Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Türkü Turan HABERTÜRK röportajı

        ŞEBNEM ABAYGİL / HABERTURK.COM

        sabaygil@haberturk.com

        Televizyon izleyicisi onu başrollerini Vahide Gördüm ve Talat Bulut'un paylaştığı 'Annem' dizisiyle tanıdı ancak o asıl çıkışını Reha Erdem'in bol ödüllü filmi 'Kosmos'la yaptı. Türkü Turan, şu sıralar 'Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi' ve bu hafta vizyona giren 'Musallat 2: Lanet' filmleriyle gündemde. Rol aldığı bir başka film, Köy Enstitüleri dönemini anlatan 'Toprağın Çocukları' ise 2012'de vizyona girecek. Bir diğer tarafta, Kanal D'nin reyting rekortmeni dizisi 'Öyle Bir Geçer Zaman ki'nin Nihal'i olarak ekranlara gelen Turan, güçlü oyunculuğu ve kendi deyimiyle 'standart dışı' tipiyle dikkatleri üzerine çekiyor. Oyunculukta sağlam adımlarla ilerleyen Türkü Turan, canlandırdığı farklı karakterlerle ve yer aldığı projelerle, bundan sonra da adından sıkça söz ettireceğe benziyor...

        Türkü Turan'la, soğuk bir İstanbul akşamında, Beyoğlu'ndaki Veli Bar'ın sıcak ortamında buluştuk ve sinema, oyunculuk, hayat üzerine güzel bir söyleşi gerçekleştirdik.

        Sinema seyircisinin sizi tanıdığı ilk filminiz 'Kosmos'la başlarsak; içerdiği mistik öğelerle dikkatleri üzerine çeken ve yurtdışından da Türkiye'den de ödüller almış bir film 'Kosmos'. Reha Erdem'le nasıl bir araya geldiniz?

        Bir arkadaşım 'Kosmos'da oynamak için seçmelere gitmiş. Seçmelerin yapıldığı mekanın duvarında da eski bir Fransız filmindeki bir kadın oyuncunun yer aldığı, siyah beyaz bir fotoğraf varmış. “Bu havada olan, bu kıza benzeyen bir kız arıyoruz” diye konuşuluyorken arkadaşım da “Bu baya bizim Türkü'ye benziyor” demiş. Oradakiler “Türkü de kim?” derken ertesi gün beni çağırdılar. Pek bir şey de yapmadım aslına bakılırsa. Kısa bir çekim yapıldı, bir sahne bile oynamadım. Ama seçildim.

        Sizce onca aday arasından nasıl sıyrıldınız?

        “Beni niye seçiyorsunuz” diye sormadım hiç ama fikir yürütürsek; sinemaya çok meraklıyım, değişik rolleri seviyorum. Sanırım biraz tipim de ilginç, çok Türk tipi değilim. Standart bir tipseniz ilginç rolleri oynamak biraz daha zordur. Böyle düşünmüş olabilirler.

        'GÜLEREK ÇEKTİĞİM SAHNELERİ İZLERKEN GERİLDİM'

        'Musallat 2: Lanet' vizyona girdi. “Türkler korku filmi çekemiyor” gibi bir önyargı var. Filminizin bunu yıkacak mı?

        Dediğiniz gibi bir önyargı var ama ben aynı fikirde değilim. Bence 'Musallat 1' de çok iyi bir filmdi. Birçok Türk korku filminde gülmeme rağmen 'Musallat 1'de gülmemiştim. En eli yüzü düzgün, bugüne kadar çekilmiş en iyi korku filmiydi. 'Musallat 2' bence ondan da iyi oldu. Gülerek çektiğim sahneleri izlerken çok gerildiğimi söyleyebilirim.

        Korku filmi setlerinde yaşanan sorunlar bazen gerçeküstü şeylere bağlanabiliyor. Sizin setinizde sıradışı bir olay oldu mu?

        İnanmıyorum böyle şeylere. Sette 60 kişisiniz, şehir dışına gidiyorsunuz. Işıklar, ağır ekipmanlar... İnsan fiziğini zorlayacak şeyler taşınıyor. Tabii ki sorunlar oldu. Bir komedi dizisi setinde de kazalar olabiliyor. Ama bir korku filmi çekiyorsanız buna bağlanıyor talihsizlikler.

        'ANNEM KORUYUCU MELEĞİM'

        Nazara, büyüye inanır mısınız?

