Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Sinema Cesur, gerçeküstücü ve zihinsel

        KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com

        2.35:1 formatında çekilmiş, yabancılaştırıcı etkisi yüksek bir Litvanya bilimkurgusu. Pasolini, Resnais ile Tarsem’in arasında duran bir yönetmenin sinemaya damga vurma adına bu ikinci denemesi, büyük oranda bilinçaltına girerek etkileyici ve sarsıcı anlara açılıyor. “Kaybolan Dalgalar”, “Dreamscape”, “Zardoz” ve “Hücre”yi akla getiren dünyasını zaman zaman hipnotik, akılda kalıcı ve cüretkar uygulamalarla teneffüs etmemiz sağlıyor. Böylece atmosfer açısından kimi eksiklerine ve ‘bilinçaltında gezinen bilimkurgu’ tanımına “Başlangıç” kadar özgün bir kıyafet giydirmemesine karşın entelektüel damarı, felsefesi ve cesaretiyle dikkat çeken bir Avrupa bilimkurgusu ile yüzleşiyoruz. “Kaybolan Dalgalar”ı 14-24 Şubat 2013 tarihleri arasında düzenlenen 12. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali kapsamında yapılan Türkiye prömiyerinde izledim. Böylesi kıyıda köşede kalmış bilimkurguları Türk izleyicisine armağan ettiği için festivale ne kadar teşekkür etsek az…

        Özellikle bir bilimkurgu filminin Litvanya’dan çıktığını hayal etmek bile kolay değil. Sinema endüstrisinin ne düzeyde olduğunu bilmediğimiz, Orta Avrupa sineması olarak konumlandırdığımız bir diyardan gelen “Kaybolan Dalgalar” (“Aurora”, 2012) bu açıdan alkışlanası bir yedinci sanat ürünü sunuyor. Bunun üzerine bir sinema dili, bir senaryo zekası, bir sinematografi dehası eklemesi de Kristina Buozyte’in yönetmenlik geleneğindeki profesyonelliğe bağlanabilir.

        Dreamscape” etkili bir bilimkurgu yorumu sunuyor

        İkinci şahsi filmini veren yönetmenin, birçok referans noktasından yola çıkıp dünyasını tasarladığı söylenebilir. Pasolini’nin cinsel cüretkarlığı, Resnais’nin bilinçaltında dolaşan evrenleri ile Tarsem’in gerçeküstücü etki yaratan resim paleti kıvamındaki kareleri bu konuda ana kaynaklar. Böylece karşımıza bunların arasından bir yol bulurken, “Dreamscape”i (1984) akla getiren bir ‘zihine girme’ ya da ‘somut bir kişinin bilinçaltına sızması’ formülü çıkıyor.

        Şu sıralar “Başlangıç” (“Inception”, 2010) ile kıyafeti ‘rüya inşaatı bilimkurgusu’ olarak yenilenen bu alan, bilindiği üzere bir kişinin zihnine girerek orada olup biteni değiştirmekle ilintili. Tarsem’in “Hücre” (“The Cell”, 2000) ile fantastik polisiye atmosferine taşıdığı bu “Zardoz” (1974) ile akraba konsepti, aslında Nolan bir ‘devrim’le taçlandırdı. Burada ise Buozyte’nin kendi evreninde fazlasıyla etkileyici duran, ama yaptıklarına bakınca ‘evrensel’ açıdan çok yukarılara çıkamayan eserinin değeri bu açıdan masaya yatırılmalı.

        Je T’aime Je T’aime”i Pasolini yorumlamış gibi

        Yönetmenin Resnais’in “Je t’aime Je t’aime”indeki (1968) serbest aşk koşuşturmacasını, zaman yolculuğu motifinden alıp bellek yolculuğuna transfer etmesi, bunun yanında işin içine modern dans figürleriyle yürüyen seks sahnelerini eklemesi tesadüf değil. Böylece grup sekse, erotizme ve porno etkileşimine varan sekanslar zaman zaman Russ Meyer’in sakilliğini, zaman zaman Pasolini’nin özgürlükçülüğünü akla getiriyor.

        Belli ki bu konuda adımlar atarken mimariyi de unutmayan yönetmenin, özellikle konformist bir yaklaşımla fütüristik dünyayı ince eleyip sık dokuyup “Otomatik Portakal”a (“A Clockwork Orange”, 1971) benzer bir sanat yönetimi planladığı söylenebilir. Buna beyaz tahtalardan kurulu ev tasarımını, malikanenin içindeymiş izlenimi bırakan uzun yemek masasını, laboratuarın düz/geometrik şekillerden kurulu duvarlarını ve daha fazlasını ekleyebiliriz. Ancak en önemlisi merkezi karakterin, gerçek dünyada ‘siyahın kaotikliği’ ile boğuşurken, Aurora’nın zihninde ‘beyaz’ın kokusunu alıp kendine gelmesinde kopuyor belki de…

