Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Zaim'e teselli armağanı

        “Kar Beyaz” ile “Çoğunluk”un varlıklarıyla damga vurduğu ulusal uzun metraj film yarışmasında, 90’lar ekolünden Derviş Zaim’in filmi büyük ödüle uzandı. Ancak bu durum, artık böylesi kendini kanıtlamış yönetmenlerin ‘olmamış’ eserler verince sadece Ankara Film Festivali gibi Türk sineması için genç yetenek çıkarma işlevi gören bir festivalde ipi göğüsleyebileceğini gösteriyor. Zaten Zaim’in; filmini 90’lar ekolünün belki de hiç yapmadığı şekilde buraya yollaması, kendisinin de durumun farkında olduğunu kanıtlıyor. Bu büyük ödül ise muhtemelen filmin en büyük başarısı olarak hatırlanacaktır ilerleyen yıllarda. 22. Ankara Uluslararası Film Festivali’nin yarışmasındaki genel görünüme baktığımızdaysa özellikle alt kültürlerden hikayeler anlatan filmlerin ve farklı ilk denemelerin öne çıktığı görüldü. Böylece son dönemde çokça gördüğümüz gibi bir kez daha eski tüfeklerin, genç yeteneklere karşı kalitesel anlamda direnemediği kanıtlanmış oldu.

        Genelde diğer festivallerde ödül şansları olan filmlerden ziyade ‘ilk filmler’in ya da ‘sürpriz denemeler’in başvurduğu yarışmasıyla kendine özel bir statü edinen Ankara Film Festivali, bu yıl da 10 halkalık bir Türk filmi programına sahipti. Bunlardan yedisi ilk filmdi. Bu sebeple de ‘umut vaat eden yetenek’ için verilen oyuncu, yönetmen ve senarist ödülleri konusunda daha büyük çekişmeye sahne olduğu söylenebilir.

        Yüce, hedeflerine ulaştığı için; Zaim, teselli kapısı olarak gördüğü için başvurmuş

        Zira bu seneki duruma baktığımızda Antalya Film Festivali’nde büyük ödül almış “Çoğunluk” ile 90’lar ekolünün kendini kanıtlamış temsilcisi Derviş Zaim’in “Gölgeler ve Suretler”inin buraya başvurması sürpriz olarak adlandırılabilir. Çünkü Antalya ile İstanbul arasında kalan festival, eğer o etkinliklerde ödül alma şansını kaybettiyseniz veya yabancı festivallerde yarışmadıysanız ancak bir ‘umut kapısı’ olarak görülebilir.

        Bu noktada da Seren Yüce’nin ilk filmi “Çoğunluk” ile Antalya ve Venedik’te aldığı ödüllerden sonra önünde başka katedecek engel kalmadığı için başvuruda bulunması çok da anormal değil. 2010’un kanımca en iyi 1-2 Türk filminden olan eser, orta sınıf aileye bakışı ve yönetmenlik zekasıyla dikkat çekmişti. Zaim ise belli ki genç kuşağın Antalya’da kendisinin en zayıf işini devirdiğini fark edip Ankara’yı bir ‘teselli platformu’ olarak görmüş olabilir.

        “Gölgeler ve Suretler” ilk film olsaydı takdir edebilirdik

        Zira nisanda İstanbul Film Festivali’nde de Tolga Karaçelik, Seren Yüce, Seyfi Teoman, Selim Güneş gibi formunda ve farklı şeyler yapan genç yönetmenlerle tekrar karşılaşacak. Lafın özü “Gölgeler ve Suretler”in buradaki ödülü ancak ‘zayıf ilk film denemelerinin arasından sıyrıldı’ tümcesiyle özetlenebilir. Bu da ancak ‘kötünün iyisi’ olarak böylesine bir statüye yükselebildiğinin belgelenmesini sağlıyor.

