Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İSRAİL'deki yangının ardından bu ülkenin BM'deki temsilcisi Yosef Ciechanover ile Dışişleri Bakanlığı müsteşarı Feridun Sinirlioğlu Cenevre'de buluştular.

        Hem İsrail hem de Türkiye Mavi Marmara faciasının ardından ilişkilerde yaşanan kilitlenmeden zarar görmeye başlamışlardı. İki tarafın da diğerinin oyununu bozması, ABD'yi diğerine karşı tavır almaya itmesi mümkün değildi. Türkiye açısından İsrail ile böylesine kavgalı bir halde ABD ile ilişkileri makul bir rotada götürmeyi becermek giderek zorlaşacaktı. Kibirli İsrail hükümetinde ise Türkiye ile gerginliği sürdürmenin maliyeti giderek yükseliyordu. Mavi Marmara hakkında soruşturma yapan BM Komisyonu'nun raporu İsrail'i daha da dara sokacaktı. Türkiye'nin de özellikle İHH üzerinden bu konuda sıkışması ihtimali gündemdeydi.

        Kısacası her iki taraf da bir şekilde kilidi açacak bir fırsat kolluyordu. Türkiye açısından 9 vatandaşının kanı yerdeyken ya da Başbakan'ın dediği gibi Akdeniz'deyken ve bununla ilgili bir özür ve tazminat elde edilmeden adım atmak söz konusu olamazdı. İsrail ise alışkanlıklarına aykırı bir hamleyi hele yarısını faşistlerin oluşturduğu hükümetiyle yapabilecek durumda değildi. Her iki taraf üzerinde Amerikan baskısı da bulunuyordu.

        Sonunda yangın taraflara bu fırsatı verdi. Başbakan Erdoğan'ın yangın söndürme uçaklarını gönderme, İsrail Başbakanı Netanyahu'nun bunu öne çıkarıp kamuoyu önünde yankılanacak şekilde teşekkürlerini iletmesi ortalığı yumuşattı.

        Cenevre'de aranan, bu yumuşamayı nisbi bir normalleşmeye taşımayı sağlayacak sihirli formüldür. İsrail'e "Aslında özür dilemedim" diyecek esnekliği, Türkiye'ye de "İşte özür dilettim" deme rahatlığını sağlayacak formül bulunursa yeni bir düzleme çıkılacak ilişkilerde.

        Ankara ve Tel Aviv arasındaki bölgesel vizyonların çatışması sorunu gene de halledilmiş olmayacak. Birlikte yaşamanın farklı bir formülünü bu şartlarda bulmak zorunda kalacaklar. Bir uzlaşma gerçekleşmezse Türkiye kendi vizyonu için gerekli manevra alanından da mahrum kalacak.

        Yalnız ortada bir başka sorun var. Türkiye bir yandan gayet gerçekçi davranarak kendi diplomasisinin önüne olmadık şekillerde engel çıkaran bu meseleyi çözmek istiyor. Bu amaçla İsrail ile görüşüyor. Öte yandan içeride gene İsrail düşmanlığını körükleyecek yani Cenevre konuşmalarını da zora sokabilecek bir kampanya yürütülüyor. Wikileaks belgeleri üzerinden.

        Kamuoyu Cumhurbaşkanı Gül'den, Başbakan Erdoğan'ın en aklı başında danışmanlarına, dil bilmeden dünyayı çözüvermeyi beceren siyasetçilerden televizyon tartışmalarının gediklilerine kadar dört koldan çapraz ateşe maruz kalmış durumda. Belgeler bir Amerikan derin devleti ile İsrail operasyonu olarak yayınlanıyor ve hedef Türkiye daha doğrusu AKP hükümeti olarak gösteriliyor.

        ABD çıkarlarına fazla hasar verecek düzeyde olmasa bile bu belgelerin yayınlanması Amerikan devletini rezil rüsva etti. Belgelerin içeriği, Amerikan etkisinin dünyada ne ölçüde azaldığını cümle âleme gösteriyor.

        Pakistan gibi hemen her uzvuyla ABD'nin eline bakan bir devlette bile oradaki büyükelçinin raporu bir çaresizlik anlatıyor. Cihadcı gruplara destek vermekten vazgeçmek için ABD'nin vereceği yardım hiçbir düzeyde yeterli bulunmayacak. "İstemeden kabullenmek gerekir ki, ilişkiler karşılıklı bağımlılık ilişkisi. Pakistan ABD'nin çekip gidemeyeceğini, ABD ise Pakistan'ın kendi desteği olmadan ayakta kalamayacağını biliyor." Kısacası bu belgeler düşüşteki bir hegemonun hikâyesini anlatıyor.

        Bu tespitlerin ışığında yayınlanan belgeleri Türkiye'ye yönelik bir komplo olarak okumak gerçekten sağlıklı sayılamayacak bir ruh haline işaret ediyor. Böylesi bir ruh haliyle de dünya devleti filan olunmaz.

        Diğer Yazılar