Retro ruhlu 'frankenstein'cık
Kerem Akça, bu hafta vizyona giren filmleri değerlendirdi
KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com
9 KASIM FİLMLERİ
Bir mini frankenstein hikayesi olarak anılabilecek “Frankenweenie”, Burton’ın 1984’de kurmaca olarak çektiği kısa filminin uzun metrajdaki stop-motion animasyon versiyonunu sunuyor. Bir anlamda o zaman Disney’den kovulan yönetmenin, intikam alma, tarihi tersine çevirme, günah çıkartma ya da gelişmelere ayak uydurma arzusunu gözlemliyoruz. Bu durumu 39 milyon dolarlık bütçenin katkısıyla hissettiren eserin, teknik anlamda bir kusursuzlukla geçen ay bu türde izlediğimiz “Paranorman”ın üzerine geçtiği kesin. Ancak yönetmenin “Ed Wood” ve “Karanlık Gölgeler” ile birlikte kariyerinin en kişisel halkası olarak anılabilecek bir yapıtla yüzleştiğimizi de unutmamalıyız. Zira “Frankenweenie”nin ‘korkutucu bir yaratık’la sarılı aile filmi algısı, çocuk-köpek ilişkisi yan öyküsü ya da tür füzyonuna giren bilimsel deney düşüncesi 80’lerden bu yana karşımıza çokça çıktı. Bu da 2012 model ‘Frankenweenie’yi Burton’ın bireysel hikayesini peliküle döküp arşivlerde bu konuda bir ürün bırakma düşüncesiyle anılır hale getiriyor.
Tim Burton’ın sayısız özellikle yoğrulmuş, leziz kariyerine bakınca çeşitli çerçeveler oluşturmak mümkün. Animasyonlar ile kurmacaların ayrımını; peri masalı filmi, melez komedi, kurmaca biyografi, masalsı korku ile çizgi roman uyarlaması ayrımını ya da umutlu ve umutsuz yaklaşım ayrımını yapmanız mümkün. Ancak bana kalırsa bir de en kişisel ve duygusal baktığı projeleri bir kenara ayırmak gerekli.
Kişisel projelerinin en şirin ve keyiflisi mi?
Genelde belli bir kaynaktan beslenen ve onu kendi evrenine yormasıyla dikkat çeken yönetmenin, dışavurumcu, masalsı, gotik, ötekisever, yaratıcı ve karanlık sıfatlarıyla anılması doğal. Bunlar izinde de her filminde en azından bir ressam kadar özel bir iş çıkarır. Hatta en ticari eserleri, “Çarli’nin Çikolata Fabrikası” (“Charlie and the Chocolate Factory”, 2005) ile “Alis Harikalar Diyarında” (“Alice in Wonderland”, 2010) belki de işçilik adına en tadına doyum olmaz çalışmalarıdır. Yani elindeki bütçeyle de oynamasını bilen bir sanatçıdır kendisi.
Ancak ‘duygusal baktığı projeler’i masaya yatırınca kurmaca biyografi “Ed Wood” (1994), tabanı gerilerde kalmış ötekilik komedisi “Karanlık Gölgeler” (“Dark Shadows”, 2012) ve stop-motion animasyon dokulu bilimsel deney/frankenstein filmi “Frankenweenie”ye (2012) ayrı bir pencere açabiliriz.
“Ölü Gelin”in üzerine çıkamazken, devrin azizliğine uğruyor
Bu da nedir? Bazı yönetmenlerin kişisel bir bağlılıkla, çok sevdikleri bir figürü, kaynağı, hikaye yapısını ya da içlerinde kalmış bir şeyi kutsaması, mizahi bir dokunuşla ‘keyifli bir yaratıcılık’ serüveni sunmasına yol açar. Burton için de bana kalırsa her ne kadar bütün genel özelliklerini barındırsa da bu uzun metrajlı stop-motion animasyon o anlama geliyor.
