ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

Kitabın adı “Şimdilik”… Sanki devamı gelecekmiş gibi. Oysa sonrası yok. İçinde söyleyip yazacaklarıyla dolup taşan bir şair: Muzaffer Tayyip Uslu. Söyleyip diyecek sözü çok olsa da vakti olmayanlardan. 24’ünde veremin kısa kestiği bir ömürden geriye “Şimdilik” kaldı… Birkaç şiir, birkaç yazı…

Muzaffer Tayyip Uslu ve kendisi gibi veremden genç yaşta ölen şair dostu Rüştü Onur, Yılmaz Erdoğan’ın “Kelebeğin Rüyası” filmiyle çıktı karşımıza. Tam da aynı dönemde Yapı Kredi Yayınları Uslu’nun tek kitabı “Şimdilik”i 58 yıl aradan sonra basma kararı aldı. Kitapta, Muzaffer Tayyip Uslu’nun ilk basımda yer alan kimi şiirleri ile Kara Elmas Dergisi ve Ocak gazetesinde yayımlanan yazı ve şiirlerinden oluşuyor. Bir de Uslu Ailesi’nin hem yayınevine hem de film ekibine hitaben kaleme almış olduğu bir teşekkür yazısı ekli.

Muzaffer Tayyip Uslu 1922 yılında Fatih’te doğdu. Üç kardeşin ortancası. Polis komiseri olan babasının tayiniyle önce Mersin’e gitti. Ortaokul yıllarını Mersin’de geçirdikten sonra babası Zonguldak Kömür İşletmeleri’nde memurluğa tayin edildi. Tayyip Uslu’nun ağabeyi babaannesi ile Mersin’de kaldı. Ailenin diğer üyeleri ise Zonguldak’a yerleşti.

Hayatının kırılma noktası burada geçirdiği zatürree ile başladı. Hastalığı nedeniyle Mehmet Çelikel Lisesi’ni güçlükle ancak 21 yaşında bitirebildi. Ardından İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne girdiyse de talihsizlik yakasını bırakmadı. Hastalığı vereme çevirince, buna bir de parasızlık eklenince öğrenimini sürdüremedi.

Zonguldak ’a döndü. Ereğli Kömür İşletmeleri İş Mükellefiyeti Dairesi ’nde bir memurdu artık. Bir şair memur. Kalbinden dizeler,  öksürürken ağzından kanlar dökülürken sürekli yazıyordu…  

“Önce öksürüverdim / Öksürüverdim hafiften, / Derken ağzımdan kan geldi /Bir ikindi üstü durup dururken…

Meseleyi o saat anladım / Anladım ama, iş işten geçmişola / Şöyle bir etrafıma baktım / Baktım ki yaşamak güzeldi hala…

 

 

 


Şimdilik, Muzaffer Tayyip Uslu, Yapı Kredi Yayınları, 77 Sayfa, 8 TL

 

Öyle şiir olsun diye değildi yazdıkları. Gerçekten herşeye rağmen güzeldi hayat onun için… “Esmer” adına yazdığı şiirinden belli. “Esmer” derken bir sarışına aşık olduğunu itiraf etmesinden belli:

Ne zaman aklıma gelse / İstanbul’daki sevgilim / Hep aynı şarkıyı söylerim / Bu berbat sesimle…

“Aman esmer, civan esmer” / Oysa ki sarışındır İstanbul’daki sevgilim / Esmer değil…

Gurbet şiirinde ise bir itirafı oldu: “Aşıksın işte / Ne diye saklarsın / Söylediğin şarkıdan belli / Sevdiğin kız / Seni Sevmez Üstelik / Bir de gurbettesin / Mektup beklersin / Gelmez…

Bir yandan Mersin’deki günlerini hatırlayıp yazdı. İçinde özlem, bedeninde acılar vardı:

“Ve bir gün Mersin’e veda ettik (…) / Aradan bunca zaman geçti / Rüzgardaki yaprağa döndüm / Saadet içinde yaşamak dururken / Felaketler içinde geçiyor ömrüm (…)”

Kendisiyle aynı hastalığa yakalanan can dostu, şair arkadaşı Rüştü Onur’la birlikte direniyorlardı. Bir süre yanyana yatarak tedavi oldular. Birlikte şiir üzerine, edebiyat sohbetleri yapıyor, yine birlikte şiirlerinin Varlık’ta yayımlanmasını bekliyorlardı.

