Tatil yerine balkona çıkan adamdan balkon yerine tatile çıkan adama!
İzlemişsinizdir:
“Para reklamı” diyor ki…
“Tatil yerine balkona çıkan adamı da serinleten kredi!”
Biz diyoruz ki…
“Balkona çıkan adamı serinleten kredi” aldığı yüzde 50 oydur...
Ve ondan sonra artık tatile çıkamaz!
Çünkü, geri kalan yarının çoğunu temsil edenlerin problemi var.
Susarak geçiştiremez.
43 milyon oy kullanıldı; “balkona çıkan adam” hepsine ayrı ayrı teşekkür etti.
Karşısındaki herkese helalleşme çağrısı yaptı.
Her bir oyun demokrasiye katkısından ötürü, kendisine oy vermeyenlere bile teşekkür etti.
Bütün Türkiye’ye teşekkür etti.
Şimdi, partisine ekstradan eklenen milletvekilini sessizce hanesine yazamaz.
***
Bir şiir yüzünden girdiği “hapisten” ana muhalefetin de desteğiyle gelip milletin oylarıyla “balkona çıkan adam”; bir söz yüzünden cezasını çoktan çekmiş, geçmişte Meclis’ten yaka paça atılmış (ki atanların çoğu da halkın oylarıyla tasfiye oldu çoktan) bir “millet” vekilini de; suçlama ne olursa olsun, henüz hüküm giymemiş, masum sayılan “hapisteki” milletvekillerini de “mahkum” sayamaz.
“Balkona çıkan adam”, yeni bir Anayasa diye çıktığı yolda, yüzde 87 katılımlı, 43 milyon oylu, yüzde 80 üstünde temsile ulaşmış bir seçimi “kazık çakmış” kanunlar ile şüphelerin tokadına terk edemez.
“Mutabakat” diye seslenirken balkondan; daha işin başında mutabakat ve çare aramaktan kaçamaz.
Umut veren bir seçimin ardından, kanun dairesinde tüm umutların dinamitlenmesine, şiddet ve çatışmanın körüklenmesine seyirci kalamaz.
“Balkona çıkan adam” bu kaosun siyaseten çözümünden birinci derecede sorumludur; sorumsuzluk edemez.
***
Kısacası…
“Balkona çıkan adam”…
Acılan krediyle kendi serinlerken…
“Damdan düşenler” için oh çekemez!
Vicdanıyla tatile değil; yine o balkona çıkar!
(Bu “oh”lu satırı; demokrat memokrat olup, “millet iradesi miradesi” deyip öteki tarafın oylarına kanunen el konunca, “siz de onları aday yapmasaydınız” deyiveren tutarlı meslektaşlar da aynaya bakarken kullanabilirler!)
Not 1: “Darbe tasarlamak” ile suçlananların “halk iradesi”yle seçilmesi de ne garip tecelli.
Hem kendileri açısından, hem de suçlayanlar bakımından. Seçmen iradesine saygısızlıkla suçlananlar şimdi seçmen iradesine saygı arıyor; onları saygısızlıkla suçlayanlar da şimdi onların arkasındaki seçmen iradesini çiğniyor.
Not 2: Evrensel ve Agos gazetelerine tehditler faşizan damarın asla uyumadığını, puslu hava kokladığını gösteriyor.
Not 3: Ordudan atılanlar için iktidarın yaptığı eksik, yanlış düzenleme konusunda yazdığım “Darbeyle mutabakat” başlıklı yazının devamı yarın.
Türkiye’de işlerin nasıl yürüdüğünü, sivilliğin ne menem olduğunu, şimdi haksızlıktan yakınan kimi üst rütbelinin hangi haksızlıklarda ısrarcı kaldığını biraz daha anlamak, anlatmak üzere.
Tabii yazı üstüne gelen onca mesajdan ve dernek ile platformlardan da bilgi ve güç alarak.
Ve de bakanın (bana) söylediklerini yorumlayarak.
Bir sonraki yazı da, mecburi hizmet ile vicdani ret meselesine dair olabilir mi ne!
Bir anons daha: Paşaların da ifadeye çağrıldığı Zirve katliamı davasından bana düşen davayı da ileriki günlerde; davayı tartışmadan, medya ve hukuk süreçlerinin ilginçliği bakımından emsal diye aktaracağım.