11 ARALIK 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün (DPI) İrlanda’da düzenlediği yuvarlak masa toplantılarının bu sefer farklı bir özelliği vardı. Hem Kolombiya ateşkesi, referandumdan çıkan koca bir “Hayır” cevabı ve hem de Nobel Barış Ödülü’nün ateşkesin mimarlarından

Santos’a verilmesi bir dizi görüşmeleri daha da anlamlı kıldı kılmasına ama DPI bu sefer çok başka bir şey daha becerdi. Türkiye’de uzunca bir süredir bırakın demokratikleşmeyi

Kürt sorununu konuşmayı, bir araya bile gelemeyen partilerin temsilcilerini bir araya getirdi ve “Barış nasıl olacak?” diye sordu. Aslında bu toplantılara baktığınızda ne hükümet ne de muhalefet kamuoyunda açıklandığı gibi çözüm arayışından vazgeçmiş değil. Bunu duymak bile insanı rahatlatıyor. Barış er geç olacak. Sadece yeni bir yol bulmak lazım. İrlanda’da “Hayırlı Cuma”nın mimarlarından Bertie Ahern ile tanışma ve konuşma fırsatı buldum. Ahern 1997-2008 yılları arasında İrlanda Başbakanı’ydı. Hayırlı Cuma müzakereleri konusundaki çabası, barışa olan çabası nedeniyle Adalet ve İnsan

Hakları ödülleri almıştı. Dünyada “köprüler oluşturan barış insanı’’ olarak anılıyor. Dünyanın onu çağırdığı gibi, Bertie ile konuşmalarımızı, katılımcıların yorumlarını sizlere Pazartesi Sohbeti başlığı altında aktarıyorum.

Katılımcıların kimliklerine baktığınızda bu girişimin hiç de bağımsız olmadığını, Cumhurbaşkanlığı, hükümet ve muhalefetin üstü kapalı da olsa desteğini aldığını fark edeceksiniz. Bu da bir başlangıçtır....

- “Hayırlı Cuma” anlaşması çok genel bir çerçeve oluşturan ama hemen hemen bütün sorunları ele alan bir anlaşma. IRA örgütü ile ilk görüşme yapan o dönemin muhalefet partisi. Ve muhalefet partisinin önerisi ve görüşüyle dönemin İrlanda başbakanı ve iktidar partisi devreye giriyor. Bundan ne anlamalıyız?

Bu müzakere süreci sadece siyasi partiler arasında yapılmadı, aynı zamanda sizdeki akil insanlara benzer tarzda kanaat önderleri ve özellikle STK’lar düzeyinde ortak çalışmalar yürütüldü. Yani Katolik kesimin, Protestan kesimin, İngiliz hükümetinin tamamının bir anlamda temsilcisi denebilecek, onları temsil eden sivil toplum kesimlerinin de arasında müzakereler yürütüldü. Demek istediğim şey şu, her alandan temsilciler olmalı, ama barış görüşmelerinde kalabalığa gerek yoktur, ikna süreci ikili görüşmelerle son derece etkili olur.

- Yani herkesle masaya oturulabilir, herkesle konuşulabilir?

Olabilecek herkesle konuşmanız lazım. İkincisi, olabilecek her türlü sorunu bu müzakere sürecinin içerisinde konuşmanız gerekir. Bakın ben İngiliz Kraliçesi’yle çay içmeye bayılmıyorum ama çay da içtim onunla. Ve arkadaşlarım bu konuda beni asla affetmediler. Ama diyalog çok önemli, empati çok önemli, bunun için çaylar içilebilir. Ama şunu unutmamamız lazım, önce şiddet bitmeli, bitmeli ki masaya oturabilelim.

- Ya şiddet hiç bitmiyorsa ve o kurulan masa tekrar tekrar devriliyorsa? Motivasyon ne olacak, sizinki ne oldu? Yani tekrar başlamanızı sağlayan güdü sadece barışa olan inanç değil herhalde?

Değil tabii. Ama toplumdan gelen baskı ve istekleri de doğru değerlendirmek önemliydi. Bu Blair-Bertie işi değildi ki halkların masasıydı. Nasıl öyle kolay devrilmesine göz yumabilirdik? Sanatçıları popüler figürleri sürecin içine soktuk, destek istedik, elimizdeki bütün kozları oynadık. Ötekiyi anlamaya çalıştık, sevmesek bile. Düşünsenize birbirini bombalamış insanları bir araya getirdik. Dedik ki çocuklarımıza söyleyeceğimiz yeni bir şeylerimiz olsun. Sizin de 15 Temmuz sonrası çok farklı şeyler söyleyeceğinizi, başka perspektiflerden bakabileceğinizi düşünüyorum. Türkiye 15 Temmuz öncesindeki Türkiye değil, hiçbir açıdan.

BALÇİÇEK İLTER / GAZETE HABERTÜRK


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300