Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Başbakan hepimize sesleniyor ve “Yüzde 10 baraj yeni mi aklınıza geldi” diyor.

        Yoo.

        Birçoğumuz bunu hep söyledi.

        Bu baraj 12 Eylül zihniyetidir; baraj “azınlık” muamelesidir. 30 milyon seçmenden birer milyon oy alan 15 parti olsa, geriye de bir Ak’ım ile 6 Ok’um kalsa, aha o baraj, seçmenin yarısını dahi dışarıda bırakmaktır; en azından o ihtimaldir!

        Baraj, Meclis’i sadece çoğunluk seslerin ve onları yönetenlerin sesi haline getirmektir.

        Baraj, milletin bir kısmını milletten saymamaktır.

        Baraj, başkasının oyunu zorla almaktır ve Hazine’nin partilere “bağımsız siyaset” için ayırdığı kaynağın kaymağını çaktırmadan çalmaktır.

        Baraj, şaibeli sınavlarda hakkı çalınan çocukların, gençlerin başına gelen adaletsizliğin, tüm topluma ait seçimlerde milyonlarca insanın başına da gelmesidir.

        Baraj, sözde “istikrar” adına, toplumda milyonlarca insanın dışlanmasıdır; sözde yakındığınız dışlanmaların siyaseten dik alasıdır!

        Bagajınızı barajla dolduruyorsanız, aklınız adalette değildir!

        Oyunuzdan fazla suyunuzu o barajdan topluyorsanız…

        Barajlar Kralı olabilirsiniz.

        Biz size Kral olamazsınız demedik; Adil olamazsınız dedik!

        Ak’ım ile Ok’um!

        Bir tek şu hakkı teslim ederim:

        Birisi “Ananı da al” dediğinde onca zaman üstüne yapışmışsa…

        Onun da kendisine hitaben “Ana ana…” diyen birine diyeceği olur.

        Berikinin ise artık “Ananı da al” üstüne pek lafı kalmaz!

        ***

        Her ne kadar, güçlü birinin güçsüz, sıradan birine ettiği ile bir güçlüye edilmiş aynı şey olmasa dahi!

        İşin içine hele “analar” girdiğinde, ayıp ayıptır!

        ***

        Ama bunu hangi canım ülkemde tartışıyoruz?

        Sokaktaki, trafikteki, işyerindeki en basit “erkek” refleksinin (o reflekse sahip kadınlar da var tabii) “ana”lı küfürler olduğu memleketin birinde!

        Tribünlerin, sanki kendi anaları yokmuş gibi başkasının anasına bağıra bağıra saydırabildiği centilmenlik diyarında! (Öteki takım için “Ananın…” diye açılmış internet siteleri var bu ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim cumhuriyetinde! Lakin başka ülkelerde de var. Özellikle Akdeniz’de)

        Hayret nidasının, kanka şakalarının dahi “ananın” üstünden sallandığı şirinlik beldesi burası!

        Stres topu gibi, terapi gibi, sanki kabızlıktan çıkıştaki rahatlama gibi “ananın” kullanıldığı huzurlu cennet!

        Uzun yol tarifinin “… kadar” diye güzergah çizebildiği Seyir, Hidrografi ve Oşinografi Dairesi!

        Anneye saygılı küfürbazların ille de ebeyi andığı Kadın Doğum Ünitesi!

        ***

        Binlerce ananın evlatlarının dağda, karakolda sayısız, sırasız ölümüne bakakaldığı güzel ve yalnız ülkede, “anaların hakkı”nı arıyoruz.

        Binlerce ananın kayıp evlatlarının cesedine dahi kavuşamadığı bu cennet ve cehennemde “anaları saygıyla” anıyoruz.

        Milyonlarca ananın evlat, yokluk, yoksunluk, kişilik, kimlik acısıyla tükenip gittiği dört nala gelip de Uzak Asya’dan, Akdeniz’e uzanmış kısrak üstünde “anne sevgisi” yaşıyoruz.

        ***

        Ah ikiyüzlü çocuklar!

        Küçükken bir dert, büyüdüğünüzde, çok büyüdüğünüzde apayrı bir dert!

        Recep’im ayrı dert, Kemal’im ayrı!

        Sen ayrı, ben ayrı!

        Not: İtiraf: Lanet laf kim bilir kaç kez ağzımızdan çıkmıştır; öyle adressiz bile olsa, teklifsiz!

        İltifat: Alfonso Cuaron’un Y tu mama tambien filmini bu tartışmadan ayrı tutarım. Çünkü sanat, odun gibi küfrü bile yaratıcılıkla donatır.

        Türkiye’nin onuru!

        Kemal Bey’in esas rahatsız edici lafı, “henüz masum” olsa da, Ergenekon sanığı Haberal için “Türkiye’nin onuru” demesi olmalıydı; tabii rahatsız olan için!

        Kemal Bey’in çok sevdiği Bülent Bey, kabrinde ne demiştir, bilemem…

        Ama o Karadeniz’de, Teknik Üniversite’den Necdet Bulut’un “faş”itlerce vurulduğunda, garip müdahalelerle ölüme yollanışına nezaret eden doktor için, eşi Neşe Bulut’un yıllar sonra bile neler dediği ortada.

        Kemal Bey azıcık Neşe Hanım’a kulak versin; sonra altı okunu alıp hepimize onur biçsin!

        Diğer Yazılar