1984’te siyah-beyaz bir kurmaca ya da live-action film ile 30 dakikada resmedilen hikaye, burada yolunu bütçe katkısıyla genişletiyor ve bireysel rötuşlarla temsil buluyor. Stop-motion animasyon dünyasında yönetmen olarak “Ölü Gelin”den (“Corpse Bride”, 2005) sonra ikinci işini veren sanatçı ise onun üzerine bir tanım koyamıyor ya da koymuyor Zira burada gerçek anlamda üstadın kendi kökeni üzerine bir öykü var. 1984’te bu ‘ötekili’, ‘melankolik’ ve ‘saf ana karakter düşüncesini yıkan’ durum çok kalıcı olabilecekken, şimdilerde artık devir buna izin vermiyor.
Çılgın bilim adamları arasına küçük transfer
Yönetmenin ve ekibinin bütün yetkinliğiyle siyah-beyaz ve karanlık kıstaslarını yerine getiren doku, aslında tutuyor. Bir kusursuzlukla donatılan “Frankenweenie” de “Paranorman” (2012) gibi Burton’ın öğrencisinin çektiği ‘acemilik’ çalışmalarına yaklaşmıyor. Böylece en doğru yoldan banliyö hayatının içindeki sıkışmış kaderlere ve yaratıcılık atılımlarına adapte olup heyecan arayan bir çocuğun (Victor Frankenstein) peşine takılıyoruz. Onun ‘elektrik enerjisi’ni kullanmasıyla, Dr. Frankenstein, Dr. Jeykll, Dr. X, Dr. Gogol gibi sinema tarihinde gördüğümüz çılgın bilim adamlarının küçük yaştaki haliyle yüzleşiyoruz.
Bu yaratıcı-yaratılan ilişkisi ise büyük oranda çocuk-köpek ya da baba-oğul ilişkisini melankolik bir gözlemle kavrıyor. Ancak bunu yaparken Burton iki hataya düşmüş. Hem Victor Frankenstein’ın çevresini yalnızlıkla ve korkularla sarmayıp arkadaşlarını ‘kötücül/intikamcı/rekabetçi’ hale getirmiş, hem de sona varırken biraz efektleri fazla abartıp tempoyu yükselterek bu buhran durumdan uzaklaşmış.
Göndermeler B filmi seven Burton benliğini ortaya koyuyor
Zira bir anda patlayan bilimsel deney sırrının “Gremlinler” (“Gremlins”, 1984) ve ‘Godzilla’nın akrabalarından ‘Camera’ya uzanan bir canavar ve yaratık (deniz maymunları) algısına açılması, temponun final bölümünde tavan yapmasına yol açıyor. Bu ana kadar filmin “Bambi” (1942), “Horror of Dracula” (1958), “Rodan” (1956), “Godzilla (1954), “Frankenstein” (1931), ‘Van Helsing’ gibi göndermeleri ise bu ‘çocuk kitle’yi ilgilendiren dramatik rötuşlarla biraz yara alıyor.
İlk filmin üzerine konulurken orada arka plana itilen çocuk arkadaşlar, burada ötekilik temsiline ve alternatif bakışa zarar veriyor. Bu durum 2012 tarihli eserin tasarım adına hanesine eksi puan olarak yazılmazken özdeşleşme konusunda bazı sıkıntıları devreye sokuyor.
Hem çizim geleneği, hem de formülüyle biraz geride kalmış hissiyatı yaratıyor
Bunun yanında bu 28 yıllık gecikmeyi hissedebiliyorsunuz. Perde temsili de bu konuda ‘sihir’ini bir süre sonra kaybediyor. Ancak zaten ortada bilimsel deney meselesinin ‘motif’ niyetine Vincent Price ile “Makas Eller”de (“Edward Scissorhands”, 1990) gotik ve dışavurumcu devrimci bir peri masalı filminin içine transfer edilmesi durumu varken, bu geri dönüşün çok da anlamlı hale gelemiyor.
