve otobiyografik ayrıntılarla birleştiriyor.

        Yazı Tura 2003

        Yön: Uğur Yücel

        Senaryosunu da yazdığı ilk filminde Uğur Yücel, cephede birlikte savaşan iki askerlik arkadaşının memleketlerine dönüşte başlarından geçenleri anlatıyor. İki ayrı öykü olarak tasarlanan film, diyalogları, başarılı oyuncu yönetimi, inandırıcı karakterleri ve “ilk film havası” vermeyen profesyonel anlatımıyla dikkat çekmiş ve birçok ödül kazanmıştı. Hâlâ Uğur Yücel’in en iyi filmi..

        Dondurmam Gaymak 2005

        Yön: Yüksel Aksu

        Çarşıdaki küçük dükkânıyla büyük dondurma markalarına karşı direnmeye çalışan Ali Usta köylerde dondurma sattığı motorunu kaybeder. Başroldeki Turan Özdemir dışında tümüyle amatör oyuncularla çalışan Yüksel Aksu, memleketi Muğla’da çektiği filminde daha önce benzerine rastlamadığımız tarzda bir kırsal kesim komedisine imza atıyor ve rekabetin acımasızlaştığı bir çağda dayanışmanın, yan yana durmanın önemini gösteriyor.

        Son Kuşlar 1965

        Yön: Erdoğan Tokatlı

        Senaryosunu

        Ayşe

        Şasa’nın yazdığı

        film,

        masalsı

        melodramların

        piyasaya

        hükmettiği

        bir dönemde gerçekçi bir hikâye olarak

        dikkat çekmişti. Film, orta halli bir ailenin

        kızı olan lise öğrencisi Ayşe ile genç

        mühendis Oğuz’un kırık aşk öyküsünü

        sade bir sinema diliyle anlatıyor. Özellikle

        1980’li yıllarda elden ele dolaşan

        video kasetiyle kült haline gelmişti.

        40 Metrekare Almanya 1986

        Yön: Tevfik Başer

        Dursun, köyünden getirdiği

        eşi Turna’yı Hamburg’daki 40

        metrekarelik evine hapseder.

        İnsanlarla pencereden sözsüz

        iletişim kurmasını dahi engeller.

        Tevfik Başer, göç sorununa çok uç

        bir noktadan bakarak meselenin

        özünü çarpıcı bir biçimde yakalıyor.

        Dört duvara mahkûm olan Turna,

        feodal geleneklerini her yere taşımayı

        öğrenmiş bir erkeğin kurbanı.

        Klostrofobik etkiler taşıyan etkileyici

        ve rahatsız edici bir film.

        A Ay 1988

        Yön: Reha

        Erdem

        12 yaşındaki

        Yekta büyük bir

        köşkte halasıyla

        birlikte yaşar.

        Adada yaşayan

        diğer halası

        ise onu yanına

        almak ister... Erdem, Boğaziçi’nde ve

        Adalar’da geçen filminde başı sonu

        belli olan bir öykü anlatmaktan ziyade

        bir genç kızın dünyayla olan ilişkisine

        odaklanıyor. Siyah beyaz görüntüler

        eşliğinde, neredeyse rüya tadında son

        derece kişisel bir sinemanın peşine

        düşüyor ve ortaya seyre değer bir

        görsel deneyim çıkıyor.

        Camdan Kalp 1990

        Yön: Fehmi Yaşar

        Gözden düşse de hâlâ hali vakti

        yerinde bir yönetmen

        olan Kirpi, gündelikçi

        kadının bir sözünden

        çok etkilenerek onun

        sorunlarını çözmek

        için elinden geleni

        yapmaya karar verir.

        Ama gerçekler tahmin

        ettiğinden farklıdır ve

        özverileri şehrin varoşlarında hiçbir şey

        ifade etmeyecektir. Muhteşem öyküsü

        ve senaryosuyla Türk sinemasının en

        iyi ilk filmlerinden biri. Tuhaf olan,

        Fehmi Yaşar’ın ikinci filmini hâlâ

        çekmemiş olması.

