Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Hollywood hikayemi çalıp film yaptı

        Tam 40 yıldır Paris’te yaşayan Suat Yalaz’a zirvedeyken çekip gitme sebebini soruyorum, şöyle cevap veriyor: “Karaoğlan üzerinde çok emek verdim. 100 macerası yayınlandı, yedi sinema filmi çekildi... Sonra yoruldum ve Paris’e yerleştim. Orada Karaoğlan, Kebir adıyla Fransızca olarak da yayınlanmaya başladı ve gene büyük başarı kazandı. Bunun bana faydası büyüktü. Kendimi buldum. Bir Türk futbolcusu için Türkiye’deki şampiyonluk iyidir ama o kendini Avrupa’da, diyelim ki Milan takımında oynayarak da kanıtlamak isteyebilir. Ben bunu yaptım. İçim rahat, artık dönebilirim.”

        GÜLENAY BÖREKÇİ / HT PAZAR

        -Türkiye’de çizgi roman denince ilk akla gelen Karaoğlan. Bu kadar başarılı olacağını, kült haline geleceğini başından beri biliyor muydunuz?

        Doğrusu böyle bir sükseyi beklemiyordum. Küçüklüğümden beri tarihi kitaplar okumayı, bir de eski Türklerle ilgili hikâyeleri seviyordum. karikatürist olarak kendime yer edinmeye başladığımda, yani 29 yaşımdayken, benden Viyana Muhasarası’nı anlatan bir çizgi roman hazırlamamı istediler. Fakat ben öyle emperyalist bir hikâye anlatmayı istemedim. Gitmişiz, şehri kuşatmışız, kaba kuvvetle almaya, o dönemin kuvvetlisi olarak zayıfı ezmeye çalışmışız... Bunu marifetmiş gibi anlatacak mıydık bir de? 60’ların başıydı, solcu gençler “Go Home Amerika” sloganları atarken böyle bir şey çizmek yakışık almazdı. İlk Türkleri anlatmak geldi aklıma. Dağlarda başıboş çobanlar halinde dolaşan Türklerin bir bayrak altında toplanma süreci daha enteresan geldi. “En zengin dönemimizi bırakıp en yoksul dönemimizi mi anlatacaksın” diye sordular hayretle. Serde solculuk var tabii, “Yoksul ama soylu” dedim. Tefrika böyle başladı. Önceleri sadece kendi egomu tatmin ediyorum sandım. Fakat sonra ortaya çıktı ki, meğer millet böyle bir hikâyeye susamış. Gazetenin tirajı 30 binden 120-130 binlere çıktı bir anda.

        DÜNYADAN HABERSİZDİM

        -Çocukken maceralara atıldığınızı, tutkulu aşklar yaşadığınız, bir kahraman olduğunuzu hayal eder miydiniz hiç?

        Herkes sokaklarda haytalık ederken ben oturup ilk çizgi romanımı yaptım. Fakat öyle tecrübesizdim ki, önce kurşunkalemle çizmek gerektiğini bilmiyor, doğrudan mürekkep kullanıyordum. Çiziyorum, balonu çekiyorum, yazıları yazıyorum... 80 sayfayı böyle bitirdim. Yıllar sonra Bedri Koraman’la Altan Erbulak’a gösterdim, “Kurşunkalemleri iyi silmişsin” dediler. Ne kurşunkalemi! Kayseri’de yaşayan bir çocuk olarak dünyadan habersizdim, çizgi romancıların önce kurşunkalemle taslak yaptığını bilmiyordum. Yıllarca her şeyi öyle çizdim ben, kurşunkalemsiz, silgisiz. Şimdi tabii gözlerim diyabetten dolayı biraz zedelendi, artık imzamı bile kurşunkalemle atar hale geldim. Sorunuza dönersem; küçük yaştan beri hep at resimleri yapardım, ama üzerine de muhakkak kendimi çizerdim. Kılıç kuşanıp koştururken, tırmanırken, uçarken... O yüzden Karaoğlan biraz da benim hayallerimdir.

        -Şimdi Karaoğlan’ı, en azından sinemada geri çağırmak istiyorsunuz...

