Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Polemik Rejimin teminatı Say!

        Gazete HABERTÜRK Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı, bugünkü köşesinde dün Fazıl Say ile ilgili yazdığı yazıya gelen tepkilere yanıt verdi.

        ALTAYLI'NIN DÜNKÜ YAZISI İÇİN TIKLAYIN

        İşte Altaylı'nın bugünkü yazısı:

        Rejimin teminatı Say!

        Gerçekten berbat bir ülke, berbat bir toplum olma yolunda hızla ilerliyoruz.

        Her şey ama her şey “kamplaşma” meselesi haline gelmiş. Doğru düzgün bir tartışma, yazışma ortamı bile yok.

        Fazıl Say’ı eleştiriyorsun “Satılmış” oluyorsun. Çünkü Fazıl Say, Cumhuriyet değerlerini temsil ediyormuş. Eleştiremezsin!

        Fazıl Say’ın zırvaladığını yazdım, hakaretin bini bir para. Yanıt veririm buradan da adam gibi okuyucuya ayıp olur diye vermiyorum.

        Dangalağın biri şöyle diyor: “Klasik müzik uzmanı değilim diyorsun o zaman ne yazıyorsun.”

        Dangalak işte. Ben klasik müzik eleştirisi mi yazıyorum! Ben Fazıl Say’ın müziğini eleştirmiyorum, sözlerini eleştiriyorum.

        O kötü, bu iğrenç, bu rezil..

        Dese ki, “Orhan Gencebay’ın şarkılarının büyük bölümü ünlü Arap bestecilerden araklamadır” gıkımı çıkarmam. “Doğrudur” derim geçerim.

        Sezen Aksu sağdan soldan fazlaca esinlenmiştir dese yine bir şey demem.

        Ama adamlara durduk yerde hakaret etmek neyin nesi kardeşim.

        Fazıl Say avukatı kesilip, Say’ı rejimin teminatı haline getirenleri de merak ediyorum.

        Acaba kaçı gidip Fazıl Say dinledi. Kaçı evinde klasik müzik dinler. Kaçı konser konser gezer. Kaçının evinde sıkı bir klasik müzik koleksiyonu vardır.

        Meyhanede Sezen Aksu şarkılarıyla coşar, bir taraflarını yırtarak eşlik ederler.

        Ama sonra Fazıl Saycı kesilirler başımıza.

        Hadi be siz de. Fazıl Say’a gelince. Memleketin müzik zevkini beğenmiyor musun! Dinleme. Değiştirmek mi istiyorsun! Çaba göster.

        Seni eleştiren bizlere küfür kıyamet dalan kitle var ya, rica et onlara, sana destek olsunlar.

        Sponsor bulsunlar. Sen de bul.

        Git Türkiye’nin dört bir yanında klasik müzik merkezleri kur.

        Her yerde konserler düzenle. Senin gibi büyük müzik adamı olan dünya çapındaki klasik müzikçileri Türkiye’ye davet et. Anadolu’nun ücra köşelerine götür onları. Konserler verdir.

        Millete klasik müzik zevki aşıla. İyiyi göster ki, millet “kötü” dediğin müzikleri dinlemesin.

        Böyle bir iş yapmaya karar ver, yemin ediyorum bu gazete senin bir numaralı destekçin olacak.

        Söz!

        *************

        Fatih Altaylı'nın Orhan Gencebay, Müslüm Gürses ve Sezen Aksu ile ilgili sözlerini eleştirdiği yazısına Hürriyet Yazarı Ahmet Hakan'dan da destek geldi. Hakan, bugünkü köşesinde "Fatih Altaylı'nın dün Fazıl Say'la ilgili yazdığı şahane yazıya gıpta ettim" diye yazdı.

        Radikal Yazarı Cüneyt Özdemir de Altaylı'nın söz konusu yazısını destekleyen bir yazı kaleme aldı. İşte Cüneyt Özdemir'in konuyla ilgili yazısı:

        Postmodern liboş arabesk yavşakları? (*)

        Başlıkta okuduğunuz bu veciz sözler bana ait değil. Ama sanırım siz zaten anlıyorsunuz artık kim tarafından söylenebileceğini! Yahu bizim bilmediğimiz bir yerde hâlâ arabesk albümleri mi çıkartılıyor? Ya da büyük arabesk halk konserleri var da medya mı görmezden geliyor? Yoksa televizyon kanallarında bir arabesk kuşatması yaşanıyor da biz mi hep yanlış kanalı seçiyoruz?

        Yooo, hayır...

        Arabesk dönemi 70'lerin ortasında köyden kente göç dalgası ile başladı, yaşandı ve bitti. Albümler satacağı kadar sattı, araştırmalar yapıldı, televizyon programlarında tartışıldı ve rafa kaldırıldı. Müslüm Gürses artık arabesk söylemiyor. Hatta arabeskin karikatürüne dönüştü. Öyle ki bir ara oyuncak olduğu entelektüellerin ve reklam dünyasının elinden kendini zor kurtardı.

        Orhan Gencebay'ı ben artık sevgili eşiyle beraber sadece balıkçı lokantalarında sessiz sedasız yemek yerken görüyorum. Ferdi Tayfur deseniz köşesine çekildi. Küçük Emrah deseniz büyüdü, neredeyse holding sahibi oldu. Peki, bu Fazıl Say hâlâ bu arabeskçilerden ne istiyor?

        Neden Türk insanının yıllarca bağrına bastığı, omuzlarında taşıdığı, saydığı sevdiği bu insanlara durup dururken adlarıyla sanlarıyla sövüp duruyor. Dün bu duruma Habertürk'te Fatih Altaylı da dikkat çekip 'Yeter artık' diyordu. Oysa yetmez, görün bakın Fazıl Say'a yetmeyecek de...

        Zira dehamızın asıl meselesi arabesk marabesk değil. En son ne zaman Fazıl Say'ı gazete sayfalarında gördüğünüzü hatırlıyor musunuz? Kendisiyle tartışan bir kadına (ne kadar tahrik edilmiş olursa olsun) küfredip, viski bardağı fırlatıp sonra da bununla övünüyordu. Tabii dehamızın övünmesi yetmez, bir de böylesine düpedüz kadına karşı şiddet girişimini bile 'Klasik müzikçidir, ne yapsa yeridir' diye övenler, hoşgörenler ve hâlâ bu adama kol kanat gerenler vardı. (Maço kafa, maço mermer!)

        Dehamızın asıl meselesi, bedeli ne olursa olsun haber olmak. Modern tıbbın 'magazinel ün hastalığı' olarak andığı, tedavisi çok zor bir virüs insana bir kez musallat olunca, ister deha olmuşsun ister magazin gülü, ne kadar rezil olsan fayda etmiyor. 'Kişisel mutsuzlukla' yayılan bu virüs, insanın içine bir kez girdi mi çıkartması kolay da değil. İsviçreli bilim adamları yıllardır bu hastalığın tedavisini bulmaya çabalıyor!

        Yani biz daha çooook skandal göreceğiz, bunlar daha hiç.

        (*) Başlık, Fazıl Say'ın Twitter'da yazdığı sözcüklerden aynen alıntılanmıştır.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