Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        MAVİ Marmara saldırısından bu yana iki ay geçti. Şimdilik sular durulmuş gibi duruyor. Türkiye başlangıçtaki taleplerinden vazgeçmiyor gözükse de hükümet söylemde ve beklentilerin yönetiminde çok daha farklı bir noktaya geldi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun o hengame üzerine Şam’a gittiğinde Hamas lideri Meşal ile konuşması ise ne içeride ne dışarıda büyük yankı yapmadı.

        Halbuki bu buluşmanın Türk dış politikasının yönü hakkında süregiden tartışma içinde Batı’dan güya uzaklaşmanın bir işareti olarak görülmesi beklenebilirdi. Bu durumda Muharrem Sarıkaya’nın iki gün önce Habertürk’te yazdığına bağlanarak Şam buluşmasının esir İsrailli asker Gilad Şalit’in kaderiyle mi ilgili olduğu sorusu sorulabilir.

        Sarıkaya’nın haberinde bir İsrailli yetkili Gilad Şalit’in serbest bırakılmasının sağlanması halinde Türkiye’nin İsrail’de yeniden popülerleşeceğini söylüyordu. Kuşkusuz böyle bir işi başardığı takdirde Türkiye’nin prestiji sadece İsrail’de değil dünyada da yükselecektir. Kanımca Hamas’ın Türkiye’ye böyle bir konuda yardımcı olmak gibi bir borcu da vardır.

        Sonuçta AKP hükümeti 2006 Şubat’ından beri Hamas’a inanılmaz bir yatırım yaptı. Dünyaya karşı Hamas’ın siyasi meşruiyetini savundu. Başbakan Erdoğan dünyanın önde gelen pek çok ülkesinde PKK’nın dahil olduğu terörist örgütler listesine dahil Hamas’ı terör örgütü olarak tanımadığını ilan etti.

        Şimdiye kadar Hamas’ın Türkiye’ye bu türden bir desteğin karşılığını verdiğini söylemek mümkün değil. Şam buluşmasının böyle bir desteğin sağlanması için yapıldığına inanmak isterim. Zira Hamas kısa vadede Türkiye’nin bir şekilde elini güçlendirecek bir hareket yapmazsa Şam buluşması hükümetin boynuna bir albatros kuşu gibi dolanacaktır.

        Son iki ayın en açık mesajı Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin koparılmasının iki taraf açısından da kolay olmadığıdır. İsrail ilk sertleşme ve inatlaşma döneminin ardından özür dilemese bile duyduğu üzüntüyü belirtebileceğini söyledi. Tazminat için bireysel başvuru yolunu açık bıraktı. Gemileri gönderiyor. Türkiye ise BM’nin başlattığı bir soruşturmanın sonuçlarını bekleyecek.

        Kısacası Türkiye beklentilerini düşürdü. Saldırgan söylemini bıraktı. İsrail daha fazla alttan almaya başladı. En azından ilişkilerin sakin kafayla düşünülmesini, kırılan güvenin onarılmasını, ilişkilerin zemininin nasıl yeniden kurulabileceğini düşünmek için bir nefes alınması mümkün oldu.

        Türkiye’nin müttefikleriyle ters düştüğü ikinci konu İran’ın nükleer programıyla bağlantılıydı. İran’a yönelik yaptırım paketine Türkiye ret oyu vermişti. Yetkili ağızlar müttefiklerin Türkiye ile Brezilya’nın kotardığı takas anlaşmasının öneminin anlaşılmadığından yakınıyorlardı. ABD büyükelçisi Başkan Obama’nın bu oy nedeniyle mutsuz olduğunu söylemişti. Başkan’ın kendisi de Türkiye’nin kaygılarını anladığını belirtip Brezilya ile birlikte biraz da gövde gösterisi yapmak istemiş olduklarını düşündüğünü eklemişti.

        Bugün varılan noktada takas anlaşması artık bir güven arttırıcı önlem olarak kabul ediliyor. Türkiye ve Brezilya bir rol oynamaya devam edecekler. Özellikle Türkiye sahnede olmaya devam edecek. Ancak bu sefer profili biraz düşürmüş olarak. Arabulucu, düzen kurucu, işi bitirici olarak değil işlerin iyi gitmesini sağlayan bir “kolaylaştırıcı” olarak.

        Bu da kendi başına hiç de küçümsenmeyecek bir roldür. Ve Türkiye bunu başaracaktır.

        Sonuçta son iki ayın çalkantısı bir yandan Türkiye’nin müttefiklerinin Ankara’ya karşı daha dikkatli olmalarını sağladı. Diğer yandan Türk dış politikasının gücünün ille de meydan okumaktan geçmediğini gösterdi.

        Bir hafta dinleneceğim müsaadenizle.

        Diğer Yazılar