Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam ‘Çamlıca Camii de gökdelendir’

        Gülenay BÖREKÇİ / HT PAZAR

        İletişim sistemleri üzerine öğrenim gören İbrahim Paşalı’yı 15 yıldır Açık Radyo, Marmara FM gibi radyolarda yaptığı gece programlarıyla tanıdık. “Sesli düşünecek radyo istasyonu kalmayınca, yazmaya daha fazla önem vermeye başladım” diyor. Paşalı’yla Entelektüellerin Hurafeleri adlı kitabını konuştuk

        Entelektüellerin Hurafeleri adlı kitabında "Türkiye'de iki tane popüler kültür var" diyor İbrahim Paşalı. "Aydınların popüler kültürü ve halkın popüler kültürü. Yani, halkın hurafeleri ile aydınların hurafeleri çarpışıyor. Hepsi bu." Daldan dala atlayarak konuşan biri. Fikir kelimesinin anlamını soruyorum mesela, "Anlamı, tertip etmek, irtibatlandırmak, ilişkilendirmek, böylece yeni bir düzene, nizama sokmak... Evin salonundaki karışıklığı gidermek isteyen ev kadını da, bir konuda kafası karışmış entelektüel de fikir üreterek karışıklığa son verir. Ev kadını güçlü bir fikir üretemiyorsa eşyaları, entelektüel fikir üretemiyorsa kitapları taşır oradan oraya. Ama bu durumda ikisinin de emekleri bir işe yaramaz, sadece yorulmuş olurlar" diyor. Üstelik Paşalı'ya göre bütün bu yöntemsizlikten, fikirleri oradan oraya taşımaktan bıkmıyor entelektüeller. "Yöntem sahibi olsaydık, popüler tartışmalarımız bir yere ulaştırırdı bizi, değil mi? Ama ulaştırmıyor. Serdar Ortaç'ın şarkıları bile, Anadolu'daki sorunları feodalite ile izah eden entelektüellerden daha orijinal. Feodalitenin olduğu yerde, bu kadar hazine arazisi olmazdı. Daha suiistimal ile feodaliteyi birbirinden ayırt edemiyorlar" diyor. Bu durumda röportajımıza birkaç adım geri giderek "Entelektüel kimdir" sorusuyla başlamak daha doğru olabilir.

        Belki de cahil ile alim arasında bir ara-form, "araf'tar" diyebiliriz. TDK Sözlüğü şöyle açıklıyordu sanırım: "Okumuş, kültürlü, görgülü, ileri görüşlü." İmaja değil anlama yoğunlaşarak sadeleştirirsek, entelektüel, ihtimallerin hamalıdır, her ihtimali düşünmek zorundadır diyebiliriz. Zaten her ihtimali düşünmüyorsak, yazdıklarımız, söylediklerimiz büyük ihtimalle slogandır, vaazdır, propagandadır...

        'ENTELEKTÜELLER YOLSUZLUK YAPIYOR'

        Entelektüel yolsuzluktan bahsediyorsunuz kitabınızda; hayali ihracatın kültürel karşılığı gibi bir şey mi bu?

        Aynen öyle... Yolsuzluklar sadece ekonomiyle ilgili değil. Entelektüeller de yolsuzluk yapıyorlar. Yöntem, usul sahibi olmadan fikir sahibi olduklarını sanıyor, kısa yoldan bilgiye ulaşmaya çalışarak aslında yolsuzluk yapıyorlar.

        Entelektüel nasıl yolsuzluk yapar?

        Herhangi bir konuda araştırma yaparken bir yöntem, usul takip edilmiyorsa, ulaştığın malzemeyi anlayamazsın, yanlış anlarsın ve bu yolla bir yere varamazsın. Argümanlarla hurafe üretirsin... Yalanın malzemesinin gerçekler olması gibi. Gerçekleri işimize gelecek şekilde kurgulayarak yanlış bir kanaate varırız, yalan söylemiş oluruz. Böyle yaparak, eskilerin tabiriyle malumatfuruş yahut yürüyen ansiklopedi oluruz ama parçaları birleştiremez, bir yere varamayız.

        "Evrensel kültür" denen şeyin aslında "egemenlerin kültürü" olduğunu söylüyorsunuz. "Küresel düşünmek" bize yutturulan bir palavra mı?