        Romantik, gerçeküstücü, cüretkar ve yarı hipnotik

        “Kaybolan Dalgalar”, romantik, gerçeküstücü, cüretkar, psikolojik ve yarı hipnotik bir ‘bellekte gezinen bilimkurgu’ tanımı olarak açıklanabilir. Buradan da kafayı ilişkilere ve cinselliğe takan bir yönetmenin Pasolini-Mackenzie yorumuna atlayabiliriz. Sinemaskopun yabancılaştırıcı hali özellikle ‘grup seks sahnesi’, son sekanstaki plan sekansa kayan ‘çırılçıplak birbirine sarılma’ ve başlardaki ‘sonuçsuz seks sahnesi’ni turuncu yüklü bir renk paletiyle ve karanlıkla harmanlıyor.

        Onun dışında ise bilinçaltındaki sekansların beyaza kayması yönetmenin, sinematografi ve müzikten aldığı etkiyi perçinliyor. Belli ki Litvanyalı sanatçının hem resim, hem sinema, hem de felsefeyle haşır neşir olmak gibi bir derdi var. Bu bağlamda da insanoğlunun varoluşunu bir kadın karakterin belleğinden ele alırken, cinsel özgürlüğü sorgulama ve arzuları açığa çıkarmayı bir ‘bilimkurgusal revizyon’ olarak yorumladığı görülebiliyor.

        Bilinçaltında gezinen bilimkurgu filmlerinin içinde tutarlı bir yere sahip

        Ana karakterin böylesi işlevi, bilimsel deneyden öte bir sorumluluk yüklüyor omurgaya. Aslında filmin teknolojik açıdan ‘külüstür bilgisayarlar’ı kullanmasını da düşününce “The Andromeda Strain”in (1971) uzay gemisi görüntüsü kadar ilkel kalması veya oyunculuk performansları açısından tatmin etmemesi, etkisini düşürüyor. Hatta 80’lerin kitsch (bayağı) atmosferlerine kaymasını sağlıyor. Hayal-gerçeklik arasındaki ilişkinin ipini bir süre sonra elinden kaçırması ise bütün ciddiyetini yaralıyor. Böylece detaycı seks sahnelerinin, gerçeküstücü zihin içi sekansların ve yabancılaştırıcı iz bırakan sinemaskop formatının etkisiyle izlediğimiz, keyfine vardığımız bir evrenle yetinmek zorunda kalıyoruz.

        Yönetmenin kendini geliştirmesiyle ilerleyen dönemde bu çok yönlü bilimkurgu düşüncesinde “Başlangıç” ve “Zardoz” kadar önemli eserlere imza atması beklenebilir. “Kaybolan Dalgalar” ise fütüristik bilinçaltı tanımı adına bildiğimiz eserlerin yanına saygı duyulacak bir yenisini ekliyor. Buozyte ismini bir kenara not etmemizi sağlarkan özellikle Hollywood’da türün içinde fazlaca aksiyona kayıldığı bir dönemde ilaç gibi geliyor.

        FİLMİN NOTU: 6.2

        Künye:

        Kaybolan Dalgalar (Aurora)

        Yönetmen: Kristina Buozyte

        Oyuncular: Jurga Jutaite, Marius Jampolskis, Brice Fournier

        Süre: 120 Dk.

        Yapım Yılı: 2012

        KEREM AKÇA’NIN !F İSTANBUL FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU:

        237 No’lu Oda (Room 237): 6.8

        7 Psikopat (Seven Psychopaths): 6.2

        Antiviral: 6.5

        Aşk Seansları (The Sessions): 6.5

        Ben Kuçuyum (Call me Kuchu): 2.4

        Berberian Ses Stüdyosu (Berberian Sound Studio): 3.9

        Bestiarie: 3.5

        Bernie’nin Suçu Ne? (Bernie): 2.4

        Devremülk: 1.1

        Frances Ha: 4

        Gazeteci Çocuk (The Paperboy): 6.5

        Hayat Avcısı (The Imposter): 5

        Kara Göl (Black Pond): 6.5

        Kutsal Motorlar (Holy Motors): 9.6

        Kuyruklu Yıldız (Halley): 8.5

        Margaret: 7.5

        Ruhları Tüketmek (Consuming Spirits): 2.7

        Samsara: 6.5

        Savaş Cadısı (Rebelle / War Witch): 4.5

        Spring Breakers: 7.5

        Umut Diyarı (Kibô No Kuni / The Land of Hope): 4

        Vahşiler (Los Salvajes / The Wild Ones): 4.3

        Vazgeçmem Senden (Celeste and Jesse Forever): 5.5

        Yolda (On the Road): 4

        Zerre: 5.6

        Not: Yıldızlar 10 üzerinden verilmektedir. Festival süresince güncellenecektir.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