Tufan medyası
Son iki yazı 11 yıl önceye dairdi.
Operasyon kod adıyla “Tufanlar”ın, “Hayata Dönüş” dediği katliama.
Mesele sadece 11 yıl öncenin hakikatini; devlet, hükümet, ordu ve medyanın “insanlığa fenalığı”nı tekrar tekrar konuşmak değil.
Yüzleşebilmek ve yüzleştikçe, bugün atıp tuttuğun demokrasi, cumhuriyet, hukuk gibi kavramlarda samimi olabilmenin şartlarına kavuşabilmek.
***
Yoksa…
Bir cezaevinde kıstırılmış insanların katledilmesinin “dost kuvveti”, yandaş gazetecisi ol; sonra bugün gel, cezaevi konuş.
Bir çoğu sadece tutuklu olan insanların katline çanakçı ol; sonra gel tutukluluk cezasından bahset.
İktidar yandaşlığıyla kana bulaşsın kalemin; sonra gel “yandaşlık rezaleti” üstüne nutuk at.
Sadece medyada değil… Her eve lazım yüzleşme.
Bir linçe katılmışsan; başka bir linçe feveran ederken elinin kiri ve kanı sırıtıyor!
Bir katliama aktif veya pasif bulaşmışsan; başka haksızlıklara feryat ederken sesin parazit yapıyor.
Hücre ve tecride karşı çıkan 30 kişinin öldürülmesine, 122’sinin ölüme terkine dair en ufak insani hissin olmamış, bilakis köşe bucak, haber manşet fetvalar yazmışsan; şimdi “hücre” dediğinde, muhtemelen önce vicdan hücreleri çatırdıyor!
***
Habertürk TV’de Didem Yılmaz’ın programında az söylediğimle bitireyim bahsi:
O medya çirkinliği, sadece katliam organizasyonu ve kamuoyu manipülasyonunda, haber-manşet imalatı ve rezil yazılarda yatmıyordu.
Hürriyet, Milliyet, Sabah’ın “büyük medya cemaati”; tek el, tek ses bir kartel halinde, iktidarla maddi alışveriş de yürütüyordu.
Cezaevi katliamları, iki ay sonra güm diye patlayacak ekonomik-mali krizin arifesiydi.
Hiçbir ekonomi, iki ayda, hele bir günde, cumhurbaşkanı hükümete kitapçık fırlattı diye, öyle yaygın, derin ve yıkıcı krize girmez.
Cezaevi hakikatini çarpıtıp gizleyenler; hepinizden, evladınızın geleceğinden ekonomik hakikati de gizleyenlerdi.
Cezaevi katliamını “Hayata Dönüş” diye boyayan Tufanlar; ekonomik tufanı, “iş ve aş katliamı”nı da son ana kadar gizleyip pembe ekonomi resmi yapan badanacılardı.
Cezaevinde can alanlar ile yandaş ve paydaş medyası; aşınızı ve işinizi de çalanlardı.
Cezaevi Tufanlar’ı, genel yayın yönetmenleri, mecburi Ankara temsilcileri, kimi yazar; bir yandan da banka, tüyo, hortum kulislerinde Başbakanlık ve Meclis binası aşındırıyordu.
(Keşke o günün mebusları vicdana ve dile gelse!)
Cezaevi Tufanlar’ının Ekonomi Tufanlar’ı, “Tufan Medyası”nda piyasanın nasıl iyi gittiğini anlatıyordu.
Sonra kriz patladı; Tufan Medyası o gece bile Ankara’da devalüasyon tüyosu almakla meşgûldü; gazeteci kimliğiyle, utanmadan!
Hepsi “yandaş” oldukları hükümetle ortak karar aldı; manşet, haber, yayın öyle düzüldü:
“Cumhurbaşkanı Sezer, hükümete Anayasa fırlatınca kriz patladı” diye imal ettiler haberleri. Sezer’e de şantaj yapmış olan büyük, cumhuriyetçi, laik medya!
***
Bugün pazar ya; beni sorarsanız…
“Hayata Dönüş”te gazetemin manşetlerine inat yazdığım gibi; o Şubat krizi gecesi de CNN Türk canlı yayınında, sansür talimatları cirit atarken, “Tufan Medyası”nın tam aksini, krizin nasıl gizlendiğini, hükümet ve medya manipülasyonunu söyledim.
Üç gün sonra kovulduk zaten!
O yüzden, bugün de “iktidar yanaşması” olmayı, yandaş ve paydaşlığı, iktidar arzuhalciliğiyle kifayeti, herhangi bir gücün kendine biçtiği kıyafeti gazetecilik sananlara da bir hatırlatma olsun 11 yılın hayaletleri:
İktidarlara, bir takım güçlere yapışarak hakikat yamultan herkes, bir ötekinin suretidir!
Gün gelir resminiz birlikte çıkar!
Saadet Karaca’nın türküsüyle.
“İkinizin resmini çıkarırlar yan yana”.
O yüzden, “pembe haber yakışır gence” dememeli, “döne döne” oynamamalı!
Vicdanınızı bi rahat bırakın!
Sevgilerle…
Hani sütun sütun eş dost için yazılar yazılıyor ya…
Bu sütunda da böyle “dostluk kıyağı” olur!
Ahmet Şık’ı severim, inanırım; o yüzden bu hafta üniversitede ondan boş kalan bir derse gireceğim.
Hem Ergenekoncu diye hem Ergenekon’u anlatan kitabı için iki ayrı davada sanık yapılmasını asla anlamayacağım!
Sırrı Süreyya Önder’i severim, inanırım; o yüzden hapisten, işkenceden süzülerek gelmiş insanlığının, yaratıcılığının, kara mizahının (çok istemesem de) bağımsız aday olarak Meclis’e girebilmesini hayal edeceğim!
İstiklal’i severim; Kitabevi’ni de, Hep birlik yağmaladık, kapandığı için kelepire koyduğu kitapları, CD’leri, oyuncakları. Çünkü, büyük medya market zinciri onun mekanına talip olunca, o bağımsız, yalnız ve güzel kitapçı da sokağa atılıyor, İstiklal elden gidiyor. Yazsalardı ya amiral gazetesi tepesine, İstiklal, İstiklal’indir diye!