Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Kan revan içinde

        Michael Mann filmlerinden alışık olduğumuz suçlu-katil çekişmesine odaklanan polisiyelerin bir yenisi. En kısa tanımıyla John Woo’nun stilize ‘triad film’ gramerinin, Japon animelerinin plastik şiddet dünyasının ve son 20 yılın tür kırması seri katil filmlerinin; Güney Kore sinemasının süzgecinden geçirilmiş halini sunuyor “Şeytanı Gördüm”.

        Tedirgin edici bir yolda arabasıyla ilerleyen hamile bir kadın. Onunla iletişime geçen nişanlısı ve arkasından sinsice yaklaşan tekinsiz bir adam. Sonuç da bildiğiniz gibi işte: ‘Adam, kadını biçer ve onu parçalara ayırır.’. Aslında bu giriş bazı şeyleri anlatacaktır. Ancak yönetmen Jee-Woon Kim hiç de bu ipucunu verdiklerinin izini süren bir seri katil filmi ile çıkmıyor karşımıza. Aksine alışkanları bozup stil, intikam ve kan kat sayısına tavan yaptıran bir eserle seyirciyi zorlamak istemiş.

        Adeta iki çizgi roman kahramanının mücadelesi

        “Şeytanı Gördüm” (“Akmareul boatda”, 2010), daha bu imalı ‘kötüyü görmek’ anlamından başlayarak gerçek anlamda birbirini kötücül olarak algılayıp öldürmeye şartlanan iki çizgi roman kahramanının mücadelesi gibi. Buna istinaden seri katil filminden alışık olduğumuz tekinsiz girişin arkasından ‘çekiç ile kadını biçme sahnesi’ni dibine kadar götürmüyor belki. Ancak bunun devamında kadının eşi ile katil arasındaki çekişme, gerçek anlamda bir kan şölenine dönüşüyor.

        Bu bağlamda da eldeki yapıtın polis-suçlu ilişkisi filmlerinin içinde (ki akıllara John Woo ve Michael Mann eserleri geliyor ilk bakışta) özgün bir duruşu var. Bu da aslında birçok türün ve formülün motiflerini iç içe geçirmesinde yatıyor. Alışık olduğumuz seri katil portföyünün gerçekçi ve ‘manyak’ çerçevesinden ziyade, o prototipin Argento filmlerindeki ‘slasher katilleri’ne benzeyen ‘çizgi romansı’ hali öne çıkıyor. Min-Sik Choi’nin alaycı portreleme gücü ve röntgenci kamera ile gösterilen ‘bodrum katındaki kasaplık’ işlerinden tedirgin olmamak mümkün değil.

        Son 20 yılın melez seri katil filmleri ile akraba

        Ancak filmin ilk karesinden itibaren adalet sorumlusu karakterin 70’lerin gerçekçi polisiyelerindeki tipler kıvamında, katil karakterin ise animenin plastik evreninden çıkmışçasına portrelendiğini görebiliyoruz.

        Bu da “Şeytanı Gördüm”ü polisiyenin son 20 yılda slasher filmi, seri katil filmi, istismar filmi gibi alanlardan çıkardığı ‘füzyon’ dokudan feyz alan eserlerle aynı kulvara yerleştiriyor. Belki “Kuzuların Sessizliği” (“The Silence of the Lambs”, 1991), “Yedi” (“Se7en”, 1995), “Testere” (“Saw”, 2004), “Koku” (“Perfurme: The Story of a Murderer”, 2006) gibi devrimci bir eser değil önümüzde duran. Ama hedefini en az onlar kadar yüksek koyduğu da bir gerçek filmin.

        Şiddeti Japon animelerindeki kadar uç ve yapay noktalara götürmesi; karakterlere yeniden doğum-reenkarnasyon ivmesi kazandırırken, ayağa bir şey çakma-kafaya yüzlerce kez vurma gibi uçuk şeylerin absürt bir kan gösterisine dönüşmesine de yol açıyor. Seks ve şiddet bir süre sonra alaycı geri dönüşünden çok tedirgin ediciliği ile dikkat çekiyor. Bu ikili mücadele de sürekli bir kulaklıkla bu tondan yürüyor. Pacino-De Niro, Yun-Fat-Leung gibi çekişmeleri farklı bir boyuta taşıyor.

        İntikam olgusu nasıl ideolojisiz bir stil gösterisine çevrilir?

        Jee-Woon Kim’in amacı Joon-Bong Ho’nun Cinayet Günlüğü’ndeki (“Salinui chueok”, 2003) gibi absürt ve aykırı olmaktan ziyade türleri bozup başlı başına bir format yaratmak. Ölümcül Takip’in (“Chugyeogja, 2008) 70’lerin dengeli-soğukkanlı polisiyelerinin yapısını sürprizli ve adalet sistemiyle uğraşan hale getirmesinden de uzakta takılmak. Adeta Kim, stilize John Woo dokusuyla kavradığı cinayet ve kovalamaca sahnelerinin ötesinde ilginç bir estetik doku getirmiş.

        Bu durum da katil-polis çekişmesinin ya da şiddetin eleştirel bir noktada incelenmesini sağlamış. Belki Kim’in eseri filmografisinde “Karanlık Sırlar” (“Janghwa, Hongryeon”, 2003) kadar üst düzey durmuyor. Ancak arabadaki üçlü cinayet sahnesini tek bir kamera dönüşü ile çekme becerisinden tutun kamerannın garip geçiş hareketlerine kadar antolojilere geçecek, akıl sır erdirilemez sahneleri de çok fazla “Şeytanı Gördüm”ün. Bu da Kim’i, Ho ve Wook ile birlikte ülke sinemasının en önemli yönetmenleri arasına yerleştiriyor. Bir diğer taraftan bakınca da 140 dakikalık bir kan gösterisinin intikam olgusuyla nasıl ideolojisiz ve stilize hale getirilebileceği kanıtlanıyor.

        Künye:

        Şeytanı Gördüm (Akmerul boatda / I Saw the Devil)

        Yönetmen: Jee-Woon Kim

        Oyuncular: Min-Sik Choi, Byung-Hun Lee, Gook-Hwan Jeon, Ho-Jin Jeon, San-Ha Oh

        Süre: 141 dk.

        Yıl: 2010

        keremakca@haberturk.com

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