        Karanlık Sular 1994

        Yön: Kutluğ

        Ataman

        İstanbul’da

        yaşayan Amerikalı

        Richie Hunter’ın

        tuhaf ve gizemli

        serüvenleri... İşin

        içine vampirlerin,

        boğularak ölen oğlunu arayan bir

        annenin de karıştığı öykü, Boğaziçi

        yalıları, Yedikule zindanları gibi şehrin

        en sinematografik mekânlarında

        geçiyor... Kutluğ Ataman, görüntü

        yönetmeni Christopher Squires ile

        birlikte 90’ların postmodern janr

        sinemasını psikolojik alt metinler

        ve otobiyografik

        ayrıntılarla

        birleştiriyor.

        Yazı Tura 2003

        Yön: Uğur Yücel

        Senaryosunu da

        yazdığı ilk filminde

        Uğur Yücel, cephede

        birlikte savaşan iki askerlik arkadaşının

        memleketlerine dönüşte başlarından

        geçenleri anlatıyor. İki ayrı öykü

        olarak tasarlanan film, diyalogları,

        başarılı oyuncu yönetimi, inandırıcı

        karakterleri ve “ilk film havası” vermeyen

        profesyonel anlatımıyla dikkat çekmiş

        ve birçok ödül kazanmıştı. Hâlâ

        Uğur Yücel’in en iyi filmi..

        Dondurmam Gaymak 2005

        Yön: Yüksel Aksu

        Çarşıdaki

        küçük

        dükkânıyla

        büyük dondurma

        markalarına

        karşı direnmeye

        çalışan Ali

        Usta köylerde

        dondurma

        sattığı motorunu

        kaybeder.

        Başroldeki Turan

        Özdemir dışında

        tümüyle amatör oyuncularla çalışan

        Yüksel Aksu, memleketi Muğla’da

        çektiği filminde daha önce benzerine

        rastlamadığımız tarzda bir kırsal kesim

        komedisine imza atıyor ve rekabetin

        acımasızlaştığı bir çağda dayanışmanın,

        yan yana durmanın önemini gösteriyor.

        Tabutta Rövaşata 1996

        Yön: Derviş Zaim

        Rumelihisarı’nda yaşayan Mahsun (Ahmet Uğurlu) geceyi çaldığı otomobillerde geçiren ama sabah hepsini aldığı yere bırakan, hayvanları çok seven ve kimseye zararı dokunmayan evsiz barksız bir garibandır. Bir gün uyuşturucu bağımlısı genç bir kıza âşık olur... Zaim, toplumun farklı kesimlerinden gelen iki kaybedenin öyküsünü, iyi çizilmiş yan karakterler ve sağlam gözlemlerle bir araya getiriyor. macar@htgazete.com.tr Mehmet AÇAR Kaan Müjdeci’nin 71. Venedik Film Festivali’nde Türkiye’yi temsil eden ve Jüri Özel Ödülü kazanan ilk uzun filmi “Sivas” bu hafta gösterime girdi. “Sivas” vesilesiyle Türk sinemasındaki en iyi ilk filmleri hatırladık

        Sivas 2014

        Yön: Kaan Müjdeci

        Yaralı bir dövüş köpeğini sahiplenen 11 yaşındaki Aslan, köpeğinin iyileşmesiyle maddi değerlerin hâkim olduğu ikiyüzlü ve yalan bir dünyada bulur kendini. Müjdeci, babasından, abisinden devraldığı erkeklik kültürüyle ayakta kalmaya çalışan Aslan’ın iç dünyasını, sağlam bir senaryo ve bir ilk filmden beklenmeyen başarılı bir yönetmenlikle anlatıyor.

        Köksüz 2013

        Yön: Deniz Akçay

        Eşini kaybettikten sonra üç çocuğuna “hem analık hem babalık” yapamayan, tam aksine mutsuzluğunu bütün aileye bulaştıran benmerkezci bir anne... Hayatının en güzel yıllarında gönülsüzce ailenin lideri olmak zorunda kalan 30’lu yaşlarında genç bir kadın, umutsuzca babasını arayan bir delikanlı ve ilgi bekleyen küçük bir kız. Türk sinemasının en gerçekci, karanlık ve dokunaklı aile filmlerinden biri.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