Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam HT Pazar Her memlekete lazım bir kadın, Ayşe Özek Karasu, 81 yaşında ölen Amerikalı komedyen Joan Rivers'ı yazdı

        Şöhretlere bazen ayar vermek gerekir. Yoksa tepene çıkarlar. İşte 81 yaşında ölen Amerikalı komedyen Joan Rivers, şöhretlere ayar veren türdendi. Şımarık, densiz ve de rüküşlere sivri diliyle haddini bildirir, kırmızı halıları dar ederdi. Kesinlikle çirkefti. Edepsizlik hakkını sadece erkek komedyenlere bırakmadığı için de feminist ikon sayanlar bile vardı Rivers’ı.

        1960’lardaki kulüp standup’larını, The Tonight Show faslını bilmiyorum elbette. Ama Fashion Police’i çokça seyretmişliğim var. Joan Rivers’in kızı Melissa’yla birlikte E! kanalında moda polisliği yaptığı şovunu kastediyorum.

        Rivers insafsızca edepsizdi, kırmızı halılarda salınan şöhretli egoları lime lime ederdi. Botokslularla dalga geçerdi de, sırf başka kadınlara çemkireyim diye değil. Çünkü en çok kendi estetikleriyle dalga geçerdi. Kendisini ti’ye alırken başkalarına laf sokuşturmayı da ihmal etmezdi. “Benden artık botoksa paydos. Betty White’ın bağırsakları bile benim yüzümden daha hareketli” diyerek meselâ, ihtiyarcığa bulaşırdı. Betty White malûm, Altın Kızlar’ın Rose’u. Halen hayatta, 92 yaşında.

        Şahaneydi estetik esprileri. “O kadar çok estetik yaptırdım ki, korkarım öldüğümde Tanrı beni tanıyamayacak... Bir ikizim olmasını çok isterdim. Suratımın ameliyatsız neye benzediğini görmüş olurdum” benim favorilerimden. Ve diğerleri; “Bu yaşa gelince, bir erkeğin size dokunmasının tek yolu estetik operasyon... Ben 1962’de doğdum. Yan odanın numarası da 1963’tü... Makyaj ekibim bu yıl Emmy’de en iyi görsel efekt dalında aday.”

        Estetikle suratını maskaraya çevirenlerdendi gerçi ama düsturu akılcı ve sağlamdı. “Eğer kendinle dalga geçebiliyorsan, kimse seninle alay edemez” diyordu. Bir kadın bedenini böyle çamaşır tahtasına yatırırsa kim alay edecek cüret ve cümleyi bulabilir? Ama tabii ki, Joan Rivers’ın kendisiyle de dalga geçiyor olması, “saldırıya” maruz kalanların bundan alınmayacağı anlamına gelmiyor.

        Ona göre Adele şişman, Kim Kardashian’ın kızı çirkindi ve kesinlikle ağdaya ihtiyacı vardı. O dokunulmaz Julia Roberts’a bile “Elbisenden nefret ettim” diyebiliyordu. Heidi Klum’un elbisesini alaya alırken de “Bir Alman en son Yahudileri fırına atarken bu kadar seksi (hot) görünmüştü” deyivermişti. Deli Diva’nın Günlüğü adlı son kitabında Miley Cyrus’ın bakireliğinden tutun da, Kristen Stewart’ın evli yönetmenle kaçamağına kadar her konuya daldı. Kristen dava açtı.

        Rivers’ın zalim mizah anlayışı sınır tanımıyordu ama onun durumundaki pek çok erkek komedyen “matrak” diye tanımlanırken o hep saldırgan bulunuyordu. Birileri sürekli özür talep ediyor, o ise reddediyordu.

        ZALİM KOMEDYEN

        Düşene tekme atmaktan da çekinmezdi. Giderek şişmanladığı yıllarda Elizabeth Taylor’a takmıştı kafayı. “Liz’i McDonalds’a götürdüm. M harfine sıkıştı, geçirmek için kalçasına tereyağı sürdük... Liz o kadar obur ki, aspirine bile mayonez sürer... Sivrisinekler Elizabeth Taylor’ı görünce ‘yaşasın açık büfe’ diye üstüne üşüşüyor” tarzı, incitici mi incitici espriler. Kocası Edgar Rosenbaum’un intiharını bile espri konusu yapabilecek kadar zalimdi; “Aslında Edgar benim yüzümden intihar etti... Sevişirken kafamdaki kesekâğıdını çıkardım da...” diyerek. Belki de trajik vakaların böyle üstesinden geliyordu. “Gülersen her şeyle baş edebilirsin, gülmezsen asla. Eğer espri sana geldiyse, patlatmanın zamanıdır. Tanrı bize mizah yeteneği vermiş. Auschwitz’de olsam da gülerdim” demişti ki, Rusya göçmeni Yahudi bir ailenin kızıydı kendisi.

        Joan Rivers büyük bir kanalda gece talk şovu kapabilmiş tek kadındı. Çok tezat görünmekle birlikte, feministlerden daha feminist bir fenomendi. Kadınlara komedi yolunu açmasının yanı sıra, bir kadının aklından geçmesi bile ayıp sayılacak fikirleri espriye çevirerek tabuları yıkmıştı. Ta 1950’lerde “Annem beni evlendirmeye taktı ama ben direniyorum” diyebiliyor, cinsellik, kürtaj gibi konulara girebiliyordu.

        Feminizm kalıbına katiyen sığmayan esprileri de vardı. Kendisi üniversite eğitimli olduğu halde, “Kadın dediğin güzel görünmelidir. Kendine iyi bakacaksın. Eğitimin içine tüküreyim. Hiçbir erkek elini elbisene daldırınca kütüphane kartı aramaz” demesi gibi.

        Moda yorumcusu Simon Doonan “Joan olmasa, şöhret takıntılı bu toplumda yaşamanın tadı tuzu olmazdı” diye yazıyor.

        Halkın gözünde şöhretlerin havasını söndüren Rivers mizah yoluyla övmeyi de biliyordu; “Cenazemde, Meryl Streep’in 5 ayrı aksanda ağlamasını istiyorum” sözü bunlardan sadece biriydi.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