        Sinemada Recep İvedik fırtınası esiyor ya; çirkinlik, pislik, adilik, avamlık... Karaoğlan o zaman aynı şiddette bir fırtınayı estirmişti, ama yiğitlik, mertlik, güzellik ve kahramanlıkla... O yıllarda millette olan aynı açlık ve susuzluğun şimdi de var olduğunu görüyorum. Tek endişem, bizim film piyasasının hem kaypak hem de epeyce ürkek olması.

        -Birkaç yıl önce dizisi de yapılmıştı...

        Dizilerde çok hızlı çalışmak gerekiyor, Karaoğlan’da da zahmetli sahneler var, yetiştiremiyorlar bir türlü. Bir gün yaşlı ve tecrübeli bir rejisörle konuşuyoruz, bunu söyledim. “Yahu Suat Bey, siz zaten kare kare çizmişsiniz filmi. Diyaloglar da hazır. Onlara bir tek çekmek kalmış, niye yetiştiremiyorlar” dedi. Bu işi bilmeyen adamlar, ellerindeki malzemeyi bile değerlendiremiyor ki. Benim yazdığım diyalogları çıkarıp yenilerini yazmaya kalkıyorlar. Soruyorum, “Beğenmemişlerdir” diyor yapımcı Abdullah Oğuz. Nasıl söylersin sen bunu! Benim yazdığım diyaloğu beğenmeyen adam benden önce bir şey yazmış mı? Yaşar Kemal gelse, Suat Yalaz’ın yazdığını değiştiremez.

        İMİRZALIOĞLU'NDAN KARAOĞLAN OLMAZ

        “Nihayet yeni bir Karaoğlan filmi çekmek için yola çıktık. Kenan İmirzalıoğlu’nun oynamasını istiyorlar. Olmaz ki, Karaoğlan nihayetinde 23 yaşında, sezgileriyle hareket eden atılgan, devrimci, delişmen bir çocuk. Babası var, Baybora, o daha farklı; muhafazakâr. Bir denge kurdum orada; Karaoğlan bir delilik yaptığında babası onu durduruyor, Baybora tutucu davrandığında oğlu ona zamanın değiştiğini söylerek cesaret veriyor. Gerçi bazen babası bile durduramıyor Karaoğlan’ı. Cengiz Han’a kafa tutabilecek kadar cüretkâr çünkü. Zaten tam da bu yüzden o bir kahraman. Babasıyla ilişkisi enteresan. Kavgaya gidiyorlar, babanın aklı oğlunda, oğulun aklı babasında, sürekli koruyup kolluyorlar birbirlerini. Kenan İmirzalıoğlu Baybora’yı oynayabilir, hatta Karaoğlan’ın can düşmanı Camoka’yı bile oynayabilir. Camoka, dazlak kafalı, ne idüğü belirsiz, vahşi ve kuralsız bir adam; onu oynayan aktör büyük sükse yapar. Bir de bu filmin bir starı var zaten; Karaoğlan. Hem çizgi kahramanları tanınmamış insanların oynaması her zaman daha iyi sonuç vermiştir. O zaman Türkiye çapında ilanlar vermiştik, “Karaoğlan aranıyor” diye... Halbuki o dönemin iki büyük ismi olan Ayhan Işık ve Yılmaz Güney oynamak istiyordu. Ama ilanla bulduğumuz isimsiz bir oyuncuyu, Kartal Tibet’i seçtik. Gene öyle olsun istiyorum. Bakalım, göreceğiz. Çekimler sonbaharda başlayacak.

        HOLLYWOOD HİKAYEMİ ÇALDI FİLM YAPTI

        “Kul Bakay’ın Mezarı’nda haydutlar, zengin çocuğu sandıkları Karaoğlan’ı yanlışlıkla kaçırır. Ama çocukla haydutlardan biri arasında zamanla bir dostluk gelişir. Bunu Hollywood’un hikâye avcıları çaldı ve Anthony Hopkins’le Alec Baldwin’in oynadığı The Edge diye bir film haline getirdi. Tesadüf olamayacak kadar benziyorlar. Diyaloglar bile tamamen aynı. Birazcık değiştirip küçük bir aşk hikâyesi eklemişler sadece. Türkiye’deki Karaoğlan’lardan almış olamazlar ama Fransa’da ve dünyanın başka birçok ülkesinde yayınlanan Kebir serisini pekala görmüş olabilirler. Dava açmak istedim ama sonra vazgeçtim.”