Üstelik 2008’de “Igor” adlı benzer duruşlu bir bilgisayar animasyonunun varlığını unutmadan “İçinde Yaşadığım Deri” (“La Piel Que Habito”, 2011) gibi ‘bilimsel deney filmi’ formülünde kendi kurallarını koyan eserler de biliyoruz. Stop-motion animasyonda teknik, yaklaşım ve karakter modellemesi geliştirip ‘olgun animasyonu’ adına çıtayı yükselten “Mary ve Max” (“Mary & Max”, 2009) ve “Yaman Tilki” (“Fantastic Mr. Fox”, 2009) gibi yapıtları da unutmayalım.
‘Ed Wood’ mirasından sonra bu da gerekliydi
“Frankenweenie” de zaten sanki daha çok Burton’ın hayat hikayesini, ‘olağan dışı’ bir şeyler yaratıp ezber bozma düşüncesini daha doğru bir yorumla, profesyonellikle ve bütçeyle harmanlama arzusunu ortaya koymaya yarıyor. Bu da yönetmenin 1994’te ‘Ed Wood’un ‘çöp filmlerde tu kaka edilen motifleri seven’ kimliğine ya da kült figür tanımına yaptığı kişisel ‘kurmaca’ yorumu, burada da keyifli bir aile/çocuk ürününe ve köpek sevgisine uzanan bir karamsarlıkla tuvale döküyor.
80’lerin başında ne Ed Wood ne de öcü köpek-çocuk ilişkisi devreye böylesi alternatif bir şekilde girebilirdi. ‘Beethoven’ gibi serilerin Burtonesk şubesi böylece orijinal filmin ‘finali olmamış’, ‘detayları budanmamış’ halini daha profesyonel bir miras filmiyle yüzleştiriyor. Stop-motion yetkinlik de elbette bunun tuzu biberi!
FİLMİN NOTU: 6.5
Künye:
Frankenweenie
Yönetmen: Tim Burton
Seslendirenler: Winona Ryder, Martin Short, Catherine O’Hara, Charlie Tahan, Robert Capron, Martin Landau
Süre: 87 dk.
Yapım yılı: 2012
ROMANTİK-KOMEDİ ÜZERİNDEN EBEVEYNLİK HALLERİ
Yıllardır arkadaş olan bir çiftin, cinsel ilişkiye girip bebek yaptıktan sonra evlenmeme, aşık olmama ve başkalarıyla tutkulu ilişkiler yaşama kararını masaya yatıran “Mükemmel Plan”, önermeleriyle incelenmeyi hak ediyor. Jennifer Westfeldt de bundan önceki senaryolarında gördüğümüz gibi tersyüz edilmiş romantik-komedi iskeletini, alternatif temalar ve alışılagelmedik karakter seçimleriyle harmanlıyor. Hatta senaryo konusunda başarılı esprilerle dilini de zaman zaman beklenmedik yerlere uzatıyor.
Romantik-komediden alışık olduğumuz birbiriyle çekişen bir çiftin bir araya gelme aşamasında yaşananlardır. Bunun devreye girmesi ise ‘kendini iyi hisset’ düşüncesi çerçevesinde gerçekleşir. Lafın özü hikayenin temeline unutulmaz aşk ve kusursuz sevgi yerleştirmek esas kuraldır. Bunun devamında ise sekmeye uğramadan mutluluk ve evlilik aranır. En azından Hollywood bizim için bu kuralları hazırlıyor.
