Sokağın hâkimi...
ÇOK değil, iki ay kadar önceydi.
Geçmişte bazıları Türkiye'de de büyükelçi olarak görev yapmış, Mısır'ın adı dünyaca tanınan akil adamlarından bir grup Ankara'ya gelmişti.
Avrupa ve ABD'de görev almış Mısır'ın tecrübeli Büyükelçisi Abderahman Salaheldin'in onurlarına verdiği yemekteydik.
Sorular Mavi Marmara, George Galloway önderliğindeki konvoy ve Arap-İsrail ilişkisi üzerineydi.
Konuşmalar bir noktaya kadar gelip tıkanıyordu.
Yemekte bulunan ve uzun süre Filistin Koordinatörlüğü görevini de yürüten eski Bakan Vehbi Dinçerler'in sorusu ise ilginçti:
"Fil ile karınca aynı masaya oturup müzakerede bulunabilir mi? Bir de karıncanın vücudu iki parça olmuşken..."
Dinçerler, İsrail ile Filistin arasında karşılıklı müzakereye karşıydı.
Ancak heyettekilerin anlatımları bunların ötesindeydi.
Daha çok demokrasiden, insan haklarından, bölgedeki yönetimlerden söz ediyorlar; halkların sıkıntısından bahsedip, bir noktada susup, sözü terk ediyorlardı. Ancak onun ötesinde bir şeylerin olduğunu, bazı şeylerin değişmeye başladığını anlatmak istedikleri her hallerinden belliydi.
Yemek öncesi de zaten içlerinden biri "bölgedeki baskıcı rejimler karşısında halkın sıkıntısını" anlatırken sorunun birkaç gün yaşandığı gibi patlama noktasına geleceğini çoktan öngörüyordu.
ÂLEMİN MOTOR GÜCÜ
Söyledikleri benim için yeni şeylerdi.
Ancak bir şeylerin olabileceğine ilişkin beklentim aynı paralelde değildi.
İnanıyorum ki, bundan iki ay önce bölgeyle ilgilenen herhangi bir diplomata da sorsak benden farklı düşünmezdi.
Çünkü Arap dünyası için üzerimize sindirilmiş algı bizi hep esir aldı:
"Arap dünyasında herkes sokağa değil, lidere bakar..."
Ancak Tunus ile başlayıp Mısır'ı kavuran akım tam tersini gösterdi.
Arap dünyasına liderin değil, halkın hâkim olabileceğini ispatladı.
YA SONRA
Asıl önemli olan ise bundan sonrası...
Ve devamının gelip gelmeyeceği...
Çünkü bugüne kadar bölgede hemen her konuda Türkiye ile bilek güreşine tutulmak istenen, Arap âleminin öncüsü olarak gösterilen Mısır motoru yaktı.
Veya bir tıpa yerinden çıktı.
Despotlukla zorla sağlanıyor olsa da merkez kaçtı...
Bundan sonraki süreçte Filistin ve Gazze'nin durumundan Arap-İsrail ilişkilerine, Lübnan'daki gelişmelerden Ortadoğu ve Kuzey Afrika'nın bütününe yayılan geniş coğrafyada birçok sorun da çevreye saçıldı.
Öteden beri sorunlara arabulucu olmaya çalışan Türkiye, kolları sıvayıp birilerinin beklediği gibi "neo-Osmanlı" anlayışla bölgede ağabeylik rolüne girer mi?
Hemen belirteyim Ankara'nın böyle bir niyeti yok.
Hatta bu seçimde dış politika zemininde bir propagandayı da kimse düşünmüyor.
Tam tersine, seçimi iç politikayı öne çıkaracağı fırsat olarak görüyor.
Çünkü olayların ne getireceğini Ankara da göremiyor.
Sokakta başlayan gerilimin sonunda nasıl bir iktidarın çıkacağını kimse öngöremiyor.
Müslüman Kardeşler'in iktidarı ele alması halinde bölgenin nereye gideceğini de kimse düşünmek istemiyor.