Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Mitolojiden alındığı söylenen, kimine göre “Öz” Türkçe, ama Hindistan (Berar) ve Endonezya’da da (Dini sorgulayan, yerli kadınların hakları için sembol olmuş Raden Kartini gibi), Sajen (Star Trek’te hapsedilmiş bir kahraman) gibi isim ve çağrışımlara sahip çocuklar…

        Çocuk derken, 26 ile 31 yaş arasında yetişkinler…

        Kimine göre “sosyal kopukluk”…

        Kimine göre “çok sevilen annenin ölümüne katlanamama”…

        Beraris’in baskın kimliği”nin diğer kardeşleri de ölüme sürüklemesi…

        Psikologlar, tanıyanlar, tanıklıklar… bir anda dört çocuğu birden asılı baba!

        ***

        Her şeyi biliyoruz ya, hepimizin yorumları mevcut…

        Ama bir sınır var ki, orada muhakeme yapacak akıl tutuluyor.

        Nasıl bir hayattır ki, üstelik öyle yoksulluklardan uzak, öğrenim ve eğitim içinde, dört kardeşi, öyle çocuk yaşlarda da değil, gençliklerinin sonlarına doğru hep birlikte ölüme hazırlıyor.

        Tekinde tek bir tereddüt olmadan.

        Bunu tarikatla izah eden de var; inançsızlıkla da.

        Toplu “inanç veya tarikat intiharları” dünyaya yabancı değil.

        O toplu ölümler içinde, çocuklarını ölüme götüren anne, babalar da var; çocuklarını kurban edebilen gözü (veya ruhu) dönmüşler de.

        ***

        Kendi olağan hayatlarımız içinde bunları kavramakta zorlanıyoruz.

        Oysa, yakınlarımızdan çıkan bu insanlar, insanoğlunun hangi mana ve manasızlık sınırlarında dolaştığını, sürüklendiğini, girdaba kapılabildiğini, kendi bedeni veya başkalarının hayatı üstünde nasıl ölüm tayin edebildiğini gösteriyor.

        Onlar biz değiliz; elbette.

        Ama bizim bir kısmımız onlar oldu.

        Ve böyle olana kadar asla fark etmedik!

        ***

        Okulda, askerde, çeşitli işlerde, köyde, kentte, bağ evinde, sokakta, “sosyal paylaşım ağları”nda olan bu (büyük) çocuklar, o ana kadar belki kiminin “farklı isimler”iyle dikkatini çekmiş, ama “normal hayat”ın birer bireyi olarak “biz” kalmış insanlardı.

        Toplu intiharlarıyla artık “biz”den değiller.

        Ama kendi hayatımızın, kendi çocuklarımızın, kendi tanıdıklarımızın, sadece görünen bedenlerin değil, tüm derinliğiyle her bir ruhun hangi sınırlarda, hangi manalar peşinde veya hangi manasızlıklar pençesinde dolandığını eksiksiz bilebiliyor muyuz?

        ***

        Kendi hayatını değil, başka hayatları vahşice alabilenler de; mesela bir yayınevi basıp gırtlak kesebilenler, kim bilir hangi emir-komuta, ikna, adanmışlık ve nefret zincirinin “testere”sine dönüşenler de, “biz”den değil miydi?

        Nice dünyevi veya dini; inanca veya inançsızlığa bağlı öyküde…

        Yahut cinnet veya delilik, canilik vakasında daha fazla kişinin sözde masumiyetinin suç ortaklığı da yok mu?

        Bir dönem üst üste intihar eden “Batmanlı kızlar” üstüne ne tür bir muhakeme, vicdan ve ikisinin sentezi bir bilinç geliştirebildi toplum?

        En ahlakçı, en muhafazakâr iklimlerle buluşabilen cinsel, fiziksel, ailesel, ahlaki şiddetin arkasındaki kültürel suç ortaklığına dair bir yüzleşme olabildi mi?

        ***

        Öyle ya…

        İsimleri Beraris, Raden, Rulin, Sajen…

        Bir bağ evinde dört sandalye, dört ip, dört ilmik…

        Bir ailede dört ceset…

        Bir toprakta yan yana dört mezar…

        Ne garipler, ne kadar yabancı…

        Ne kadar bizden değiller, ne aykırı!

        Yakınınızdakilerin ruhunu bilmedikten sonra…

        En yakındakilerin dahi iç dünyasını ıskaladıktan sonra…

        Bazen çocuklarınıza yabancı; çocuklarınız nezdinde bile öteki olduktan sonra

        İnsanın mana arayışları ve manasızlıklar içinde tükenişi ruhunun asli parçası olabildikten sonra…

        Kendinizi bile tanıdığınızdan ne kadar emin olabilirsiniz?

        Size çok aykırı ve yabancı gelen, aslında sizden bir parçadır…

        Size çok bildik gelen, belki size en çok yabancıdır!

        Diğer Yazılar