En şanslı yazarlar
Nobel Edebiyat Ödülü'nü bu yıl İsveçli şair Tomas Tranströmer kazandı. Bu vesileyle "Nobel'den de Öte" adlı kitaptan söz edelim. Kitap, İspanyol gazeteci Xavi Ayén'in 16 Nobelli yazarla ülkelerinde yaptığı röportajlardan oluşuyor. Aralarında Orhan Pamuk da var. Ve 13 Ekim'de raflarda
Nobel Edebiyat Ödülü hep çok konuşuldu; bazen Sartre gibi ödülü reddeden, bazen de Samuel Beckett gibi ödülü almaya üşendiği halde paranın mutlaka hesabına yatırılmasını isteyen yazarlar sayesinde.
Gülenay BÖREKÇİ
Örnekler çok. Ödülü reddeden şair Erik Axel Karlfeldt’a yıllar sonra ikinci kez Nobel verildi mesela ve ünlü şair, bu kez ödülü reddedemedi. Çünkü ölmüştü. Knut Hamsun gibi ödülünü Alman Propaganda Bakanı ve Hitler’in sağ kolu Goebbels’e göndererek hayran kitlesini kaybeden yazarlar da oldu. Okurları, Hamsun’un kitaplarını onun evinin bahçesine taşıyarak ürkütücü bir protesto dağı oluşturdular. Bu ünlü edebiyat ödülüne layık bulunan bir siyaset adamı bile vardı: Winston Churchill. Nobel’in son sahibi İsveçli şair Tomas Tranströmer. Dilimize “Hüzün Gondolu” ve “İzmir Saat Üç” adlı kitapları çevrilen Tranströmer’ın kazanması şaşırtıcı. Zira bahisler Philip Roth, Haruki Murakami ve Joyce Carol Oates’a şans tanıyordu. Öte yandan Avrupa ve ABD metropollerinden gelen haberlere göre, kitabevleriyle online satış sitelerinde iki gündür kitapları yok satıyor. Yani koca Tranströmer ilk kez çok satanlar listesine girdi. Tuhaf bir olay da Sırbistan’da yaşandı. Sahte www.nobelprizeliterature.org sitesine kanan Sırp gazeteleri ödülü, yurttaşları Dobrica Cosic’in aldığını yazdı. Cosic adına üzgünüm. Çünkü 1 milyon dolarlık para ödülü bir yazarın hayatında çok şeyi değiştirebiliyor. Dahası ödüllü yazarların eserleri bir anda çok satmaya başlıyor. Tabii değişmeden kalan başka mühim şeyler de var. İşte gazeteci Xavi Ayén’in ülke ülke gezerek 16 Nobelli yazarla yaptığı söyleşilerden oluşan “Nobel’den de Öte” adlı kitap, yazarların hayatında Nobel’in değiştiremediği şeyleri anlatıyor. Biz de yazarların gizli hayatlarına sızıyor, haklarında yepyeni şeyler öğreniyoruz. Dorris Lessing’in yazarken çoğu zaman koltuğunda uyuyakaldığını. Günter Grass’ın sadece ayakta yazabildiğini. Saramago’nun Mozart’ın Don Giovanni operasını saplantıyla sevdiğini. Kenzaburo Oé’nin yazmaya, ölüm ânına tanık olduğu bir balığın acısını anlatmak için başladığını. Szymborska’nın şiiri bir “an”, Nobel’i ise bir “felaket” diye tarif ettiğini. Dario Fo’nun gülümsemenin kişiyi korkularından arındırdığına inandığını. Mısırlı yazar Necib Mahfuz’la ölümünden önce yapılan son röportaj da kitapta var. Hepsi bittiğinde şunu hissediyoruz: Bu yazarların çoğu çok zor zamanlar da yaşadılar belki, ama sonunda bir dünya yazarı olarak onaylanıp sevildiklerini gördükleri için kendilerini her şeye rağmen çok şanslı hissediyorlar. Darısı sevdiğimiz bütün diğer edebiyatçıların başına!
Kitapta kimler var?
* Doris Lessing, İngiltere
* Orhan Pamuk, Türkiye
* Imre Kertesz, Macaristan
*V.S. Naipaul, İngiltere
* Gao Xingjian, Çin
* Günter Grass, Almanya
* Jose Saramago, Portekiz
*Dario Fo, İtalya
* Wislawa Szymborska, Polonya
* Kenzaburo Oe, Japonya
* Toni Morrison, ABD
* Derek Walcott, St.Lucia
*Nadine Gordimer, Güney Afrika
* Necib Mahfuz, Mısır
* Wole Soyinka, Nijerya
* Gabriel Garcia Marquez, Kolombiya
Orhan Pamuk: Bir gün bütün yazarlar unutulacak
Röportajları yapan Xavi Ayén’le biz de Orhan Pamuk’un peşine takılıp İstanbul’un irili ufaklı sokaklarını dolaşıyor, satıcılarla sohbet ediyor, mesela birlikte enginar seçiyoruz. Ve bu sırada yazarın kati surette başka bir şehirle ilgili yazamadığını öğreniyoruz. Bir keresinde bir süredir ders verdiği New York’la ilgili skeçler yazmayı denemiş ama tamamlayamamış. İstanbul sokaklarının yaydığı melankoliyi, hüznü benzersiz bir şekilde anlatıyor Pamuk: “Nostalji duymuyorum aslında. Korumak istediğim her şeyi kitaplarıma koyuyor ve böylece yok olmalarını önlüyorum. Benim gelecek nesillere mirasım bu. Fakat belki bu kadar narsisist olmamam gerek, nasıl olsa iyi ya da kötü tam yazarlar unutulacak.” Yazarın günlük hayatına dair ayrıntıları ve bazı değişmez alışkanlıklarını da öğreniyoruz. Bir öğrenci evindekini andıran karman çorman mutfağında çay demlemeye bayıldığını... Her gece 23.00 sularında uyuduğunu. Ama “tüm yaşlı adamlar gibi” uyku tutmadığı için bir süre sonra yataktan fırlayıp yazmaya başladığını... “Bazen açlığımı bastırmak için mutfağa gidip kendime makarna pişiriyor, yanında bir bardak şarap içiyor ve masaya dönüyorum” diye anlatıyor.