        Bu tespit bana ait değil. Türkiye'nin önde gelen bilim tarihçilerinden İhsan Fazlıoğlu'na ait. Theodore Zeldin, İnsanlığın Mahrem Tarihi'nde, insanların asıl korkularını unutmak için yeni korkular icat etmede ne kadar başarılı olduğunu söylüyordu. Ölüm korkusunu bastırmak için yeni korkular icat etmedik mi? Kimi "irtica"dan, kimi "faşist"lerden, kimi "kafir"lerden korkarak, tetikte geçiriyor günlerini. Canımızı ve malımızı güvenceye aldıktan sonra, yani şehirleştikten sonra felsefe yapabiliriz, iman edebiliriz. Ancak o zaman bildiklerimizi gözden geçirebiliriz. Metafizik güvenliğin, yani emniyet duygusunun olmadığı yerde insan uzun boylu ve serinkanlı düşünemez, felsefe yapamaz, bilgi üretemez.

        'İYİ YOLCULUKLAR'

        Esas eksikliğimiz burada o halde...

        Kültür dünyamıza bakın. Savaş veriyorlar, bilgi vermiyorlar. Kendilerini korumak için argümanlar geliştiriyor, bilgi üretemiyorlar. "Üniversiteden hâlâ mezun olamamış solcu"lar veya benzer "sağcı"lar münazaralar tertip ediyor sadece. Bilginin boşluğunu mübalağalarla dolduruyorlar.

        Sıkı eleştiriyorsunuz. Ama her eleştirmen aslında hakikate, doğruya dair bir önerme de sunmak zorundadır. Sizin öneriniz nedir?

        Mütevazı ol! Kendinden aşağıdakileri de kendinden yukarıdakileri de bil; yani yerini, mevzini, mevzunu bil. Mevzi, mevzu, tevazu hep akraba kelimeler. Sorunun cevabı şekillendirmesi gibi, bir kitabın başlığı da ister istemez algıyı şekillendirip yanlış anlaşılmaya neden olabiliyor. Kimseyi beğenmeyen, her şeye bir kulp takan biri gibi algılanma riski yüksek. Oysa yapabildiğim kadarıyla, aynı dertten mustarip olanlarla dertleşmeye çalıştım. Yolsuzluk yapan, yolunu kaybedenlerden bahsettiğim gibi, güzel yol arkadaşlarından da bahsetmeye çalıştım. Hepimiz bildiklerimizden emin olmak istiyoruz. Düşünmek yola çıkmaksa, yolculuğun başında, sırt çantamızda olması gerekenleri toplamaya çalıştım. Düşünmenin araçlarını gözden geçirdim, tozunu aldım. Kavram, terim, kuram, teori, gerçek, hakikat ve benzeri araçların anlamını, nedir, ne değildir, ne işe yarar; bunu izah etmeye çalıştım. Gerçek ile hakikat arasındaki farkı izah edemeyenlerin bizi "gerçeklerle yüzleş"meye çağırdığı bir dünyada yaşıyoruz. Gerisi size kalmış... İyi yolculuklar.

        'Irkçılıktan kaçarken dünya vatandaşlığına tutulduk'

        "Ortadoğu'nun Paris"i, "Anadolu'nun Kafka'sı", "Yerli Oscarlar"... Haklısınız, bu tip örnekleri artırabiliriz. Ne tür bir ezikliğin göstergesi bunlar?

        Mağluplar, galipleri taklit ederler. Bu bilinen bir şey. Özgüven adı üstünde, özümüzden, içimizden gelir dışarıdan değil. Sadece özgüveni yüksek olan kişiler özeleştiri yapabilirler. Gerisi, oradan oraya savrulur durur ama durulmaz... Irkçılıktan kaçarken, "dünya vatandaşlığı"na tutulduk şimdi de. Kendini dünya vatandaşı olarak tanımlayanların derdini biliyorum, iyi niyetlerini elbette görüyorum. Ama bu kavram da popüler kültürün eseri. Niyetlerinin iyi olması, bir kavramı iyi yapmaya yetmiyor. "Dünya vatandaşı" olanların dünyasını hangi vatanların kültürü şekillendiriyor? "Dünya vatandaşı" olduğunu söyleyenler, hangi vatanların dillerini biliyor, öğreniyor, hangi vatanların yazarlarını takip ediyor? Merkez yine Avrupa! Geride kalan bütün kültürler baharat, teferruat. "Dünya vatandaşlığı", Avrupa sömürgeciliğinin yeni adı. Yeni ambalaj bu. Ambalaj demişken, şu "organik tarım" rezaletini niye konuşmuyoruz. "Organik tarım da irticai faaliyettir." Başına "organik" sıfatını eklediğimiz bu tarım, daha düne kadar aşağılayıp durduğumuz, ilkel, gerici tarım değil mi? Bugün organik tarımın öneminden bahsedip duranların, dün bu tarımı aşağılayanlar olması sadece tesadüf mü?