Bağımsız ruhlu romantik-komedinin tanımı farklı
Ancak Amerikan bağımsız sinemasına bakınca durum öyle değildir. Son derece eğlenceli romantik-komediler üretilse de, söz konusu o alan olunca Bergman, Antonioni gibi yönetmenlerin ya da Fransız sinemasının ele aldığı ilişki meseleleri de mercek altına alınır. Evliliğe, yasak ilişkiye, taşıyıcı anneliğe, bebek sahibi olmaya, eşcinsel evliliğine, biseksüel ilişkiye, donörlüğe, cinsel tercihlere ve daha nicesine bakış atılır. Aslında bu dönemde stüdyolar da bir ‘romantik-seks komedisi’ furyası yaratarak bunlardan bazılarını mercek altına almayı ihmal etmedi.
Jennifer Westfeldt ise kendisinin de rol aldığı “Kissing Jessica Stein” (2001) ve “Ira & Abby” (2006) gibi filmlerin senaryolarına atan, bu konuda inatçı ve feminist bakışlı bir yaratıcı. İlişkilerdeki alternatif temaları romantik-komedi kalıplarıyla arşınlamayı seviyor. Bunu yaparken de ya ‘bir anda eşcinsel oldum’a varan ya da ‘evlilik odağında sorunlar odaklı akan’ bir süreç oluşturabiliyor. Filmlerin omurgasını da bu yöne kaydırmakta herhangi bir sakınca görmüyor.
Kusursuz durmayan, köşesiz karakterler öne çıkıyor
Anti-romantik-komedi ya da anti-evlilik filmi olarak anılabilecek bu eserler bazen sinemasal açıdan dolgun olmasa da bir ruhu, yaklaşımı ve cesareti yansıtıyor. Onun gibi Julie Davis’in benzer bir süreçle tanınması tesadüf değilken, bu eğilimle Oscar adaylığına uzanan Lisa Cholodenko imzalı “İki Kadın, Bir Erkek”i (“The Kids are All Right”, 2010) unutmayalım. Westfeldt, “Mükemmel Plan” (“Friends with Kids”, 2011) ile yönetmenlik koltuğuna oturarak kariyerindeki bir eksiliği de kapatıyor. Köşeli ve kusursuz durmayan karakterlerden bir toplam oluşturuyor.
Kesişen hayatlar filmi gibi gözüken omurga ise bir anlamda çocukluktan beri arkadaş olan Julie ile Jason’ın evlenmeden, yüzük takmadan ya da muhafazakar kurallara uymadan bebek yapma düşünceleriyle sarılıyor. Missy-Ben (Kristen Wiig-Jon Hamm) ya da Leslie-Alex (Maya Rudolph-Chris O’Dowd) ikilisinden oluşan ‘yeni evli’ ya da ‘yıllardır evli’ çiftlerin cinsel hayatlarının ve iletişimlerinin körelmesi de bu doğrultuda bir çıkış noktasına dönüşüyor.
Evliliğin hangi aşamalarda fedakarlıklara ve sorumluluklara ihtiyacı olduğu katmanlıca masaya yatırılıyor. Bu üç ‘örnek çift’ arasından doğru bir dramatik çatı kuruluyor. Westfeldt, yönetmen olarak senaryosunda yatanlara ve samimi performanslara bel bağlıyor fazlaca. Bunların ötesine geçip büyük işler yapmayı, tempoyu yükseltmeyi denemiyor.
Entelektüel sınıfın tersine bakışları
Montaj sekanslar bile buna izin vermezken, orta ile yakın plan odaklı yapının diyalog yetkinliğiyle Katolik Kilisesi’ne ve Bush’a da dil uzatmasıyla ise bir ‘entelektüel sınıf’ bakışıyla doldurulduğu çok açık. Ana hedef ise seks arkadaşlığı, cinsel tercih, taşıyıcı anne gibi meselelerinin üzerine ‘evlenmeden ebeveynlik süreci nasıl olur?’ sorusunu eklemek. Jennifer Westfeldt-Adam Scott çiftinin bu konu ışığında tutkulu ilişkilerine ve cinsel hayatlarına devam etmeleri, Megan Fox ve Edward Burns gibi dışarıdan kusursuz gözüken örneklerle de gayet yerinde duruyor.