        Kem göz, büyü gibi şeylere değil ama kötü enerjiye kesinlikle inanıyorum. Birini iyi ya da kötü biçimde etkileyebileceğimizi düşünüyorum. Bir insanla ilgili çok içten iyi ya da kötü dileklerde bulunursanız, o olur. Annemin psişik bir tarafı vardır mesela. Benim en ufak acımı hisseder ve onu hemen iyileştirir. Nazara inanmam ama annemin benim üzerime taktığı bir nazar boncuğuna inanırım çünkü o çok inanarak ve severek veriyor onu bana. İyi enerjisini üstümde taşıdığımı hissediyorum, çok etkiliyor beni. Koruyucu meleğim o benim!

        'ÖYLE BİR GEÇER ZAMAN Kİ REDDEDEMEYECEĞİM BİR TEKLİFTİ'

        'Öyle Bir Geçer Zaman ki'ye ikinci sezonda dahil oldunuz. Çok tutmuş bir proje ve kaynaşmış bir ekip. Korktunuz mu?

        Başlangıçta çok endişeliydim. Herkes birbirini tanıyor, bir aile gibiler ve siz dışarıdan bir yabancı gibi gelip korku dolu gözlerle onlara bakıyorsunuz ilk günlerde. Ancak hem ekip beni çok rahatlattı, hem de oyuncu arkadaşlarım daha ilk günden beni içlerine aldılar. Dışarı çıkıp gezdik, beraber sosyalleştik. Bir diğer korkum da hepsinin çok iyi oynuyor olmalarıydı. Aras'ın, Farah'ın ilk işleri olmasına rağmen sanki senelerdir bu işi yapıyor gibiler. Ben henüz kendimi çok yetkin görmüyorum oyunculuk konusunda. Benim belki 5 filmle geleceğim yere onlar 3 bölümle gelmiş, içlerindeki enerji bambaşka. Fakat ilk haftadan sonra, herkesin desteği ve sıcaklığıyla, seyircinin de karakteri kabul etmesiyle geçti bütün korkularım. Yazın 3 buçuk ay aralıksız çalışıp 3 tane sinema filmi çektiğim için biraz dinlenmek istiyordum açıkçası. Bir dizide başrol oynamak bana çok korkutucu ve yorucu geliyordu. Bu yüzden de birçok başrol teklifini reddettim ama Öyle Bir Geçer Zaman ki hayır diyemeyeceğim bir projeydi.

        Üst üste üç film çektikten sonra yeniden bir dizi setinde çalışmaya başladınız. Bu sizin için bir kültür şoku oldu mu?

        Bir filmde ne kadar sahne çekeceğiniz, hikâyenin başı sonu belli. Ona göre bir konsantrasyonunuz var, başlıyor ve bitiriyorsunuz. Her gün sabahlasanız da, günde iki saat uyusanız da o konsantrasyonla o iş bitiyor. Dizi öyle değil; haftada dört gün gitseniz ya da sadece iki gün sabahlasanız bile sizi daha çok yoruyor. Çünkü sonu yok! Yarın hikâyeye ne geleceğini bilmiyorsunuz ve bu yüzden de role konsantre olmanız çok daha zor.

        Dizide Nihal, Mete'ye büyük bir hayranlık duyuyor. Ancak bir de rakibi var: Jale. Aşk kazanılabilir bir şey mi? Uğruna savaşılır mı?

        Uğraşarak elde edilen sevgiliden, ilişkiden bir hayır gelmez. Biri, ben bir şey yapmadan da beni sevmeli; öteki türlü bir anlamı yok. Kendiliğinden olmalı. İlişki için de çaba sarfedilir ama çok fazla çaba sarfetmeye başlarsanız o ilişkinin kıymeti kalmaz. Her şey doğal olmalı.

        Sevdiğiniz kişinin hayatında başka biri varsa...

        Bırakır giderim. Unuturum.

        'BİZİM İÇİN ÖDÜL UYDURDULAR'

        'Celal Tan ve Ailesi'nin Aşırı Acıklı Hikâyesi' de vizyonda. Kadrosuyla göz dolduran bir film. O ekibin içinde olmak nasıldı?

