ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA
22 Aralık 2010 Çarşamba, 12:45:59 Güncelleme:12:45:59

Seyretmekten bıkmayacağımız filmlerin yönetmeni

GÖRDÜĞÜM ilk Blake Edwards filmi, 70’li yılların başında İzmir’in Hatay semtindeki yazlık Renkli Sineması’nda seyrettiğim “Tatlı Budala”dır; yani 1968 yapımı “The Party”... 7-8 yaşındaki bir çocukken seyrettiğim bu filme olan tutkum, bir eleştirmen olduktan sonra artarak sürdü.
Peter Sellers‘ın oynadığı Hint figüranın süper prodüksiyon bir Hollywood savaş filminin setine verdiği muazzam zararla başlayan film, aynı kişinin bir Hollywood patronunun süper modern havuzlu villasında verdiği partiye yanlışlıkla davet edilmesiyle sürer. Alttakilerin ve ezilenlerin, spontan bir işbirliğiyle başlattığı anarşi, biraz dönemin gençlik hareketleriyle paralellik taşır, biraz da “lüks hayat”ı tiye alır. Sellers gerçekten muhteşemdir ama Blake Edwards‘ın senaryosu ve yönetimi de azımsanacak gibi değildir.
Yıllar önce Sinema Dergisi’nin yayın yönetmenliğini yaparken hazırladığımız “Seyretmekten bıkmayacağımız filmler” başlıklı dosya konusuna ilham veren film de “Tatlı Budala”ydı. Sonra bu listeye Edwards’ın en az bir iki filminin daha girmesi gerektiği ortaya çıktı.
ÖLÜMSÜZ MÜFETTİŞ CLOUSEAU
Peter Sellers’taki potansiyeli belki o keşfetmedi ama bunu, 1963 tarihli “Pembe Panter” ile beyazperdeye öylesine ustaca yansıttı ki, yazdığı Müfettiş Clouseau karakteri, uzun yıllar boyunca Sellers’ı da, onu da hiç bırakmadı. Clouseau karakterinin Sellers ile Edwards arasında yarattığı sorunları ise Geoffrey Rush‘ın Sellers’ı oynadığı 2004 tarihli “The Life and Death of Peter Sellers“ filminde şaşkınlık içinde seyrettik. Sellers’ın, Edwards’ı ve yazdıklarını hep küçük gördüğünü, Clouseau rolünü sevmediğini bu film sayesinde öğrendik. Sellers gibi mükemmel bir aktör için ne talihsiz fikirlerdi bunlar.
Oysa Edwards, Pembe Panter serisi başta olmak üzere filmlerinde durum komedisinden asla vazgeçmemiş, kaba komediye yönelmeden, incelikli mizah anlayışını hep sürdürmüştü. Öncü ustalar Chaplin ve Keaton gibi Edwards da, sinemayla mizah arasındaki dolaysız ilişkiyi zorlanmadan yansıtan yönetmenlerdendi. Slapstick dediğimiz sessiz komedi anlayışını çok iyi bilen Edwards, sadece oyuncuların yeteneklerine sırtını yaslayan bir yönetmen değildi. Filmin mizahını kamera açıları, montaj gibi öğeleri kullanarak sinema diliyle sağlam bir biçimde inşa ederdi.
Edwards’ın yönetmenliğini sadece “The Party” ve Pembe Panter serisinden ibaret görmek elbette mümkün değil. Kariyerindeki bütün işlere baktığınızda, filmlerinin çoğunun senaryosunu da yazan Edwards’ın muhafazakâr değer yargılarını incelikle eleştiren bir yönetmen olduğunu görmek mümkün. Özellikle eşi Julie Andrews’un harika bir performans çıkardığı “Victor Victoria” (1982) buna iyi bir örnek.
2004 yılında, Türkiye’den bir grup sinema yazarıyla Los Angeles‘a gitmiş ve Blake Edwards ile MGM Movies sinema kanalının düzenlediği bir kokteyl ve basın toplantısı sırasında bir araya gelme fırsatı bulmuştuk. Davete zarif eşi Julie Andrews ile katılan Edwards, nazik ve mütevazı davranışlarıyla hepimizin kalbini fethetmiş, sorularımıza verdiği cevaplarla bizi kendine hayran bırakmıştı.
“Breakfast at Tiffany” (1961), “The Great Race” (1965) gibi klasikleşen filmlerle başlayan kariyerinin inişler ve çıkışlarla dolu olması, onun bir büyük usta olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Geçtiğimiz hafta 88 yaşında hayata veda eden Blake Edwards’ın yönettiği her film sinema severlerin kalplerinde hep bir kıpırtı vesilesi olmuştur. Bundan sonra da olacaktır...


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000
HAVA DURUMU
Perşembe15 MPH30°
Az Bulutlu