        Aksi düşüncede bulunursak Kıbrıs’taki Rum-Türk çatışmasını ele almasına bir lafımız yok filmin. Ancak gölge oyunu sanatçısı Karagöz’ün hikayesi üzerinden akıp ikinci sınıf ve hafif amatör bir macera filmi üretmekle böylesi ödüllerin hak edilir olması, Türk sinemasını geriye götürecektir. Böyle bir durum ancak 80’lerde ve 90’ların başında ülkemizde film üretimi az olduğundan ortaya çıkabiliyordu.

        En azından Zaim’in filmi için ‘gölge oyunu estetiği denemesi’ yorumu yapılabilir iyimser bir bakış açısıyla. Ancak bu denemenin Emre Yalgın’ın “Teslimiyet”teki alt kültür portresini cesurca çizme denemesinden, Selim Demirdelen’in ‘kesişen hayatlar filmi’ konusunda özentilik ve tonlama sıkıntısı çeken “Kavşak”ından, Ahmet Boyacıoğlu’nun “Siyah Beyaz”da teatrale kayan ‘yitmiş değerler’ tasvirinden çok da farkı yok. Sadece Sedat Yılmaz’ın ‘çöp’ kıvamında kalan “Press”inin üzerinde bir ‘en azından denemiş’ izlenimi yaratıyor.

        İki iyi film çekmek, diğer filmlerin de iyi olduğu anlamına mı gelir?

        Ancak Zaim’in de “Nokta” (2008) ile ustalık eserini verdikten sonra niye böyle aceleye getirilmiş bir projeye imza attığını anlamak mümkün değil. En azından Ümit Ünal’ın “Ses”te (2010) yönetmenlik becerisi ile atmosfer depoladığı bir psikolojik-gerilim filmi ürettiğini görebiliyoruz. Aslında bu toplam da macera, psikolojik-gerilim gibi örneklerin artıp türsel motivasyonun ülke sinemasında zirveye çıktığını özetliyor. Bunun yanında farklı alt kültürleri, özellikle de Kürtleri ele almanın moda olduğu hissiyatını anlamamazı sağlayan bir toplam var idi festivalde.

        Selim Güneş ise kanımca en parlayan yeteneği idi festivalin yarışmasının. Bu bağlamda iki ödül alması bir hayli sevindirici. Zira yönetmenin alt sınıftan bir bireyin ‘ölüm’e kadar giden dünyasını ruhsal bir portrelemeyle ele alırken, ses, müzik ve sinematografi gücüyle hipnotize edici bir atmosfer yarattığı söylenebilir. Bir köyün ölüm-yaşam arasında kalmışlığını açı-karşı açı tekniğini bozan açılarla resmeden eserin, gerçek anlamda acının ve sınıfsal gözyaşının tasvirini etkileyici bir çerçeveye oturtabildiği gerçeğinin altını çizmek lazım.

        Ancak elbette “Gölgeler ve Suretler”in arkasında Derviş Zaim ismi olduğundan bir şekilde ‘iyi yönetmendir’ görüşüyle halen bir kısım kişiyi tatmin edebiliyor. Festivalin jürisinde yer alan Zaim’in meslektaşının aynen kendisi gibi kariyerinde ne gibi noktalara kadar indiğini de bildiğimizden, bu durum garip gelmiyor aslında. Ne de olsa bir yönetmen, iki başarılı film çektiyse, iyi yönetmendir, sonra ne yaparsa yapsın iyi olacaktır!

        Kerem Akça’ya göre ulusal yarışmadaki filmlerin kalite sıralaması:

        1-Çoğunluk

        2-Kar Beyaz

        3-Ses

        4-Kavşak

        5-Gölgeler ve Suretler

        6-Kars Öyküleri

        7-Teslimiyet

        8-Siyah Beyaz

        9-Press

        Not: Liste, “Kayıp Özgürlük” izlenmeden oluşturulmuştur.

        keremakca@haberturk.com

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