        Onur'la ilk toplantımızda sadece Tansu Biçer ve Bülent Emin Yarar'ın projede olduklarını biliyordum. İkisi de taptığım oyuncular. Sonra Selçuk Yöntem, Ezgi Mola, Güler Ökten, Engin Hepileri... Doz giderek arttı! O kadar iyi oyuncular vardı ki en zayıf halkanın ben olacağımı düşündüm. Ama hiç de öyle olmamış! Herkes aynı seviyede iyi oynamış. Ben bile kendimi kendim olarak görmedim filmde. Bu yüzden de Altın Koza'da 'Toplu Performans' diye bir ödül uydurdular bizim için. Bir Makine gibi tıkır tıkır işleyen bir film oldu.

        Reha Erdem, Onur Ünlü, Alper Mestçi... Hepsi de Türk sinemasına farklı birer soluk getiren isimler. Onlarla çalışmak size çok şey katmış olmalı...

        Hepsinin farklı güzel yanları var. 'Kosmos'a başladığımda çok heyecanlıydım, hiçbir şeyi beceremediğimi düşünüyordum. İlk sinema filmimdi sonuçta. Reha Erdem, kendime güvenimi yerine getirdi, beni cesaretlendirdi. Onur Ünlü çok eğlencelidir, oyuncusunun fikirlerine saygı duyar. Alper Mestçi'yle çalışmanın en güzel yanı her şeyi birlikte yapmaktır. Rol üzerine konuşup, “Hayır, bunu böyle yapmak istemiyorum” dediğimde bunu kabul eder.

        Duyduğuma göre bir de film çekme hayaliniz var. Çalışmalarınız ne aşamada?

        Henüz bir senaryom yok, 10 sayfalık bir hikayem var. Psikolojik-fantastik bir hikaye... Bir gün eğer vakit bulur ve bu hikayenin gerçekten insanlara anlatmaya değecek kadar güzel olduğuna karar verirsem çekmek istiyorum.

        Siz gerilimi seviyorsunuz...

        Evet, seviyorum! (Gülüyor)

        Çok verimli bir yıl geçirdiniz. Yakın zaman için başka projeler var mı?

        Yarınla ilgili planlarım yok. İnsana reddedemeyeceği teklifler geliyor. Geçen yaz 3 tane sinema filmi birden çekerek kendimi fiziksel olarak mahfetmeyi düşünmüyordum ama hiçbirine hayır diyemedim. Tanrı'yı güldürmek istiyorsanız gelecekle ilgili planlarınızdan bahsedin demişler. (Gülüyor)

        'SAKLANMANIN ALEMİ YOK'

        Sosyal medyayla aranız nasıl? Bildiğim kadarıyla aktif bir twitter kullanıcısınız.

        Sevdiğim yazarları, oyuncuları; haber kanallarını, gazeteleri takip ediyorum. Hergün gazete okuyacak vaktim olmuyor, abuk subuk haberleri de okumak istemiyorum. Bu sayede gündemi takip etmiş oluyorum. Aynı anda binlerce insana ulaşabiliyorsunuz. Herkesin bana fikrini söyleyebilmesi, ulaşabilmesi durumunu çok güzel buluyorum. Bir yerde hata yaptığımda annemin ya da bana kötü şeyler söyleyemeyen arkadaşlarımın gözünden kaçan şeyleri tanımadığım biri bana pat diye söylüyor. Ayrıca ben de hayran olduğum insanlara ulaşmayı çok isterim. Bu işi onlar için yapıyoruz, saklanmanın alemi yok. Onların fikirleri önemli, başka kimin olacak?

        'EĞİTİMSİZ BİR YERE KADAR'

        Üniversitede Sosyoloji okudunuz. Oyunculuk eğitimi almayı düşünüyor musunuz?

        Hiçbir eğitimim yokken 2 tane dizi ve 1 tane de filmde rol aldım. Pat diye atladım kameranın önüne ve “Böyle eğitimsiz bir yere kadar” diye düşündüm. Vahide Gördüm'ün 35.5 Akademisi'nde 4-5 ay kadar oyunculuk eğitimi aldım o kadar. Projeler gelmeye başlayınca devam edemedim. Çok çalışmaktan, çok oynamaktan yavaş yavaş öğrendim. Hem şansım hem de doğru seçimlerim sayesinde yer aldığım projelerde hep usta isimlerle çalıştım. Vaktim olursa ciddi bir eğitim almak, oyunculuk üzerine master yapmak istiyorum.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