Annemi verdim size; parmaklarımı da!
“Aynı ırmakta iki kez yıkanılmaz” demişti ya Heraklit…
Su değişir, sen değişirsin, beden değişir, hava başkadır, zaman başka diye.
Yoksa… gelirsin, tam aynı yerden aynı ırmağa aynı biçimde girer, istrn yıkanır, ister kana kana su içer, ister su gibi kanarsın.
***
Hem çok şey değişiyor, hem aynı şey.
Hep aynı şey!
33 erin katli; Güçlükonak katliamı; Beytüşşebap katliamı; Geçitli katliamı.
Hep ateşkes sonrası, hep görüşme, yumuşama, siyaset arifesi.
Hep aynı şey ama, hep aynı insanlar ölmüyor.
Yeni ölüler de isim isim, sıra sıra, tabut tabut çoğalıyor.
Yeni çocuklara küçük küçük tabutlar diziliyor.
Çocukların anneleri, sütleri, minik ayakları, elleri, minik parmakları kesiliyor.
Bölünmesin, parçalanmasın canım ülkem…
Çocuklar parça parça bölünüyor!
***
Hangi Kürt kardeş savunabilecek Kürt çocukların da kıstırılıp katledilmesini. Parça parça koparılmasını.
Cesaret yok. Mertlik yok. Kahpelik, kalleşlik, zalimlik, aşağılık kana susamışlık.
Kahpeliğin insanlık veya demokrasi iddiası olabilir mi?
Parmak kadar çocuğun parmaklarını söken kalleşliğin bir insan hakları davası olabilir mi?
***
Her seçim, her sandık da gösteriyor: Birden çok Türkiye var.
Öyle böyle, çatışarak, cepheleşerek, didişerek ve bazen uzlaşarak bir arada duruyor.
Ama birden fazla devlet de var; biliyoruz.
Birden fazla “Türklük” ve “Kürtlük” idrakleri de var.
Birden fazla “güvenlik politikası” var.
Birden fazla “devlet derinliği”.
Birden fazla PKK da var!
***
“Birden fazlalar”ın bir kısmı, bazen birbirine en karşıt görünenler, “aynı şey” peşine düşebiliyor.
Bazen, ne kışkırtıcı “Türk”ün gözünde bir Türk’ün kıymeti var; ne de “kahpelik” döşeyen “Kürt”ün gözünde bir Kürt’ün hayatı.
O yüzden…
“Kahpelik, kalleşlik, kan” döşemecilerinin dışında bir hayat bulmak, bir umut duymak isteyenlerin ortak sesi çıkabilmeli.
***
“En çok şehit” veren il Şırnak, arada koskoca İstanbul, üçüncü sırada Hakkari idi.
Ateşkes ve bölgede etkili referandum boykotunun ardından, tam siyasi görüşme öncesinde kahpelik döşeyen PKK timi de bu iki ilde “iki minibüs katliamı”yla ispatlıyor ki…
Bir katiller ile katillere yol ve cüret verenler vardır…
Bir de barış, umut ve kardeşlik insanları.
İki tarafta da onları karıştırmayınız!
***
Zeynep, minicik elleriyle daha anne sütüne yapışmışken o minibüste annesiz kalıverdi; parmaksız, bacaksız kalıverdi.
25 yıllık ölüm fırtınası başladığında henüz doğmamış olan annesi Şirin 23 yaşında öldürüldü; ona muhtemelen ablası bakacak.
Abla Sudenaz da o minibüsten yaralı çıktı. Şimdi 3 yaşında. Bakalım kaç yıl daha (aynı ölümleri) yaşayacak!
Minibüs katliamı
Hakkari’de minibüs kahpe mayına çarptı: 9 insan öldürüldü!
İstanbul’da minibüs kırmızı ışıkta geçip tankere çarptı: 13 insan öldürüldü!
Hakkari’deki katliamı protesto eden, içi yanan epeyce kişi, kırmızı ışıkta geçmeye, birbirini sıkıştırıp ölüme sürüklemeye devam ediyor.
Devlet, Emniyet ise kural çiğnenmesine pekala göz yumabiliyor.
Siz İstanbul beyleri: Vali, belediye başkanları, Emniyet Müdürü, Trafik amirleri; kenti, yolları, kaldırımları; “kankanız” gibi şımarmış servis şirketi minibüslerine gasp ve işgal ettirip her tür ihlale dört göz yumarsanız; bütün gün koşturan öteki minibüsçü de kırmızı ışığı münasip görür.
O 13 kişiden esas siz sorumlusunuz!