        ÇİZGİ ROMAN DA BİR ÇEŞİT FİLM SAYILIR

        -Yakın tarihimizden gerçek kişiliklerin de çizgi romanlarını yaptınız...

        Yakın tarihimize damgasını vuran birçok kişiyi tanımıyorduk. Ben de Enver Paşa’yla birlikte Babıali baskınını gerçekleştiren fedaileri anlatan bir çizgi roman yapmaya karar verdim. Silahları çekip atlarına binerek baskını gerçekleştiren bu adamların hikâyesinden western filmlerine benzer bir şey çıkabilirdi. Sonra sıra diğerlerine geldi. Topal Osman, Çerkes Ethem, İstiklal mahkemelerinin tüm o adsız kahramanları...

        -Karaoğlan’la aynı kandan, aynı türden adamlar mı bunlar?

        Elbette. Padişaha kafa tutan cesur adamlar. Bizim de Hollywood gibi bir film sektörümüz olsa, hepsinin defalarca filmi çekilmişti. Ben 50 milyon dolarlık bir bütçem olmasa da, onların filmini çekmenin bir yolunu buldum, yani onların çizgi romanlarını yaptım.

        FRANSA'DA O GÜZEL KIZLARIMI GİYDİRDİLER

        -Karaoğlan’ın bir sürü kadınla erotik maceraları var. Erotizm çizgi romanın olmazsa olmazı mı?

        Yetişkinler için çizgi roman yaptığım için erotizm şarttı. Bu yüzden çizdiğim güzel kadınları rahatça soydum. Fransa hariç! Orada Karaoğlan 18 yaş altındakiler için yayınlandığından, benim o güzel kızlarımı hep giydirdiler.

        -Niçin Türk kızlarıyla birlikte olmadı hiç?

        Türk kızları bu konularda yasaklıydı, yasağa uymazlarsa kötü kadın olurlardı. Evlendiler diyelim, bu defa da Karaoğlan’ın kahramanlığı kalmazdı. Bayırgülü vardır mesela, yavuklusu... Kız hep evlenmek isterdi, Karaoğlan da tam evlenecekleri sırada bir punduna getirerek kaçıp giderdi.

        MURAT BARDAKÇI (Habertürk Gazetesi Yayın Danışmanı)

        "HERKES OKURDU BUGÜNÜN KURTLAR VADİSİ GİBİYDİ"

        Suat Yalaz Teke Tek’e katılmak üzere Habertürk’e geldiği gün Murat Bardakçı’yla da konuştuk. “Suat Yalaz, Karaoğlan’la hem bize çizgi romanı öğretti, hem de bir nesle tarihi sevdirdi. Cengiz Han ders kitaplarında okunup geçen bir kişilikti sadece. Karaoğlan sayesinde onu, Semerkand’ı, Orta Asya’yı hatta Bizans’ı tanıdık.” “Türkiye’de çizgi romanın babası Suat Bey’dir. Daha önce bazı şeyler yapılmış elbette ama küçük ölçekli kalmışlar. Sağlam dayanakları yokmuş belli ki, o yüzden devamı gelmemiş. Çok güzel bazı çizgi romanlar yapıldı sonradan ama temel gene Karaoğlan’dı, hepsi onun taklidiydi.” “Biz çocukken, Karaoğlan çıkıyor diye perşembe günlerini iple çekerdik. Sadece çocuklar değil herkes okurdu aslında; devlet adamları, bakanlar, sanatçılar, gazeteciler... Babam da okurdu. Mesela Münir Nurettin Selçuk’un Nişantaşı’ndaki meşhur Alaaddin’in dükkânında Karaoğlan fasiküllerini ayırttırdığını hatırlıyorum. Bugünün Kurtlar Vadisi gibiydi. Ciddi bir şeydi. Fransa’da da yayınlanması tesadüf değil. Bugün çıksın, gene alır, gene okurum.” “Karaoğlan’ı sadece çizgi roman olarak ele almamak gerek, filmleri de önemlidir. Mesela kötü adam vardır, Camoka diye. Onu Danyal Topatan canlandırırdı ve öyle iyi canlandırırdı ki, Karaoğlan’dan bile meşhurdu. Camoka bir kavram olarak dilimize bile girmiştir, onun adıyla deyimler vardır.”

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