Sonunda hayallleri gerçekleşti. MuzafferTayyip Uslu’nun Varlık’ta ilk şiiri yayımlandığında tarih 1 Haziran 1941’di… Tayyip Uslu’nun yaşı da 19…

Ve o şiirde “İsterdim” diyordu…  İhtimaldir ki ümitsizlikle…

“Bir güzele / Güzelliğini söylemek isterdim / Aynalardan evvel / Bir güzelle / Yaşamak isterdim / Güzel güzel…

Yakasına yaşan verem illetine rağmen içindeki coşkuyu, yaşama sevincini yine şiirle açıklıyordu:

“Siz bakmayın bana / Ben şairim / Denizin üzerinde yürüyebilirim…”

Ve can dostu Rüştü Onur’u kaybettiğinde sığınağı yine kelimeler oldu… Onun ardından yaşadığı yalnızlığı anlattı: “Rüştü ölmüş… Ve ben daha şimdiden insanları yorulmadan sokakları yorulan bu şehirde yalnızlığımı hissetmeye başladım…”

Çok değil iki yıl sonra o da terk edecekti dünyayı… Sonunu biliyordu elbette. Akibetini Onur’da görmüştü zaten. Vedası da elbette şiirle oldu…

 

Önce bütün şairlere selam

Sonra şunu söylemek isterim

Ölüm hiç de güzel değil

Ne sabah var ne akşam

 

Sokakların ellerinden öperim

Bana yaşamasını öğretmişlerdi

Dost olsun, düşman olsun

İnsanlara iyi günler dilerim

 

Söyle sarı saçlı daktiloya

Ben yokum artık

Vefasız dostlara hatırlat

Kimseye kalmaz o dünya

 

Nasıl unuturum güzeldi yaşamak

Fakat hakkı varmış Oktay’ın

“Hatıralar da dal istiyor

Kuşlar gibi konacak.”

 

 

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR


Kül Olmadan Önce, Gaute Heivoll, Can Yayınları, 286 sf, 19 TL 1978 yılında bir Pazar günü, Norveç halkı tarihin en dramatik cinnet vakalarından birine şahit olur: Çılgınca koşan bir piroman evleri küle, ağaçları alev topuna dönüştürmektedir… “Alfred’in ziyareti sırasında bir hikâye anlatıldı. Başlangıçta bunun yangınlarla bir ilgisinin olduğunu sanmıyordum. Bu hikâyeyi daha önce hiç duymamıştım, baştan sona yürek parçalayıcıydı; ama aynı zamanda da bir şeyle dopdoluydu. Ne ad verebilirim buna? Sevgi. Olay doğup büyüdüğüm kasabada, yüz yıl önce olmuştu. Bir adam kendini havaya uçurarak intihar etmişti. Otuz beş yaşındaydı. Dinamit kullanmıştı. Söylenenlere göre olayın ardından çevrede dolaşan annesi oğlunun parçalarını önlüğünün eteğine toplamış. Birkaç gün sonra, kısa bir törenin ardından geri kalan ne varsa 35 numaralı mezara konulmuş. Kilise mezarlığı kuralları.Açıklama olarak günahkâr yazılmış. Doğru olup olmadığını bilmiyorum. Ama yine de anlaşılır bir şey. İnsan oturup biraz kafa yorarsa yavaş yavaş anlıyor. En sonunda geriye tek doğru kalır. İnsan böyle yapar. Başka çaresi yoktur. Çevreyi dolaşıp kalan parçaları önlüğünün eteğine doldurur…” Çağdaş Norveç edebiyatının gelecek vaat eden en önemli yazarlarından Gaute Heivoll, şahit olduğu bu korkunç vahşeti roman kurgusuyla aktarıp, son derece çarpıcı bir esere imza atıyor. Doğduğu yıl yaşanan bu kabusun etkisi altında büyüyen yazar, olgunluk döneminde de bu olayın etkisinden kurtulamamışa benziyor… Her sayfada ritmi artan konu hakimiyetiyle roman, bir yandan piromanın ağzından aktarılan olayları, öte yandan da yazarın kendi gençlik anılarını birarada örüyor.

