Hesap vermeden olmuyor!
Aşağıdaki yazıda da “tüp” bulacaksınız ama o başka!
Buradaki tüp, macunun içine tıkıldığı ve bazen fırlayıp çıktığı tip, tüp!
Çıktı mı yerine sokulamayacak cinsten.
Ama ne yapacaksınız? Bu kez o macunu kullanabilir, dişleri, dişlileri temizleyebilirsiniz.
Belki.
Anneler, babalar “terörün öldürdüğü” çocuklarının hesabını başka yerlerden de sormaya başladı.
Milyarlarca dolarlık açık ve gizli savunma bütçesi, yüz binlerce kişilik ordusu, çok sayıda komutanı, milyonlarca dolar israfı olan bir yerdeki yetersizliklerin, ihmallerin, vurdumduymazlıkların, “sıvasız evlerin çocukları”nı birer sayıdan ibaret görmenin…
Bir de maalesef, Heronlu, proje engellemeli, casuslu “kasıt kuşkuları”nın hesabını sormaya başladı.
Bir general o “ihmal, ihtimal” yüzünden Genelkurmay Askeri Mahkemesi’nde mahkum oldu.
Bir başkası şimdi o yüzden, çocukların “dost mayın”la öldürülmesine “Önemli değil” diyebilmenin, hiç değilse vicdan azabından kurtulamayacak!
Donanımı, komutanı eksik karakollarda; esasta her an aşağılanan gencecik astsubay ve uzmanların, utançla “Lider konumundaki personel” denerek, nasıl ölümüne “komutan” yapılıp kolayca öldüğü sorulacak!
Belki sıra “tank ihalesi”ne gelecek.
Filistin’i katleden İsrail tanklarına kanka yapılan tankların; batık İsrail ordu şirketini ayağa kaldıran ihaledeki komisyonların; asker ve sivil ısrarların hesabı sorulacak.
Ve biz yavaş yavaş şunu da düşünmeye başlayacağız:
Dokunulmazlara dokunuluyorsa artık; sıra, Meclis’te, “ifade özgürlüğü” kapsamı dışındaki “adi” suçlar üstüne de serilmiş dokunulmazlık örtüsünde diye.
Hesap vermeden cumhuriyet, hesap sorulmadan demokrasi olunmuyor çünkü!
Tüp sizin olsun; macun çıkmakta bir kere!
Siz de olabilirsiniz!
Tabii ki “kaza” istisna ama, bilirsiniz işte, “geliyorum” demez.
Bir kadın morgda, yanık cesedi teşhis etmeye çalışıyor:
“Patlamada ölen babam olabilir.”
Çünkü Mado gibi ünlü, yaygın bir “kafe”de bile “tüp patladı”! Patlayan diğer tüpleri patlattı; alevler alevler derken…
“Patlamada ölen” o ise, 80 yaşındaki Aytekin Bey’in hayatının sonu, bir akşam keyfi sırasında böyle tüp elinden oldu.
Ama siz de olabilirdiniz. Ben de.
Çocuğunuz, çocuğumuz olabilirdi.
Çünkü, bu millet kendini tüplere emanet etti!
Gününün tamamını tüplere sığınmış geçiren bu kadar kalabalık bir topluluk, toplum var mı, bilmiyorum.
Ama evdeki tüpten taksidekine, tüplü kamu aracına;
Sigara yüzünden ya da “bizi bu havalar mahvetti” faslından “dışarısı”na yayıldığımız (ki bir yandan harika sosyalleşme!), kahvelere, kafelere, lokantalara, restoranlara… Artık sizinki hangisiyse…
Hepimiz tüp gibi olduk!
***
Kentin içini benzin istasyonu dolduran, her sokağında tüpçü ve tüp yığılan;
Başta Allı Yeşilli servis “büs”leri; yayaları, bebek arabalı kadınları, sakat arabalarını, çocukları ezen araçlara, vilayet, belediyeler, Emniyet tarafından kaldırımları hediye edilen;
Doğal gaz hatları üstüne hababam çala kazma kazı yapılan;
Rögarlarında çocuk boğulan, derelerinde ilk mekteplim donan, dere yataklarına inşaat yağması molozları yığılan büyük kentin büyük milleti ve büyük devleti öyle uygun gördü!
***
O yüzden, Asuman Hanım, “patlamada ölen babanız olabilir” maalesef.
Ama siz de olabilirsiniz, biz de. Çocuğumuz da olabilir!