Ancak yönetmenin birazcık anti-feminist de duran final sekansının, ‘bonus bir silinmiş sahne’ görünümüyle adeta kendini iyi hisset tuşuna basması, bu alternatif dokunun tamamlanacağı noktada hasar görmesine yol açıyor. Zira romantik-komedinin, ‘önce atışırlar, sonra birlikte olurlar ve aşklarına aşk katarlar’ süreci, ‘önce plan yaparlar, seks yapıp çocuk sahibi olurlar ve başkalarıyla birlikte olurlar’ olarak işliyor. Karakter tercihleri, dramatik çatışmanın boyutunu bambaşka bir omurgaya taşıyor.
Ancak Westfeldt’in ille de böylesi bir ‘iyilik simsar’lığına yönelmesi bu tersine durumu birazcık zedeliyor. Yine de “Mükemmel Plan”, ilişkilerdeki temasal yorumları ve inşa sürecindeki temaslarıyla ilgiye değer bir çalışma sunuyor. En azından Tina Fey’in rol aldığı “Taşıyıcı Anne” (“Baby Mama”, 2008) gibi sululuğa kaymamasıyla dahi bir alkışı hak ediyor.
FİLMİN NOTU: 5.5
Künye:
Mükemmel Plan (Friends with Kids)
Yönetmen: Jennifer Westfeldt
Oyuncular: Jennifer Westfeldt, Adam Scott, Megan Fox, Jon Hamm, Maya Rudolph, Kristen Wiig, Chris O’Dowd
Süre: 107 dk.
Yapım yılı: 2011
POST-IRAK’IN KÖTÜCÜL İNSANLARI
İnsan ruhunun derinliklerinde yatan kötücüllüğü Irak Savaşı sonrası Amerikan toplumunda arayan William Friedkin, Tracy Letts’in tiyatro eserinden sinemaya aktardığı “Katil Joe” ile bir anlamda hedefini yerine getiriyor. Ancak elimize verilen bütünün abartılar, dışa dönük performanslar ve yüksek kan oranıyla örülü dünyası, western-noir gözleminin içinden adamakıllı ve yerine ulaşan mesajlar sunamıyor. Aksine Friedkin’i yeniden “Şeytan”, “Kanunun Kuvveti” ve “Devriye” ile anma arzusunu uyandırıyor.
Genelde erkek kitleyi ilgilendiren tür filmlerinden bildiğimiz memur bir yönetmen William Friedkin. “Kanunun Kuvveti” (“The French Connection”, 1971), “Şeytan” (“The Exorcist”, 1974) ve “Devriye” (“Cruising”, 1980) ile aksiyon, şeytan filmi ve polisiye alanında verdiği kalıcı eserleri halen unutmak mümkün değil. Bu noktada da son 15 yılında tartışılsa da eli yüzü düzgün stüdyo projeleri çekti kendisi. “Vur Emri” (“Rules of Engagement”, 2000) ile “Başkaldırış”ın (“The Hunted”, 2003) temiz işler olduklarını inkar etmek mümkün değil.
Alaycı bir western-noir
Ancak belli ki içi ‘kesif bir stüdyo bıkkınlığı’ ile dolan Friedkin, bunların ardından Tracy Letts’in kötücül karakterleri arasındaki çatışmayı tek mekan üzerinde ele alan iki tiyatro eserine ‘bağımsız bir ruh’la hakimiyet kurmayı amaçladı. Bu bakış açısını destekleyen 2006 tarihli salgın filmi “Böcek”in (“Bug”) ardından şimdi de western-noir “Katil Joe” (“Killer Joe”, 2011) ile çıkagelmesine şaşırmamalı. Bunların ikincisinde büyük oranda tek mekan üzerine kurguladığı omurgayla Altman’ın “Aşk Delisi”ne (“Fool for Love”, 1985) selam çakan yönetmenin esas amacı Sam Peckinpah’ın 70’lerde temellerini attığı bu melez türü uygulamak.