 

 

 

Walter Benjamin’in Mezarı, Michael Taussig, Yapı Kredi Yayınları, 278 sf, 20 TL

 Walter Benjamin’in mezarını aramaya gelen Hannah Arendt hiçbir şey bulamamıştı. Hiçbir şey; görüp gördüğü en güzel yerlerden biri hariç. “Yoktu” diye yazmıştı Gershom Scholem’e bir süre sonra, “adı hiçbir yerde yazmıyordu.” Oysa belediye dairesince sağlanan kayıtlara göre, Benjamin’in seyahat arkadaşlarından biri olan Frau Gurland, beş yıllığına bir “niş” kiralamak için yetmiş beş peseta ödemişti 28 Eylül 1940’da; Benjamin’in, (...) genel itibarıyla aşırı dozda morfin sonucu intihar olarak bilinen ölümünden iki gün sonra. “Yanında canını defalarca alabilecek kadar morfin taşıyordu” diye yazıyor onu dağlardan geçirip İspanya’ya getiren Lisa Fittko. (...) Benjamin, ölümde bile bir kaybedendi, mezarı bahşiş peşinde koşan adamların elinde oyuncak olmuştu. Michael Taussig’in kitabı Walter Benjamin’in Mezarı’nda Eleştirel Kuram ve Yapısalcılık Sonrası düşüncesinden etkilenen yazarın ele aldığı konular, Port Bou’da Walter Benjamin’in gömülü olduğu mezarlıktan, Kolombiya’daki köy şiiri tartışmalarına, şeytan akdine, şaman bedeninin acayipliklerine, ihlale, New York Şehri polisine ve çiçeklerle şiddet arasındaki ilişkiye kadar uzanan geniş bir yelpazeye yayılıyor ve yazarın bizzat yürüttüğü saha araştırmalarından besleniyor.

 


 

 

 

Arka Sokaklar / Bir “Sert Çocuk”un yaşam öyküsü,  50 Cent – Laura Moser, Altın Kitaplar, 176 sf, 10 TL

50 Cent’in Kaleminden Bir “Sert Çocuk”un Gerçek Yaşam Öyküsü… Curtis James Jackson III; nam-ı diğer 50 Cent geçmişindeki karanlık sokakları, örnek alınması gereken çarpıcı değişimini Arka Sokaklar’da anlatıyor! 50 Cent geçmişindeki “sert çocuğu” tanıtıyor ve zorbaya dönüşen o çocuğun nasıl, niçin zorba olduğunu ve bu aşamayı atlatıp atlamayacağını anlatmak için tecrübelerini paylaşıyor. Terapisti ile yaptığı görüşmeleri bütün açıklığıyla aktaran 50 Cent, boşanmadan, tüketim sorununa, çevre değişiminden diyetle mücadeleye kadar bir gencin karşılaştığı sorunları gerçekçi diyaloglarla, vaaz verircesine değil, tüm hassasiyetleri göz önünde tutarak anlatıyor ve “yaptığımı yapma” diyor! Kendi deneyimlerini kurgusal bir hikâye ile aktaran 50 Cent gençlere ilham verirken çocuklarını ve öğrencilerini daha iyi anlamak isteyen ebeveynlere ve öğretmenlere de ışık tutuyor.

 

 

  • Muzaffer Tayyip Uslu
  • ÜMRAN AVCI

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000