        'Sol ve sağda zihniyet farkı yok'

        "Entelektüellerin Hurafeleri" adlı kitabınızda yaptığınız eleştiriler genellikle solu hedef alıyor, neden? Sağın entelektüel hurafelere inanmak bakımından kusurları yok mu?

        Her vesileyle şabloncu olmaktan şikâyet edip de hâlâ "sağ-sol" şablonunu kutsal gibi mutlak doğru zannetmek neden? Zamanında Fransa'da bir karşılığı olan ve bir işe yarayan bu "sağ-sol" şablonunun dini bir dogma haline geldiğini niçin söylemiyoruz? "Müslüman-kafir" şablonlarına itiraz edenler, her şeyin siyah-beyaz olmadığını, artık gri tonların görülmesi gerektiğini söyleyenler, nedense "sağ-sol" şablonunu çöpe atamıyorlar. Entelektüellerin en büyük hurafelerinden biri de bu. Kitapta, "Dindar değilim, Müslümanım" adını taşıyan bir yazı var. Orada, Kur'an-ı Kerim okuyanların duygularına tercüman olmaya çalışmıştım. "İnanılmaz sıkıcı bir kitaptır. Çünkü insana çok benzer!" Kur'an-ı Kerim'e kitap diyoruz, ama kitap diye bildiğimiz kitaplara benzemiyor. Giriş-gelişme-sonuç yok. Bu yüzden de baştan sona okumaya gerek yok. Ayrıca "Çamlıca Camii de gökdelendir" diyorum mesela. "İslami İsrail: İran" diyorum. "Cennet ve cehennem dünyaya inanmak içindir" diyorum. Saklayacak bir şeyim yok: O yazıları, aynı şeyleri okumaktan ve duymaktan sıkıldığım için yazdım. Sizin vurgunuzla söylersem, sol ve sağ arasında öyle zannedildiği gibi bir zihniyet farkı da yok zaten. Sadece mesafe var.

        Sizden, yaygın popüler cevaplar listesindeki ilk 10'unuzu istesem...

        Bir listem yok, ama "Niçin geri kaldık" sorusuna verilen cevaplar, ilk sıralarda olabilir pekala. "Matbaa geç geldiği için", "Hezarfen Ahmet Çelebi cezalandırıldığı için", "Kapitülasyonlar yüzünden" vesaire... Van Gogh hayattayken niçin kıymeti bilinmedi, sefalete mahkûm edildi? Onu örnek vererek, Avrupa'da sanata ve sanatçılara önem verilmediğini anlatsam, haklı olarak mübalağa ettiğimi düşünürsünüz. Ama Türkiye'deki entelektüeller bunu yapıyor. Tek çiçekle bahar veya tek sarı yaprakla sonbahar hikâyeleri anlatıyorlar. Araştırmak zor olduğu için... Çok sevdiğim bir soruyu hatırladım şimdi: "İslam ülkeleri niçin bu halde?" Aynı zamanda her biri emperyalizm uzmanı olan bu entelektüellerin, ülke diye bahsettikleri bu yerlerin ülke olmadığını bilmemeleri mümkün mü? Bunlar sadece resmi evrak üstünde ülke. Ülke, devlet olmadıkları için bu haldeler. Churchill saklamadan anlatıyordu Ürdün'ün nasıl kurulduğunu. "Bir öğleden sonra, bir kalem oynatmasıyla..." Tam tersi de olabilir, şimdi sırasını hatırlayamıyorum: Irak'ın ilk kralı, daha önce Suriye'nin kralıydı. Bu saçmalıkları yapanlar, "şark kafası"na sahip olanlar değildi.

        KÜNYE

        Entelektüellerin Hurafeleri

        İbrahim Paşalı

        Profil Yayınları

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