Yönetmen, bunun için kiralık katil, sadakatsiz kadın ve para peşinde ikiyüzlü karakterler üzerinden bir ‘aile çatışması’nı devreye sokmuş. Emile Hirsch, Matthew McConaughey, Thomas Haden Church, Juno Temple gibi isimlerin arasından yükselen modern western denemesi de bu yolla kendine bir tanım arar hale gelmiş. Alaycı yapısını ise onların aksanlarına da yüklenen bir karşıt duruşla taçlandırmış.
Abartılarla muhalif söylem hasar görüyor
11 Eylül ve Irak Savaşı sonrası Amerikan halkının birbirini gammazlayan, üçkağıtçı, açgözlü ve paragöz hallerini vurgulayan yapıtın çoğu zaman teatrallik engeline takıldığı şüphesiz. Bu da Friedkin’in yaşlanıp 1.85:1’e geçince çaptan düştüğünü kanıtlıyor. Her ne kadar halihazırda ona uygun bir oyuncu kadrosu ve temasal bütünlük olsa da örneğin McConaughey bir türlü “Kansız”ın (“Blood Simple.”, 1984) kiralık katil karakterinin çakma halinden öteye gidemiyor.
Bu da filmin ‘external’ (dışa dönük) oyunculuklarla ve abartılı şiddetle finale varıp tiyatro sahnesini ayaklarının altına almasına yol açıyor. Böylelikle bir yönetmenin çöküşünü izlerken abartılarla sinema perdesinden uzaklaşıyoruz. Bu toplumsal dışavurum ve eleştiri ise yerine ulaşmaktan ziyade ‘gerekirse sapına kadar dövüp öldür ahlaksızı!’ noktasına kadar tek boyutlulaşıyor maalesef. Kan oranı da sömürü noktasında değerlendirilip şiddeti onaylar hale geliyor.
Oyuncuların performans, yönetmenin Shakespeare tragedyalarına inancından yükselmesiyle “Katil Joe” bir boyut kazanıyor. Ancak böyle bir yaklaşımla temasal durum ve derin Amerika meseleleri hasar görüyor.
FİLMİN NOTU: 3.5
Künye:
Katil Joe (Killer Joe)
Yönetmen: William Friedkin
Oyuncular: Matthew McConaughey, Emile Hirsch, Thomas Haden Church, Juno Temple,
Süre: 102 dk.
Yapım yılı: 2012
KOZMİK KORKU SEVENLERE
Genelde köktendincilik, inanç ve din karşıtı yaklaşımıyla bildiğimiz, H.P. Lovecraft kaynağından ürünler veren kozmik korku alt türü, “Sessiz Tepe”de bir bilgisayar oyunu uyarlamasının kartonluğuyla boğuşmuştu. Serinin altı yıl sonra gelen üç boyutlu devam filmi ise bunun üzerine koymaktan ziyade aceleci bir kitle simsarı projeye dönüşme sevdasıyla dikkat çekiyor. “Sessiz Tepe: Karabasan”, sadece bu alt türde fazla ürün verilmemesiyle takdiri hak ederken, yönetmeni Bassett’ın bundan önce gördüğümüz ‘B sınıf filmlerin aranan yönetmeni’ kimliğindeki yerini sağlamlaştırıyor. Bu projenin sonrasında ise Hollywood’da kendisini korku devam filmlerinde sıkça görürsek şaşırmayalım.
