Gazeteci mi İstihbarat Elemanı mı?..
Cumhuriyet Gazetesi'nden Hikmet Çetinkaya yazdı...
Ne zaman gazeteci olduklarını bilmiyorum... Üstelik çoğunu tanımıyorum... Ağabeyleri artık televizyon kanallarında pek yok... Onlar var, ellerinde tomar tomar belgeyle...
Gazetecilik etiği filan vız geliyor onlara... Bir Nedim’e vuruyorlar bir Ahmet’e, Mustafa’ya, Tuncay’a.
Faşizan bir tavır sergilemeyi, liberalizmin önkoşulu sayıyorlar... Deniz Baykal’la Kemal Kılıçdaroğlu’nu karşı karşıya getirip CHP’nin altını oymaya çalışıyorlar.
Ergenekon’un son dalgasında gözaltına alınıp savcılık sorgusunun ardından salıverilen İklim Bayraktar adlı bir sözde gazeteci var.
***
İlginçtir, Bayraktar’ın sağ eli İhlas Yayıncılık’ta, sol eli Odatv’de.. Sol ayağı CHP’de, sağ ayağı AKP’de.
Fatih Altaylı’nın programında izledim. Bir sözü bir sözüne uymuyordu.
Kimi siyasetçilere, kendinden 30 yaş büyük gazetecilere adıyla sesleniyor; daha önce çalıştığı kurumlarda da kendisine “asılan erkeklerin” olduğunu söylüyordu.
Başta bizim Türey Köse olmak üzere öteki Ankaralı Meclis muhabiri kadın ve erkek meslektaşlarımızın tanımadığı İklim Hanım kimdi? Sanırım bu sorumun yanıtını Odatv yöneticileri verecektir!
***
İleri demokrasi ve özgürlükler, savcının Nedim Şener ve Ahmet Şık’a sorduğu sorular ve yanıtlar... Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün son gözaltılardan sonra Fikret Bila’ya “kaygılıyım” demesi.
Bir düşünce ormanındayım sanki...
Kaygılıyım!
Ellerinde istihbarat birimlerinden aldıklarını öne sürdükleri dosyaları gösterip, avazı çıktığı kadar bağıran kişiler gazeteci mi gerçekten?
Böylelerini zamanında çok görmüştük!
Sonunda istihbarat elemanı oldukları anlaşılmıştı!
Ellerinde “belge” dedikleri tomar tomar kâğıtlarla televizyon ekranlarını “işgal” edip tutuklu meslektaşlarımıza acımasızca saldırıyorlar.
Tüm bunlar olurken savcının açıklamasını okuyorum...
“Gözaltıların, gazetecilik görevleriyle, yazdıklarıyla, yazacaklarıyla ilgisi yok!”
Ahmet ve Nedim’e yöneltilen sorulara bakıyorum ardından. Sorular kafamı karıştırıyor. Hani gözaltıların kitaplarla, gazetecilikle ilgisi yoktu. O zaman bu sorular ne oluyor?
Gazeteciler asker-sivil bürokratlarla görüşür, belge toplar...
Gazetecilikte bu bir gelenektir...
Gazeteci bunları yaparken kendini kullandırmaz, onların haber elemanı gibi çalışmaz.
***
Hiçbir zaman devlet içindeki örgütlü silahlı çeteleri, darbecilik üzerinden gazetecilik yapanları savunmadım ve savunmam.
Aklımın ucundan bile geçmez benim, kendilerini kullandırdıkları, darbecilerle, darbeseverlerle, devlet içinde örgütlü çetelerle işbirliği yaptıkları.
Demek ki muhalif gazeteciler adım adım izleniyor, telefonları dinleniyor, senaryolar üretiliyor.
Bu arada Ergenekon soruşturması sırasında evinde 40 kilo patlayıcı çıkan, Cumhuriyet’i bombalayanlar, kanlı Danıştay baskınını yapanlar, görevli olduğu kentte onlarca faili meçhul cinayetin işlendiğini çok iyi bilen kimi eski askerler, Susurluk Komisyonu’na ifade vermeyenler, 28 Şubat’ı yapanlar, 27 Nisan e-muhtırasını verenler son gözaltılar karşısında kıs kıs gülüyor.
***
Ergenekon sürecine döneyim...
Adil yargılanmadan yanayım... Tutukluluğun hükümlülük olmadığını söylüyorum... Tuncay Özkan iki yılı aşkın, Balbay iki yıldır tutuklu. Adları darbeye karışan emekli generaller tutuksuz yargılanıyor.
Benim isyanım buna...
Elinde kalem olanlarla Zir Vadisi’ne silah gömenler aynı torbada...
Benim isyanım buna...
Ucu Akın Birdal suikastına uzanan karanlık adlarla gazeteciler arasında, henüz liderinin, örgüt yapısının ne olduğu bile saptanamayan Ergenekon bağlantısı kurulup Silivri’ye gönderiliyor.
Benim isyanım buna...
***
Kimse bana ileri demokrasi ve özgürlükler dersi anlatmasın.
Baskı, sindirme ve yıldırma...
Bu gidiş iyi değil!
Ergenekon gibi önemli bir dava Susurluk örneğine dönüştürülüp sulandırılıyor. Darbeciler, çeteler, evlerinde patlayıcı ve bomba bulunduranlar bir tür aklanıyor.