Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        DÜN, Berna ile Ferhat tahliye oldu. Duruşmaları sırasında onlara destek vermek için Beşiktaş Adliyesi'nin önüne gittim. Gençler tahliye oldu. 19 ayları gasp edilmiş, devlet tarafından haksız yere hayatlarına 19 ay boyunca el konulmuş, ömürlerinin 19 ayını vahşice bir yere kapatılarak geçirmiş olarak cezaevinden çıktılar. O 19 ayı unutmayız, unutturmayız.

        Gelin görün ki dün mahkeme önünde beklerken farkına vardım ki aylardır, hatta son iki yıldır Türkiye'de insan hakları, demokrasi, özgürlükler diyen insanların yarı ömrü mahkeme önlerinde geçiyor. Resmen hükümetin, devletin elinden adam kurtarmaya çalışıyoruz durmadan. Siyasi iktidar ve siyasallaşmış yargı bizi sürekli surette adam adama savunma yapmak zorunda bırakıyor.

        Ferhat ve Berna bir şekilde basın tarafından görünür oldukları için bu adam adama mücadelede bizim taraf galip çıktı bu kez. Ama sadece bu kez. 2009 Nisan ayından beri KCK operasyonundan 7000'in üzerinde insan tutuklandı. Bazılarının isim benzerliğinden içeride olduğu bile ortaya çıktı. SDP'lileri şaka gibi alıp aylar sonra şaka gibi bıraktılar. Ahmet ile Nedim'in trajikomik durumu ortada.

        Ergenekon davasının hâkimi Şeref Akçay aniden emekliliğini istedi dün ve gerekçeleri arasında insanları tutuklayıp tutuklayıp içeri koymak ve onları orada unutmak vardı. Velhasıl, son iki yıldır çeşitli siyasi aidiyetlerden insanlar mahkeme önlerinde adam adama savunma peşinde. Öte yandan bu adam adama savunmanın bir parça etkisi olmuş olacak ki örneğin Hopa ile ilgili dava aniden Erzincan'a taşınıyor, böylece siyasallaşmış yargının elinden insan kurtarmaya çalışan kalabalıklar geri püskürtülmüş oluyor.

        KAPATIN AĞZINI!

        Mesele bununla da bitmiyor. Geçen haftalarda yazdım. Birgün Gazetesi'nin manşetten verdiği Kocaeli Cezaevi'ndeki mektup yasakları meselesi. İnsanlar köşe yazarlarına mektup yazıyor. Cezaevi Disiplin Kurulu mektupların gönderilmemesine karar veriyor.

        Bu disiplin kurulu kararını gazetelere iletmek isteyen mahkûm ve tutuklulara "Disiplin Kurulu üyeleri hedef olur" gerekçesiyle yeni bir yasak konuyor. Yani hem insanlar içeri kapatılıyor sonra da bağırdıkları duyulmasın diye ağızları tıkanıyor. Cezaevindeki insanlara ne kadar kıymet verildiğini Van'a kadar cezaevi aracında götürülmeye çalışılıp yolda yanarak can veren tutuklular hikâyesinden biliyoruz.

        Cezaevlerinde son zamanda yoğunlaşan hak ihlalleri meselesini ise hiçbirimiz tam olarak gündemimize almıyoruz. Yani adam adama savunmada başarılı olmadığımız takdirde bir de içeride can korkusu var.

        DEHŞET...

        Sonuç olarak bırakın siyasal muhalefet üretmeyi bugün karşı karşıya olduğumuz yargısal tuhaflık yüzünden insanları devletin elinden canlı kurtarma derdine düşmüş durumdayız. Bu durum da medyanın bence pek de olmaması gereken bir biçimde yargısal sürece katılmasını gerektiriyor.

        Yani eğer tutukluyu manşetlere çıkaramazsak o kişinin unutulmasını, ona isteyenin istediğini yapmasını engelleyemiyoruz. Yazmazsak en iyi ihtimalle aylarca, bazen yıllarca hiç mahkemeye çıkmadan hapishanede kalıyorlar, bazen de insanlar ölüyor. Bu, dehşet verici bir tablo.

        Üstelik medya da aşırı siyasallaşmış olduğu için kimin sesi çok çıkarsa onun iddianamesi(!) ya da savunması(!) kabul ediliyor. Farkında mısınız bilmiyorum, iktidarın propaganda makinesi mükemmelen işlediği için basında neredeyse sadece iddianameler konuşuluyor. O iddianamelere verilen savunmalar, iddialara karşı ortaya konan savunma delilleri pek konuşulmuyor.

        Ortada sadece meşhur iddianameler var. Yani artık sadece medyaya emanet olan insan hakları bir kez de aşırı kutuplaşmış medya tarafından etekten silkeleniyor. Şahaneyiz yani. Çok şahaneyiz.

        Diğer Yazılar