Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Birinci ihtimal zaten ciddi sorun da… ikincisi vahim.

        “Devletin üç büyükleri”nin aynı güne denk gelmiş birer sözü üstüne, düşündüklerimi yazacağım; yazdıklarımı düşündüğüm için!

        ***

        1. GENELKURMAY BAŞKANI (Etrafındaki gazetecilere hitaben) “Askeri Ceza Kanunu 95’inci madde var. Biliyor musunuz ne olduğunu? Ast-üst ilişkilerini zedelemek üstüne. Vallahi siz bilirsiniz. Şimdiye kadar kimse hakkında suç duyurusunda bulunmadık. İhlal ederseniz 95’e girersiniz. 6 aydan 3 yıla kadar ceza.”

        Astlık üstlük münasebetlerini zedelemeye, amir ve komutanlara karşı güven hissini yok etmeye matuf olarak alenen tahkir veya tezyif edici fiil ve harekette bulunanlar altı aydan üç seneye kadar hapsolunur” şeklindeki 95/4’ün altında 94/5 diyor ki, “Suçların basın yoluyla işlenmesi halinde ceza artırılarak verilir.” Ceza da tehdit de aslında katmerli!

        Maddenin doğrudan hedefi olmuş gazeteciyim. Genelkurmay 2007’de 6 aydan 3 yıla hapis için suç duyurusu yapmıştı.

        A astsubay, uzman jandarma, uzman çavuş, sivil memur… “alttaki astlar” üstüne epeyce yazmıştım. Suç duyurusu, belli ki o birikimle, bir yazının “cenazelerine üst rütbelilerin de gittiği astsubayların, özellikle de tamamen dışlanan uzman çavuşların, sağ iken de insan yerine konması” cümlesineydi.

        Astların maruz kaldığı ayrımcılık, kötü muamele “güven hissini yok edici” değilken, “münasebetleri zedelememişken”, yazmak, tartışmak sorun oluyordu… nedense binlerce ast da yazdıklarımı besliyor, haklı buluyordu!

        Üstelik o yazı, “Şehit yarbay” için yazılmış, onu zırhlı araçtan mahrum bırakan, yetersiz çelik yelek dağıtan sistemsizliği; büyük meblağlardaki açık ve gizli bütçeyi, fonları, örtülü ödeneği, askeri vakıfları, OYAK’ın devasa imkanlarını eksiklere seferber edememiş sistemi sorgulayan yazıydı.

        İfade verdim; Cumhuriyet Savcısı Nurten Altınok da “kapak” olacak hukuk yorumuyla, “Bu ifade özgürlüğüdür. Toplumda olduğu gibi orduda da hoş görülmelidir. Gerçeklere dayalıdır. Gazetecilik ve insanlık gereği Silahlı Kuvvetler’de bir sınıfın içinde bulunduğu durumu dile getirmiştir” dedi. Dava açmadı!

        Genelkurmay Başkanı, haksız ve yanlış “tehditkar hatırlatma” yerine, göreve başlarken “astlar”a verdiği “asker sözü”nü hatırlasaydı, “ast üst ilişkileri” daha az zedelenirdi! www.emekliassubaylar.org sitesine bakın; dün “Sn. Başbuğ’un astsubaylara verdiği sözü tutması için 166 günü kaldı” yazıyordu. Bugün 165 kaldı!

        2. BAŞBAKAN: “100 bin kaçak Ermeni’yi geri gönderebiliriz.”

        Nerden baksan vahim. “Kaçaklık” hukuk dışı ise, göz yuman bu hükümet. Göz yumma komşuya insanlıksa, ekmek için gelmiş insanları şimdi tehdit masasına, kendi hayatlarıyla birlikte ve korkutarak sürmek insanlığın neresine sığıyor!

        Hep aynı hikaye. Demokrasi, insanlık, açılım, büyüklük derken… o büyüklük birden “üstünlük” diye tezahür ediyor: İşçiden memura, köylüden yabancıya, gazeteciye “tehdit parmağı” sallanıyor.

        Bir gün “Roman”a itibar veriyorsunuz; harika. Ertesi gün başkasını sürmekle tehdit ediyorsunuz! Aynı, Batı’da birilerinin de bizlere yapmak istediği gibi!

        3. CUMHURBAŞKANI: “Global krizde tsunami bizim gemiyi salladı, gemi sağlam olmasa mahvolurdu; oysa tabak, çanak kırıldı, o kadar.”

        Cumhurbaşkanı krizin etkilerini hafif görüp teselli bulabilir. Ama işsiz kalmış, hayatları kırılmış, intihar etmiş, batmış, umutları yok olmuş, çocuğunu aç bırakmış onca insan varken, “tabak, çanak kırıldı” demek için, diğer iki “büyük” gibi, ya düşünmeden konuşması ya da konuştuğunu hakikaten böyle vahim düşünmesi lazım.

        Binlerce “kırık, bitik” hayat, demek ki Afrika’dan “tabak, çanak” gibi görünüyor Cumhurbaşkanı’na!

        Diğer Yazılar