Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Yerli mali tabirle kotunuz yahut “orijinal jean”iniz var mı?

        Kürt sorununuz var mı?

        Et sorununuz var mı?

        Pahalı mı?

        Sağlık sorununuz var mı?

        Sosyal güvenceniz var mı?

        Devletiniz var da, sosyal devletiniz var mı?

        ***

        Abdülhalim Demir yazı yazmış. Anlatacağım hikayenin kaynağı o.

        Abdülhalim ünlü bir köşe yazarı değil. O TV senin şu benim, dolaşmıyor.

        Abdülhalim bir dizide oynamıyor. Hikayesi reyting yapmıyor.

        Ama insanın kalbine bir soru sıkışıyor:

        Neden onca köşe yazısı mazısı, çok bilmiş bazısı, iktidarın ya da başka güçlerin tazısı; Abdülhalim kadar hakiki yazamıyor?

        Neden, içinde “cin sorunu, Kürt sorunu, et sorunu, ölüm sorunu” olan tam tekmil hikaye vicdandan vicdana dolaşmıyor?

        Şimdi, ben ya da sen, biz “yazar” olacağız; bizzat yaşayıp yazan ve öleyazan Abdülhalim ise “ne yazar” olacak!

        ***

        Abdülhalim Bingöl, Taşlıçay Köyü’nden:

        90’a kadar hayvancılıktan geçimimiz iyiydi. Köyde 32 bin küçükbaş vardı. Koruculuk geldi. 2 bin 100 nüfuslu köyde 86 korucu. Aileleriyle 860 kişinin geçimi sağlandı. Yaylaya çıkamayan ise hayvanları elden çıkardı.

        Geriye göç ile gurbet kaldı.

        Abdülhalim okulu bıraktı, İstanbul’a geldi çocuk yaşında. İşin “yatma yeri veren”i makbuldü.

        Kot kumlama” yani “blucin beyazlatma” atölyesi yatacak yer veriyordu.

        Karanlık bir odada deniz kumuyla kot beyazlatılıyordu. Rodeo yani kumlama işi parladı. Maaşlar katlandı. Herkes eşe dosta tavsiye etti. Atölye sayısı iki elin parmakları kadarken yüzlere çıktı. İşi bilmeyenler de rodeo kurdu.

        Bir kompresör, bir hava tankı, birkaç püskürtme tabancası, kelepir bir bodrum katı, bir de sigortasız işçiler. Bir de amansız hastalık.

        Denim denim, tükenmiş bedenim!

        ***

        Kot Kumlama İşçileri Dayanışma Komitesi Üyesi Abdülhalim diyor ki, işte o Rodeo kuşağı, cin aklayıcıları, “hepimiz hastayız”.

        Sadece köyünden resmi hasta sayısı 187. Doktora gitmeyenlerle 300. Şimdiye kadar üç ölü, kimileri oksijen tüpüne bağlı, ötekiler çalışamıyor, hatta yürüyemiyor. Ailesine artık bakamıyor:

        Tedavisi olmayan bir hastalık; çaresiz, ölümü bekliyoruz.

        ***

        Ziraat Mühendisleri Odası’na göre, 1980’de 16 milyondan fazla olan sığır sayısı 10.5 milyona, 50 milyon koyun 23 milyona, 16 milyon keçi 5 milyona inmiş; et üretimi 20 yıl önce 500 bin tonken, onca nüfus artışına inat 412 bine düşmüş.

        Et fiyatı zıplamış, ithalat kapısı açılmış, kapıdan ipini koparan girmiş, lokantaları, kasapları doldurmuş; ucuz ithal et yerli hayvanı ve köylüyü daha çok yıkmış.

        ***

        Şöyle de anlatabiliriz:

        Kürt sorunu, terör, savaş, koruculuk, ölüm, korku, göç… Abdühalim’ler hayvanları elden çıkarmış, hayvan azalmış, et azalmış.

        Abdülhalim köyü ve hayvanları terk edip kot bodrumunda ölüme yatarken…

        Biz buna kentleşme veya serbest piyasalaşma derken…

        Türkiye’nin sadece hayvan varlığı değil, esas insan varlığı yaralı düşerken; şehit veya “ölü terörist”, daha çok genç ölürken…

        Ölüm ve hayat birbirinin zıddı ya; blucin üreten de, giyen de, kot beyazlatan da çoğalmış.

        Her evde blucin var ama her sofrada et yok ya, işte bundan.

        Dağda ve atölyede çocuklar ölüyor ya, işte muhteşem yüzyıl.

        Kürt sorunu da var, et sorunu da var ya, işte et ile tırnak!

        Çocuklar hem çok ölüyor; hem çocuklar pek et yiyemiyor ya, işte hayat!

        ***

        Demir çocukların gözünün içine baka baka Demirel ne demişti:

        Fırat’ın kıyısında bir kuzu kayıp olursa, hesabını benden sorun.”

        İşte hesap ile kitap:

        Fırat’ın kıyısında, ötesinde, berisinde milyonlarca kuzu, binlerce kınalı kuzu kayıp!

        İster orada dağ başında, ister İstanbul’da bodrumda.

        İster kupkuru otlar ortasında, ister mavi beyaz kotlar arasında.

        ***

        Neydi yerli kotun sloganı:

        Çok oluyoruz!

        Bütün kuzuların tükenen sesi de öyle birbirine karışıveriyor işte:

        Çok ölüyoruz!..

        Biz de çok ölüyoruz!

        Diğer Yazılar