Madonna'nın önlenemez çaresizliği VİDEO
'W.E.'nin ilk eleştirisi HABERTURK.COM'da! Kerem Akça, Madonna'nın da katıldığı Amerika prömiyerinde izledi...
Yönetmenlik sanatı gerçek anlamda bilgi, görüş, ideoloji, bilinç ve yetenek ister. Bunların tamamını bulundurmanızın devamında kurgu yoluyla filmin tonunu ayarlama ve elinizdeki hikayeyi anlatma şansına kavuşursunuz. Ancak burada Madonna, öyküsünü dümdüz anlatmaktansa zor olanı yapmış ve lineer akışı bozmuş. Geçmiş ile günümüz arasında kurduğu ‘artık eski aşklar yok’ odaklı destansı ilişkiyi ise bir kurgusal bütüne oturtamamış. Böyle olunca “W.E.” şık ama hesapsız video klip parçalarından ya da ‘Frozen’ klibine benzer bölümlerden öteye gidemiyor. Başrolde hırpalanan Abbie Cornish ise bu durumdan en çok çeken olmuş. Zira Yeşilçam omurgasına sahip dramatik iskelet ve hedefe yöneltmesi gereken ayraçların zaafiyeti; onun da ‘gülünç’ anlarla yüzleşmesine yol açmış. Yani Madonna’nın çaresizliği bütün ekibe sıçramış diyebiliriz. “W.E.”yi 36. Toronto Film Festivali’nde Madonna’nın da katıldığı Amerika prömiyerinde izledim.
İki sanat dalı arasında geçiş yapmak meziyet ister. Zira hem cesaret hem de özgüven gerektiren bir durumdur. Madonna da müzikten sinemaya transferinden yaklaşık olarak 25 yıl sonrasına ‘yönetmen’liği sıkıştırmış. Düşüşe geçtiği 2000’lerde değil de 90’larda bunu yapsaymış belki mesleğe daha adapte olarak eli yüzü düzgün ve kalıbına uygun şeyler çıkarabilirmiş. Ancak burada böylesi bir olgunluktan bahsetmek zor.
Gerçek aşkın geçmişte kaldığı üzerine kalıbına uygun bir söylemi var
Geçmişte kalan “Zoraki Kral” (“The King’s Speech”, 2010) ile bağlantılı hikaye yapısının içinde Kral 8. Edward ile Wallis Simpson’ın ‘örnek ilişkisi’ni benimseyen ve bir türlü günümüze adapte olamayan bir kadının hikayesi perdedeki. Bir tarafıyla destansı bir aşk filmi, bir tarafıyla duygusal-dram olarak anılabilir. Madonna da Abbie Cornish’in kendisini Andrea Riseborough’a benzettiği ve modern New York’ta yabancılaşmış durduğu Wally adlı karakterin izini sürmüş.
Gerçek aşkın bittiği, artık geçmişteki efsanelerin var olduğu durumu üzerine bir film “W.E.”. Anlayacağınız destansı aşk filmi formatını yenileme sevdasına girmiş. “Somewhere in Time” (1980) gibi bilimkurgusal öğelerle sarılı formülüne akraba bir ürün vermiş.
Piyano resitali mi, biçimci sinema filmi mi?
Ancak yönetmenlik, oyunculuk ve müzisyenlik farklı meslekler. Zira Madonna burada geçmiş ile günümüz arasında kimi zaman üçlü zaman dilimlerini iç içe geçiren hikaye kurgusunu kurmakta zorlanmış. Yönetmenlik sanatının uyum kesmesi, tonlama, müzik gibi ana hikaye anlatma faktörlerinden çokça çekmiş.
Bu noktaya gelirken video klip estetiğini sevdiğini ortaya koyan biçimci bir iskelet kurduğu kesin. Fakat bu durum kendisinin video klip parçalarında gördüğü ‘şık numaralar’dan öteye gitmemiş. Zira böylesi filmlerde hikayeyi anlatma duruşunuzu belirlemeniz şart. Madonna ise filmini bir piyano resitalinden farklı bir noktaya taşıyamamış.
Siyah-beyaz rüyalar gören ve gözünü kapatarak geçmişe ışınlanan karakterler
Yavaş çekim, çok yakın plan, siyah-beyaz görüntüler, kaydırma ve daha nicesiyle oluşturduğu sekanslar da bu duyguyu yaratmaktan ve inandırıcılık salgılamaktan aciz. Adeta ‘koltuk’ değiştirince köşeye sıkışmış. En azından eski kocası Guy Ritchie’nin filmlerini dikkatlice izlemiş olsa dahi yeterli olabilirdi. Ancak ya sadece “Swept Away”i (2002) seyretmiş ya da şık görüntülerden eski model bir hikaye çıkarmak istemiş. Bu da filmin demodeliğiyle alabileceği samimi havayı bile yok etmiş.
Zira siyah beyaz rüya gören, gözünü kapatarak geçmişe geçiş yapan veya günümüzde 1930’lar İngiltere’sindeymiş gibi dolaşan bir karakteri takip ediyoruz burada. Onun kendisini onlara benzetmesi garip dursa da aslında bu durum senaryoda doldurulabilir. “W.E.” ise bundan ziyade Wong Kar-Wai filmlerini de andıran sahnelerin abartılı hali ve onlara dolgu yapan müzikleriyle iz bırakmak istemiş.
Dramatik yapısı Yeşilçam’dan daha karton
Bu durum ayrılık, şiddet uygulama gibi sahneleri ‘Fatmagül’ün Suçu ne?’ havasında bir dışadönüklükle karşımıza çıkarıp filmin melodramatik tonunu Yeşilçam’ın ötesinde bir noktaya taşımış. Kan içinde dolaşan bir ana karakter ile onun New York’taki koşuşturmacası müzikli olsun veya olmasın çok da ‘dramatik’ bir şey değil zira.
Ancak Madonna, henüz bir hikayeyi dümdüz anlatmadan önce lineer olmayan hikaye kurgusuna odaklanınca olanlar olmuş. Tonlama sorunlarından mustarip bir kısım kötü kurgulanmış sahneler ya da video klip parçaları ile doldurulan beyinlerin temsiliyle baş başa kalmış izleyici.
Sinema Frozen klibi gibi bir şey değil
Ama maalesef sinema Madonna’nın Frozen klibi gibi bir şey değil. En azından bizde Ömer Faruk Sorak gibi hikaye anlatmayı geçmiş-günümüz arasında adapte etme ve kurgulama becerisine sahip isimler üremişken bir ‘Amerikalı’nın bunu becerememesi ilginç. Böylesine bir sektörün içinde görmüş geçirmiş biriyle karşılaştığımızdan en azından ‘prodüksiyon kalitesi’nin üzerine birkaç tuğla koyulmasını beklerdik işin doğrusu.
Üstelik geçmiş zaman-şimdiki zaman gel-gitlerinde hayalet güdüsü tutturması da bir alay konusuna dönüşmüş. Destansı aşk hikayesine yeni, müzik yüklü ve biçimci bir yorum. Ama başarılı bir yorum değil. W.E. imzasından da anlaşıldığı üzere egosantrik çabayla iz bırakma kaygısından çokça çekmiş. Bu durum da yönetmenlik sanatının zor, ciddiye alınması gereken ve çok boyutlu bir şey olduğunu açığa çıkarmış.
Künye:
W.E.
Yönetmen: Madonna
Oyuncular: Abbie Cornish, James d’Arcy, Andrea Riseborough, Oscar Isaac, Anabella Wallis
Süre: 115 dk.
Yapım Yılı: 2011
keremakca@haberturk.com