Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Fotoğraf Ara Güler fotoğraflarının hikâyelerini ilk kez yazdı

        Ümran Avcı - AHT

        Point Otel'in duvarlarını süsleyen fotoğraf koleksiyonundan seçilen Ara Güler'in fotoğrafları, kaleme aldığı öyküleriyle birlikte "Ara Güler İstanbul" adlı kitapta bir araya geldi. Kitabın önsözünde İstanbul'u "ihtiyar bir deli saraylı"ya benzeten Ara Güler, İstanbul'un kendisi için önemini de şu cümlelerle anlattı: "(...) Çocukluğumdan beri İstanbul'un bir ‘Deli Saraylı' olduğunu düşünürüm. Ama öyle bir deli saraylı ki, Hem Roma'da hem Bizans'ta hem Osmanlı'da yaşamış... Birikimlerin deli saraylısı. Hipodromda gladyatörlerle birlikte ata binmiş, Bizans Sarayı'nda gözde olmuş (...) Osmanlı'da Hürrem Sultan olmuş. (...) Bugün artık ihtiyar bir deli saraylı olmuştur; süslenmeyi ihmal etmez., takar takıştırır, kokularını sürer."

        "Bu deli saraylı henüz ölmedi belki ama örümcek misali gecekondular sarmıştır çevresini" diyen Ara Güler, "Takıp takıştırıp çıksa bile Binbirdirek'teki köşesinden, belki tanıyanı bile olmayacaktır. Bu deli saraylı bastonlu, ihtiyar bir nine midir, yoksa bir hayalet mi? Bunun kimse farkında olmayacaktır" dedi.

        Ara Güler'in 1957'li, 60'lı yıllarından başlayarak çektiği bu fotoğraflar, okuru eski İstanbul'a götürüp eski İstanbullularla buluşturuyor. İşte Ara Güler'in kaleminden çektiği fotoğraflardan bazılarının hikayeleri.

        Bir veda mı?

        Rıhtımda bir kadın lombozdan bakan denizciye bir şey veriyor. Sahne ayrılık mı, haber gönderme mi onu anlamak fotoğrafa bakana ait. Hayat ya bir aşktır ya bir tesadüf belki de bir hatıradır ama ne olursa olsun iyidir, güzeldir. Merhaba hayat... (1955)

        İşçinin rahatı

        Rahatına diyecek yoktu. Beni görünce gülümsemeye başladı çünkü herhalde hayatından memnundu. İstanbul'un her türlü sokağında her ne kadar bir hüzün gizli ise de samimiyet ve dostluk gösterisi her zaman mevcuttur. Fotoğraftaki rahatına düşkün bu işçi de çarşıdaki bu arabada aynı şeyi düşünüyordu. (1986)

        Halde "balık" ciddiyeti

        Balık halinde bir satış sahnesi. Bu balık belki de dört kilo ikiyüz gram. Ama burada mühim olan kabzımalın veya denetçilerin, bu ciddi adamların verecekleri karar. Dört kilo iki yüz gram balığın ne kadara satılacağı. İşte yüzlerinden de okunduğu gibi, çok ciddi bir iş yapıyorlar. Ne diyorlar; "Bu balık 30 lira. Kesin fiyat... Allah'ın balığını denizden alıp onun üzerine pazarlık yapıyorlar. Dünyanın en mühim adamları bu tertip adamlar işte..." (1959)

        Hayatımın en önemli çöpçüsü...

        Bu fotoğraftaki adam benim hayatımdaki en mühim çöpçü, İstanbul'un çöpçüsü. Bu fotoğrafı çekmesem belki de çöpçüler hakkında hiçbir şey düşünmeyecektim ama bu adam, bu çöpçü, benim için çöpçüler kralı. Evinin önünde oturup sanki benim gelmemi bekliyordu. Sonra oraya defalarca gittim, karısının yaptığı kahveleri içtim. O mahallede çöpçü bir dostum olduğunu hep hatırladım. Yine bir keresinde gittiğimde de kendisi yoktu. Sarı boyalı evi de rengini atmıştı. Anladım ki, rengini atan boyalar gibi geçen zaman hayatı değiştiriyor. İşte Haliç'teki Balat'ın Eyüp'e doğru olan surların kıyısındaki bu çingene mahallesinde de hayat değişiyor. (1969)

        İki dünya...

        Kartal'da otobüs durdu ve ben ne oluyor diye camdan dışarı baktım. Birden karşımda iki dünya belirdi. Kahvenin dışındaki bir çocuk, kovalar ve kahvenin içindeki boş bir dünya, adamlar, bekleyiş ve bir birikmiş sıkıntı dayanışması. Burası bir kahve idi ama iki dünya vardı karşımda. İki dünyalı kahve idi bu. Pencerenin içi sanki başka, ayrı fotoğrafmış gibi idi bir de dışı. Ben bu fotoğrafta adeta iki dünyayı birleştiriyordum. Bravo dedim kendime. (1956)

        Metin Eloğlu'na tepeden bir bakış...

        Burası Erenköy civarında eski bir konağın bahçesi. Bahçede şapkalı bir adam dolaşıyor ve bulunduğum yüksek yerden benim için bir kompozisyon oluşturuyor. Hemen fotoğraf çekiyorum. Sonradan bakınca bu fotoğrafımın oldukça estetik olduğunu keşfediyorum. O fotoğraftaki adam ise fotoğrafın farkında bile değil ama ben onu biliyor ve tanıyorum. O arkadaşım şair ve ressam Metin Eloğlu. (1959)

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