Her tabunun sonu gelir (Er, hizmetçi değildir!)
Zihnimin, kişisel tarihimin, hayallerimin renkli köklerinde “devrimcilik” gibi hızlı, sert, belki ani, yaygın “dönüşüm” damarları da mevcut…
Ama “birkaç tane bile olsa, deniz yıldızlarının tekrar denize atılması”na da sonsuz inanırım.
(“Devrim” kavramı bu ülkede enteresan; “Atatürk, Cumhuriyet devrimleri” derken “devrim”i tepe tepe kullanan asker, sivil zevat, “devrimci” asmak, oymak, işkence etmekten ayrı haz aldı sanki!
“Devrimci”den nefret eden başkaları, “İslam devrimi” denince saygıyla karşıladı.
“Devrimciler”in birçoğu, devrim derken, değişimden bile nefret etti; bir kısmı fikri, kalbi devrimini, insan ilişkilerinde eşitlikçi, özgürlükçü dönüşümü asla yapmadan devrim umdu! Neredeyse her vatandaş ise hayatında bir gün “bir devrim” bekledi! Neyse, konu başka!)
***
Şimdi bir “denizyıldızı”nın daha, yavaşça denize kayışını izliyorum.
Elim değmiş, yüreğim değmiş, sesim değmiş.
Sürüyle tabuya inat, gazetecilikten anladığım ne varsa, değmiş.
“Yeni haber” şu:
“TSK’dan önemli karar: Genelkurmay, askerin hizmet etmemesi için karar aldı. Orduevlerinde (herhalde gazino, kamp, lojman, komutan evlerinde de!) sivilleştirme ve hizmetlerin erlere yaptırılmamasını planlıyor. İlk uygulama haziranda Harbiye Orduevi’nde başlayacak. 231 bin askerin askerlik dışı işlerde çalıştırıldığı iddia ediliyordu.” (Habertürk, Nihat Uludağ haberi)
***
Angarya, imtiyaz, kölelik Anayasa ihlali; “askerde hizmetçilik” Askeri Ceza suçu olmasına rağmen; “en cumhuriyetçi” kurumdaki “Anayasa, yasa, insanlık” dışı uygulamaya karşı, yıllardır onca Dipsiz Kuyu!
Ne tabu konuydu ama! Nasıl bir ikiyüzlülük daniskası!
Yüz binlerce genç erkek, kimi torpil kaçamağıyla da olsa, birçoğu “hizmetçi” gibi bu çarktan geçiyordu.
Zaten “otorite, tahakküm, had bildirme”nin normal emir komuta, sevk ve idare ölçülerini aştığı ortamda, bir de “askerlik” adına “özel uşaklık” yapıyordu.
***
Belki hatırlarsınız:
Ankara’da polis “şüpheli” diye iki askeri araç durdurmuştu, bir yıl kadar önce.
Bir kesim hemen “suikast zanlısı” ilan eden cepheye yazıldı.
Diğer kesim, onları tiye alarak, araçtakilerin “boya, badana, yaş pasta alımı”nda görevli erler olduğunu yazmıştı.
Genelkurmay bile, elinin altındaki Ceza Kanunu’na bakmadan:
“Komutan konutuna tahsisli ilk araçtakilerin komutan için dondurma, yaş pasta, kuruyemiş alışverişi yaptıkları… diğer araçtakilerin bir komutan evinde tadilat yaptıkları ve bu araçta da yaş pasta bulunduğu… “
***
Pek kimsenin aklına “Peki bu askerler bedava hizmetçi mi?” sorusu gelmedi.
Dipsiz Kuyu ise “Yaş pastadaki kuru ayrıntı” başlığıyla çıktı. (5 Ocak)
Denizyıldızı kımıldadı suya doğru. Çok sayıda mesaj ve yorumla başkaları da dokundu yıldıza. Tabii kimi, on binlerce genci uşaklaştıran düzeni savunup küfürler yolladı. (Askeri kölelik kadar, sivil kölelik üstüne onca yazıya da “yataklık” eden bu kuyuya!)
Ertesi günkü yazı “Ağalık, paşalık… Kölelik, uşaklık!” idi.
İki gün sonra “Erleri hizmetçiliğe verenlerin cezası” başlıklı yazı.
1930’dan beri (bir tadilatla) yürürlükteki kanuna göre, erleri angaryaya, özel hizmete, şahsi kaprise koşan çok sayıda komutanın hapis cezası alması gerekiyordu!
Sordum: Başta generaller, TSK’da kaç kişi fiilen bu suçu işliyor? Kaç kişi bu suçtan mahkum oldu? Orada cumhuriyet, demokrasi, hukuk devleti geçerli mi? Medyaya da soruyorum: Bu mevzunun hiç haber, yazı kıymeti yok, değil mi? Milyonlarca insan hayatının bu kısmı zaten bildik, dandik bir şey, değil mi?
***
Sonra, TV’de emekli generallerle sert biçimde tartıştım; “Mehmetçik, hizmetçik!” gibi yazılar geldi. Derken konuyu çok daha güzel ele alanlar oldu. Bilgiler, sayılar, tanıklıklar, bedelli tartışmaları…