Eski Türk filmlerine yeni cennet
Lale Film'in sahibi Necip Sarıcı, 63 yıldır gözü gibi baktığı sinema arşivini açmaya karar verdi. Emek Sineması'nın binasında müzede sergilenecek arşivde neler yok ki!
İçeri girer girmez Türkan Şoray “Hoş geldin” diyor... Az ileride Tarık Akan beni mi, Filiz Akın’ı mı bekliyor anlamıyorum; öyle sahici bir pano. 1900’lerin başından kalma fotoğraf makineleri, yüzlerce film, montaj, kurgu odası, Yeşilçam’a ait aklınıza ne geliyorsa, hatta akla gelmeyenler bile, burada
Nazenin TOKUŞOĞLU/ HT CUMARTESİ - ÖZEL RÖPORTAJ
63 yıldır Türk sinemasına emek veren, binlerce filmin ses, müzik, efekt kayıtlarını yapmış Lale Film’in sahibi Necip Sarıcı, Türkiye’nin en büyük sinema koleksiyonunu müze haline getirmeye karar verdi. Bu vesileyle buluştuk bu sinema âşığı güzel insanla... Hem anılarını paylaştı hem koleksiyonunu anlattı: “Lütfi Akad’ın kullandığı ilk kamera bu, işte bu da Halit Refiğ’in, bak Yılmaz Güney’in en sevdiği montaj masası...” Bir yandan daha önce hiçbir yerde dinlemediğim, Ruhi Su’nun sesinden orijinal bir film müziği çalıyordu. Aklımı nereye vereceğimi bilemedim. Her yerde Yeşilçam’ın tarihi anlarından biri duruyordu; durmak ne kelime: kocaman açmış gözlerini “Sen sinemana sahip çıkıyor musun?” der gibi bakıyordu. Benim gibi Türk filmi hastası biri için hem cennet hem de hesap yeri gibiydi burası. Halit Refiğ’den Ertem Eğilmez’e, Cüneyt Arkın’dan Türkan Şoray’a sinemada iz bırakan herkesten bir şey vardı.
LALE FİLM’İN KURUCULARI
Lale Film sinema hayatına 1924’te başlamış. Kurucusu Filmer Ailesi; Sabahat Filmer, Cemil Filmer, İlhan Filmer, Metin Filmer... Cemil Filmer çok köklü bir sinemacı. Atatürk’ü tanımış, Halide Edip’in Sultanahmet mitinglerinin de kameramanı. O mitinglerde konuşan üçüncü kişi Sabahat Filmer. İlk yüksekokul mezunu öğretmenlerden, Halide Edip’in de asistanı. Gerisini Necip Sarıcı anlatıyor: “Okumadığım için İzmir’e gelin giden ablam beni yanına almıştı. Eniştem sinema makineleri işindeydi. 1949 senesinde sinemanın içinde buldum kendimi. Makinist ehliyeti alıp İstanbul’a döndüm. ‘Lale Film Stüdyosu’na yetiştirilmek üzere elemanlar aranıyor’ ilanını görünce koşarak gittim, 250 lirayla başladım. Lâle Film’de teknisyenken sıkıntılı bir çalışma ortamı vardı. Ses odasında ki çile odası da denebilir, bir ömür geçirdim. Bazen günde 18 saat çalıştım. Sonra Beyoğlu’nda bir ses stüdyosu kurdum, sinema tarihinin en yoğun dönemiydi, 1973’e kadar tonmaister’lık yaptım. 1979’da Lale Film’i bana satmak istediler. Bu aslında vasiyet gibiydi, iyi bakacağımı biliyorlardı. Tabii tek başıma alamazdım, dublajcı-oyuncu Bülent Oral’la birlikte aldık.”
'BELKIS ÖZENER YENİDEN DOĞDU'
1960’lı yıllarda yükselişe geçen Türk sinemasında bütün filmlere dublaj yapılıyordu. Ünlü “N”olamaz ve “Nayır”ların yaratıcısı Hayri Esen de bu dönemin unutulmaz isimlerindendi... Necip Bey devamını getiriyor: “Belkıs Özener’in Yeşilçam şarkıları benim arşivimden çıktı. Belkıs Özener yeniden doğdu. Sonra tabii benzerleri de sürüldü piyasaya tutunca. Yılmaz Güney’in ‘Umut’unun ses kayıtlarını da ben yaptım. Yılmaz’la da dost olduk. Oyuncu Ferdi Tayfur’un kız kardeşi seslendirmen Adalet Cimcoz’le de yakındık.”
65 BİN NEGATİF, 2 BİN SENARYO
65 bin fotoğraf negatifi, 5 bine yakın sinema kitabı, 150 adet Türk sinemasının en değerli filmlerinin negatifi, 250 pozitif görsel kopya, 5 bin orijinal afiş, taş plaklar, 600’e yakın fotoğraf makinesi var. Muhsin Bey’in kullandığı dev bir kamera, İpek Film’in set fotoğraf makinesi, 1930’larda kullanılan makineler de burada. 2 bin üstünde senaryo, 250 kadar özgün negatif ve bazı kayıp filmlerin negatifleri de sinema mabedinde. “Bir şeyin hikâyesi olması lazım, yalnızca toplamayı sevmiyorum. Buradaki her şey sinemacıların ruhlarından izler taşıyor” diyor Necip Sarıcı. Yani binada ne varsa bir hikâyesi de var. İşte tüm bu yaşayan objeler Emek Sineması’nın bulunduğu binanın bir bölümünde müze haline getirilecek.