Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bir “mucize” oldu…

        Belki “mucize” olmadı; zamanında, doğru bir “mucize müdahale” oldu.

        Belki çocuklarına, sevenlerine bağışlandı; belki kaderinde o ölüm yoktu, belki ruhu ölüme direndi, belki…

        Peker Açıkalın, öldü… Ve hayata döndü.

        Daha huzurlu bir hayat dilerim, en azından!

        ***

        Ama bir “hayata dönüş”ün oraya park edip azıcık etrafında dolaşalım mı?

        ***

        1. TİYATROCU:

        Başbakan’ın kızının, ister başbakan kızı, ister kadın, ister başörtülü, ister sakız çiğneyen başörtülü, isterse sadece “seyirci”, ön sırada da otursa sahnenin karşısında oyuna tabi bir izleyici olarak, (izleyici polis kalabalığı dışında) o esnada orantısız güçle “teatral saldırı”ya maruz kalması, “oyun içinde oyun” bile olsa, pekala rahatsız edici olabilir.

        Kendisi buna tavır alıp yazılı cevap da vermiş.

        Başbakan’ın müdahil olması, sahne üstünden aşağıdakini aşağılayanınkine benzer, tabii ki otoriteden ötürü onu da aşan “orantısız güç kullanımı”ydı…

        Kültür Bakanı’nın tiyatrocuya bindirmesi de “orantısız güçlüye tapınma”!

        Fakat, madem hayat tiyatro, tiyatro da hayattır…

        Alın size sadece sahneyle koltuk arasında bir “nahoş olay” değil; “ölen” ve tam tabirle ölümden dönen bir sanatçı.

        Alın size, onca insanı güldürmüş bir insanın kan ağlayan dünyası.

        Alın size, “orantısız taciz, saldırı, kural, polis, piyasa” vesaire.

        Bir cümle de; onu, istemeden bile olsa, ölümün orta yerine götürüp getiren her cins şiddete edin!

        2. DİZİCİ:

        Milli tiyatro salonumuz” TV’lerde; şirketlerin, dizicilerin, reklam ve reyting manyasının karambolunda…

        Oyuncudan set işçisine, insanların aşırı iş yükü, aşırı hak istismarı, aşırı emek ve yürek gaspıyla, örgütsüz, savunmasız saldırıya uğradığını idrak edin!

        İşte medyanız, işte kanallarınız, işte dizileriniz, işte piyasanız, işte tiyatronuz, işte sanatçınız, işte insan ve kişilik haklarınız, işte sosyal bir hukuk devletiniz (“Ölmeden önce” yazdığı son mesaj):

        En doğal hakkım olan ekmek paramın savaşı için telif haklarımı çıkarmak adına;

        34 bölüm oynadığım Vahşi Cazibe adlı diziden, haklarım çiğnendiğinden dolayı ayrılma kararı aldım.

        İki kalas bir heves yaşadığı zannedilen tüm oyuncuların Telif Hakları çıkmadan, mesleğim olan sanatımı TV’lerde icradan vazgeçtim. Sevenlerden özür dilerim. 37 senedir sigortası olmayan bir sanatçının yanında ve konumunda kaç kişi varsa, lütfen birlikte hareket etsin. Bu bir hak savunusudur.”

        3. AYRIMCI:

        Başbakan, Kültür Bakanı ile eski ve yeni İçişleri bakanları, İstanbul Valisi, İstanbul Emniyet Müdürü, İl Trafik Müdürü şuna da bir çift laf etsinler.

        Akalın’ın kalbini üst üste durduran ve “mucize” ile hayata yoğun bakımda döndüren olay neydi:

        Park tartışması!

        Kızının ilkokulunda veli araçlarını çeken polisle tartışma; iddiaya göre polisin onu itmesi.

        Bir de “ölü”nün hastaneye yetiştirilmesinde çekicinin yolu kapatmasından dolayı gerilim.

        Sonuç: Polis şikayetçi. Savcılık soruşturma açtı.

        Tamam, tartışma ve itiş kakış sırasında “polis görevini yapıyor”du.

        Fakat Emniyet, Trafik, polisler neden görevlerini hep yapmıyor?

        İistemeden bile olsa) birini ölüme itecek kadar katı olan “park yasağı”, mesela allı yeşilli bayraklı turların servis araçlarına; büyük banka ve şirketlerin tabelası asılı araçlar bütün gün kamu yollarını, yaya kaldırımlarını, görüş ve dönüş açılarını gasp ettiğinde neden işlemiyor?

        Acıkalın’ı ölüme iten hukuk ve trafik silsilesi, büyük servis firmalarına neden uygulanmıyor?

        Tek tek vatandaş yahut taksici kovalayan, kaldırım, park cezası yazan titizlik, kentin her köşesini işgal eden rezillik karşısında neden suç ortağına dönüşüyor?

        Başbakan, Kültür Bakanı, İçişleri, Emniyet, Vali, Trafik, Savcılık… bir çift laf etsin de…

        Ölmeden bir duyalım!

        ***

        Açıkalın’a şifa, ötekilere vicdan, muhakeme, akıl ve hukuk dileğiyle!

        Not: Zaten eşitsizlikten türeyen ve eşitsizlik üreten sınavları bile şaibeli, kokulu, kayırmalı eşitsizlik çamuruna batıran “sistem”; hayatıyla, kaderiyle oynadığı liselileri “provokatör” gördükten sonra, biz de “yolda, sokakta, kaldırımda adalet” istiyoruz ya… Vurayım kendi alnıma!

        Diğer Yazılar