Bak şu konuşana!
Nihayet; vallahi nihayet!
12 Eylül darbesinden bir süre sonra bir cesaret, “11 Eylül’de akan kan 13 Eylül’de nasıl durdu” diye soran ve susan Demirel, 30 yıl sonra çocuğun adını koydu.
Özal’ın “darbe devamlılığı” ile sahip çıktığı yasakların kıl payı kalkmasıyla başbakan, cumhurbaşkanı olmuş, ama 12 Eylül’ün üstüne yatmış Demirel, nihayet itham ve ihbarda bulundu.
12 Mart’ta müdahale ile gittikten sonra bile Meclis’te “Deniz, Yusuf, Hüseyin”in idamı için, utanmaz grubuyla parmak kaldırmış Demirel…
Cumhurbaşkanı olarak 28 Şubat organizasyonunda yer almış Demirel…
Cumhurbaşkanı yapan partisinin Susurluk çamuruna önce “Nereye giderse oraya kadar götürülmeli” deyip gittiği bir yer de TSK olunca pısan Demirel…
Çankaya basamağı yaptığı parti, “kan politikası”nın asker ve sivilleriyle doldurulduğunda, bir bölümü 28 Şubat’ta Truva atı olduğunda rahatsız olmayan Demirel…
Yakın dönem darbe tasavvur ve planlarının 12 Eylül öncesine benzer “kaos” arzularını görmezden gelen Demirel…
Bakın dün ne dedi; dün dün, bugün bugün olmadan kayda geçti:
***
. 12 Eylül’den önce komuta kademesi anarşi ve terörü önlemeyerek darbeye meşru zemin yarattı.
. Kanlar akıyordu çünkü Sayın Evren’in Çankaya’ya çıkması gerekiyordu.
. Kendisi bu ithamla karşı karşıyadır.
. 13 Eylül’deki yetki 11 Eylül’de de vardı. 12 Eylül 1980 devletin çöküşüdür. Sonrasında rejim, her şey büyük yara almıştır. Yeni bir devlet düzeni kurulmuştur.
. Komuta heyeti sureti haktan görünüp tertip içinde olmuştur. Bu tertibi iyi kamufle etmiştir.
. Tarihe gömdüğümüz ve zaman içinde tarihin hükmüne bıraktığımız, Silahlı Kuvvetler’in değil, beş kişilik komuta heyetinin kanla beslediği Darbe Planı’nın çirkin yüzünü ve kirli belgelerini biz deşmedik.
. Devleti koruma ve kollama görevi yerine, kanları ikbalinize basamak yaptınız.
***
Böyle işte.
Demirel’in Prof. Ültanır’a yaptığı açıklamaların bir noktasında ise düşecek oldum.
Bir zaman önüne gelene “Leninist” diyen, Şili’de halkın seçtiği Başkan Allende’nin, CIA ve generallerce, öyle şapkasını alıp gitmeden, direnirken katledilmesini Ecevit’e “Senin de başına gelir” diye ibret gösterebilmiş Demirel diyordu ki:
“Lenin, ‘Devleti yönetenler kendi askerine karşı tedbir almak zorundadır’ demişti.”
***
Türkiye kendini anlamak istiyorsa…
Sadece 12 Eylül öncesi “Darbeyi meşru kılacak şartların yaratılması”nı değil; sonraları da, “Sürekli askeri vesayeti mümkün kılacak şartların yaratılıp korunması”nı, buna itirazı olanların kanla tasfiyesini kavramak zorunda.
Öyle devir seçmeyeceksiniz; “itham” işinize gelmeyenle sınırlı olmayacak. Asker ve sivil, her tür vesayet, tahakküm ve tezgahı mesele edeceksiniz!
Demek Lenin öyle demiş. İlahi Baba!
Mesut ile yuh
İnancını, esas kimliğini hep ifade eden, sevgilisi Anna Maria’yı bile “Müslüman Melek” yapan “21 yaşında iyi bir futbolcu”nun; doğduğu doyduğu, yetiştiği, yaşadığı yerin formasını giymesini en çok yuhalayanların…
Yine orada doğmuş, doymuş, yetişmiş, yaşayan, vergileriyle o takımı ayakta tutan, ürettikleri katma değeri o ülkeye katanlar olması ne tuhaf!
Cezayirliler, FaslılarSenegalliler, Zidane’ları, Nasri’leri ötekileri ne yapsın o zaman!
Etiyopyalılar Elvan’ı, Özbekler Arsen (Ersan) İlyasov’u ne yapsın!
Mesut orada yine Mesut kalırken; Marco Aurelio’yu göstermelik Mehmet yapan canım kimlik hassasiyeti!
Bir okurun dediği gibi, “En azından, giydiği formanın hakkını verebiliyor”!
Yürüyüş
Mecburi susanlar gönülden yürüdü.
Haziran 1970’deki memur eylemlerinde, astsubayların iş yavaşlatması ve polisle çatışmalı “astsubay eşleri” eylemi ile 1974 ve 75’teki direnişli günlerden bu yana kitlesel olarak ilk: “Emekli” astsubaylar Ankara’da eylem yaptı. Bakalım, lider ya da paşa, kim ne anladı!