H.P. Lovecraft’in korku edebiyatında öncül konuma yerleşmesini sağlayan ‘kozmik korku’ alt türü perdede de zaman zaman temsiller verir. Ancak bu öte dünyayla, metafizikle ve okült gruplarla ilişkisi olan ‘ateist’ yaklaşımın doğru, cüretkar, iddialı ve serbest karşılığını bulmak çok kolay değildir. Bu durum da büyük oranda kimi Stuart Gordon filmleri dışında üstadın eserlerinin uyarlamalarının kalıcı olmamasını sağlamıştır. Böylece onunla akrabalık kuran “Hellraiser” (1987) gibi yapıtlar yoluna emin adımlarla devam etmekte herhangi bir sıkıntı yaşamamıştır.
Bilgisayar oyunu uyarlaması bir kozmik korku örneği
Bana kalırsa da “Die, Monster, Die!” (1965), “Re-Animator” (1985) ile “Dagon” (2001) dışında çok kayda değer bir beyaz perde temsilcisi yoktur üstadın. Konami’nin ‘survival horror’ türüne mensup konsol oyunu ‘Sessiz Tepe’ (‘Silent Hill’) ise bir anlamda onun düşüncesini canlandıran bir ‘fantastik yolculuk’ sunuyor. O kaynağı 2006’da Christophe Gans-Roger Avary birlikteliğiyle atmosferinden mitine, efektlerinden gürültüsüne kadar akıcı bir sinemasal süreçle bırakmıştık.
Serinin ikinci halkası “Sessiz Tepe: Karabasan” (“Silent Hill: Revelation”, 2012) ise direksiyonu buradan alan harala gürele bir film edasıyla başlıyor. İlk yarısındaki “Elm Sokağı Kabusu” (“Nightmare on Elm Street”, 1984) akrabalığı ikinci yarıda Lovecraft edebiyatını tutturan bir ‘büyüme hikayesi’ üzerine yerleştiriliyor. Bu noktada 80’ler ruhuna benliğine adapte eden eserin, kalın kafalı yaratıkları, ilginç tasarımları, makyaj efektleri ve ses efektleriyle kitlesine oyalanacak alan açtığı söylenebilir. Ancak filmin üç boyut ve sinemaskop tercihi, nedense objektif tutarsızlıklarını beraberinde getirmiş.
B sınıf filmleriyle bilinen yönetmen, bir bakıma sonucu baştan tayin etmiş
Bunda da esas suç “Wilderness” (2006), “Solomon Kane” (2009) gibi ‘B sınıf’ eserleriyle İngiliz korku sinemasında bir türlü yükselemeden ‘memurluğa’ başlayan Michael J. Bassett’ta aslında... Adelaide Clemens ile Kit Harrington arasında oluşan genç kitleye uygun aşk hikayesi bir kenara, Clemens’ın babası ve annesi ile ruhsal ilişkisini de düşük bir kaliteyle kavrıyor. Pembe dizilerden kopup gelen oyuncu ifadeleri bu noktada sanki daha bir geçerli oluyor ve film sürecinin anahtarına dönüşüyor.
Yönetmenin perdenin önünde duran ve yerini kaybetmeyen karakterleri orta ölçekli ya da yakın ölçekli objektiflerle çekmiş gibi bir hali var. Oyuncu yönetimi sıkıntıları ya da B sınıf oyuncular da bu duruma eklenip Carrie-Anne Moss’un dini tarikat lideri tiplemesindeki ‘pespaye’ ve ‘uyumsuz’ haliyle dengelenince sanki her şey yerli yerine oturuyor gibi.
Bu da sinemaskopta ilk filmin ‘lanetli kasaba’ motifinin üzerine gidip atmosferle başlayan sürecini değiştiriyor. Genel plan adına sadece bir-iki anını gördüğümüz eser, sanki oranını 1.85:1’e çekip video piyasasına gitse belki tutarlı durabilecek bir bütünle servis ediliyor. Çünkü daha uzun formatta nedense fazla yakın plan sırıtıp görsel bir ahengi devreye sokamıyor. Bu da “Sessiz Tepe: Karabasan”ı ‘kozmik korku’ alt türü çok denenmediği için çekici, ama tekniği ve yönetmenliğiyle itici hale getiriyor.
FİLMİN NOTU: 3
Künye:
Sessiz Tepe: Karabasan (Silent Hill: Revelation)
Yönetmen: Michael J. Bassett
Oyuncular: Adelaide Clemens, Kit Harrington, Sean Bean, Carrie-Anne Moss, Radha Mitchell, Malcolm McDowell
Süre: 94 dk.
Yapım yılı: 2012
ANTİ-KAHRAMANLARIYLA İZ BIRAKACAK
Amerikan klasik sinemasının orta tabanına mensup, derdini anlatan yönetmen sayısı artık bir hayli azaldı. Ancak Paul Thomas Anderson, her şeye rağmen bu ideolojisinden taviz vermeden “The Master”da sinemanın en unutulmaz dostluk hikayelerinden birine imza atıyor. Dini tarikat lideri Lancaster Dodd ile çaresiz savaş gazisi Freddie Quell arasındaki bu kibir, kötücüllük, temassızlık, psikolojik çekişme, güç ve şaşkınlık yüklü etkileşim, büyük oranda 1950’ler Amerikasının günümüze ayna tutmasına olanak tanıyor. Film de bu sayede “Korkuluk” ve “Esaretin Bedeli” gibi ikilileriyle unutulmayan eserlerin yanına ‘anti-kahramanlı versiyon’ olarak yerleşmekte sıkıntı çekmiyor. Özellikle Joaquin Phoenix’in karakterini vücut diline kadar detaylandırıp adeta yaşaması, Hoffman’ın ise karizmayı asla eksik etmeme mükemmeliyetçiliği, bu ‘köşesiz’ karakterlerin oluşumunda büyük rol oynuyor. İkili adeta karşılıklı döktürüyor.
FİLMİN NOTU: 7.5
Künye:
The Master
Yönetmen: Paul Thomas Anderson
Oyuncular: Joaquin Phoenix, Philip Seymour Hoffman, Amy Adams, Laura Dern, Mike Howard
Süre: 138 dk.
Yapım yılı: 2012
KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU
360: 4
Araf: 7
Asteriks ve Oburiks: Gizli Görevde (Astérix et Obélix: Au Service de Sa Majesté): 3
Aşk Yeniden (Hope Springs): 5.7
Aşkın Ömrü Üç Yıldır (L’Amour Dure Trois Ans): 6.1
Ayı Teddy (Ted): 6
Babamın Sesi: 5.5
Başka Bir Kadın (La Vie d’Une Autre): 4.5
Bulut Atlası (Cloud Atlas): 8.5
Cehennem Melekleri 2 (The Expendables 2): 4
Cennetteki Çöplük: 2.5
Cesur (Brave): 6.6
Çanakkale 1915: 4.5
Çanakkale Çocukları: 3.6
Elena: 6.7
Evim Sensin: 0.9
Gergedan Mevsimi (Fasle Kargadan): 7.5
Geriye Kalan: 5.7
Gölgede Dans (Shadow Dancer): 5.8
Hayalimdeki Aşk (Ruby Sparks): 6.5
İlk ve Son Aşkım (Seeking a Friend for the End of the World): 4.6
N’Apcaz Şimdi?: 2.4
Oğlum Bak Git: 2.5
Paranormal Activity 4: 1.2
Paranorman: 4.5
Roma’ya Sevgilerle (To Rome with Love): 4
Ruh (The Pact): 5.5
Sadakatsizler (Les Infidèles): 4.5
Skyfall: 4.5
Striptiz Kulübü (Magic Mike): 7
Şimdi Gel de Gör Beni (Lola Versus): 4.9
Tehlikeli Takip (End of Watch): 4
Tetikçiler (Looper): 8.4
Uzun Hikaye: 5.4
Yargıç Dredd (Dredd): 5.8
Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.
keremakca@haberturk.com