Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Dün Akkuyu Nükleer Enerji Santrali’ne “Nükleer yakıt koyulması” töreni vardı.

        Töreni televizyonlardan izleyenler büyük bir şaşkınlık yaşadı.

        Herkes “Yakıt koyulacak, düğmeye basılacak üretim başlayacak” zannediyordu.

        Oysa görüntülerde henüz tamamlanma aşamasına yaklaşmamış bir nükleer santral inşaatı vardı.

        Zaten durum da buydu.

        Akkuyu Nükleer Enerji Santrali’nin ilk ünitesi, her şey yolunda giderse, en erken 1 yıl sonra, yani 2024 yılının Nisan ayında üretime geçecek.

        Akkuyu Nükleer Santrali 2009 yılında ihaleye çıktı.

        Daha sonra ilk ihale tek katılımcı olduğu gerekçesiyle iptal edildi ve 2010 yılında Rusya ile Türkiye arasında ikili anlaşma yolu ile ihalesiz olarak Rusya’ya, Rusya’nın Rosatom şirketine verildi.

        Anlaşma 13 Mayıs 2010 tarihinde imzalandı.

        Normal şartlarda Akkuyu Nükleer Enerji Santrali yıllar önce devreye girmiş olmalıydı.

        Ancak inşaat süreci Türkiye tarafından projeye dahil edilen şirketlerle olan anlaşmazlıklar yüzünden uzadı ve birkaç yıl sarktı.

        Hemen belirteyim, bazı medya kuruluşlarında yazılanların ve yorumcuların söylediklerinin aksine bu bir “yap işlet devret” projesi falan değil.

        Bu bir “yap işlet” projesi.

        Bu santralin sahibi Rus şirket, her halükarda şirketin yüzde 51’inin sahibi olmayı sürdürecek ve santralin 20 yıllık öngörülen ömrü doluncaya kadar sahibi kalacak.

        Bu santral ile Türkiye nükleer güç olmadı, nükleer yakıt Rusya’dan gelecek, kullanılmış yakıt Rusya’ya geri gidecek.

        Rusya’ya geri giden yakıt orada yeniden zenginleştirilip, tekrar yakıt olarak kullanılabilecek.

        Türkiye’nin bu yakıttan nükleer silah yapımında kullanılacak plütonyum üretmesi söz konusu dahi değil.

        Şirketin yüzde 49’u bir Türk şirkete satılsa dahi, ki 5’li ünlü müteahhit grubunun buraya ortak olması da planlandı ancak Rusya ile anlaşamadılar, nükleer yakıt Rusya’dan gelecek, Rusya’ya geri gidecek.

        Tabii şurası da kesin ki, bu santralin devreye geç girmesi Türkiye’nin lehine bir durum oldu.

        Nedeni ise basit.

        Fiyat.

        Bugün Türkiye’de hepimizin evlerde kullandığı elektriğe ödediğimiz para belli.

        Evlerde en düşük kademe 1.47 TL.

        İşyerlerinde 2.30 TL.

        Buna üretim, dağıtım, kaçak kayıp bedeli dahil.

        Peki Akkuyu Nükleer Enerji Santrali’nin ürettiği elektriği Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne satış bedeli ne?

        En düşük 12.35 cent, en yüksek 15.33 cent.

        Yani en düşük fiyattan bu enerji Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne bugünkü kurdan 2.59 TL’ye, en yüksek fiyattan ise 3.21 TL’ye malolacak.

        Yani santral çıkış maliyeti, bugün sizin evde dağıtım bedeli dahil kullandığınız enerjiden daha pahalı.

        Allahtan anlaşma gereği Türkiye bu enerjinin tamamını almak zorunda değil.

        İyi ihtimalle 2024’de tamamlanacak olan ilk ünitenin üretiminin yüzde 70’ini, ne zaman tamamlanacağını bilmediğimiz ikinci ünitenin üretiminin de yüzde 70’ini, daha sonra tamamlanacak olan 3 ve 4. ünitelerin üretiminin ise yüzde 30’unu satın almak zorundayız.

        Akkuyu Nükleer Enerji Santrali’ni yapan şirket santralin yatırımını çıkardıktan sonra kârının bir bölümünü Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile paylaşacak ve fiyat düşecek ama bunun benim yaşam süreme sığması mümkün değil. Sizin çocuklara belki yansır.

        Şimdi bazılarınız soracaktır “Madem santralin açılmasına en az bir yıl var. Bu tören neyin nesi?”

        Santralin açılmasına 1 yıl var ama seçime 16 gün var.

        Teslimat

        Teslimat
        0:00 / 0:00

        Togg’da geçen yapılması gereken teslimatlar bir türlü yapılmayıp, teslimatlar sürekli ötelenince, “Ne oluyor, üretim yok mu?” tartışmaları yine hortladı.

        Aylar önce bu tartışmalar yine yapılırken ben “Koyun fabrikanın içine bir kamera, üretim bandını internet üzerinden gerçek zamanlı olarak gösterin, millet de üretim var mı yok mu görsün” dediğim için Togg’a karşı çıkmakla suçlanıyorum aylardır.

        Herkesin aklındaki soru “Yahu 29 Ekim’de fabrika açıldı ve üretim başladı ise niye stokta otomobil yok ve niye teslimatlar ertelenip duruyor” sorusu var.

        Togg ise Mart ayına kadar yapılacak tüm üretimin, otomobilin uluslararası testleri için Almanya’ya gönderileceğini baştan açıklamıştı.

        O yüzden Ekim ile Mart arasında yapılan ve kaç adet olduğunu bilmediğimiz üretim otomobil bekleyen müşterileri ilgilendirmiyor.

        Fabrikanın satışların başlayacağı Mart sonrası için üretim planı ise siyasetçilerin söylediği gibi 3 dakikada bir otomobil falan değildi.

        Bu fabrikanın önümüzdeki yıl ulaşmayı planladığı üretim miktarı.

        Medyaya yansıyan gerçek planlama ise şöyle:

        Mart: 170

        Nisan: 170

        Mayıs: 1370

        Haziran: 1541

        Temmuz: 3140

        Ağustos: 4430

        Eylül: 4310

        Ekim: 4520

        Kasım: 4520

        Aralık: 4330

        Toplamda 28 bin otomobil.

        Şu ana kadar teslim edilmesi gerekip de edilmeyen ya da üretilemeyen otomobil sayısı binler değil, 240 adet.

        Eğer siyasetçilerin iddia ettiği gibi 3 dakikada bir otomobil yapılıyor olsa idi tek vardiyada bile günde 160 otomobil üretilir, fabrikanın açıldığı günden bu yana 28 bin 800, Mart ve Nisan aylarında ise 9600 otomobil üretilip sahiplerine teslim edilmiş olurdu.

        Bu yüzden siyasetçilerin söylediği her şeye inanmayın.

        Togg’unu teslim alamayanlar da üzülmesin.

        Elektrik arızaları için Bosch servisleri emirlerine amade olacakmış.

        İyi ama kaporta ve elektrikli olmayan yedek parçaları nereden bulacakları hala belli değil.

        Hani çıkma parça tak deseniz, onu da bulmak mümkün değil.

        Şükür, şeker, şampanya

        Şükür, şeker, şampanya
        0:00 / 0:00

        Şanlıurfa’dan adaylığı Şanlıurfa’da ciddi tepkilere neden olan ve Urfalıların “Niye Urfalı Nebati Bey değil de, Urfa ile alakasız bu adamı buradan aday gösterdiniz” diye öfkelendiği Bekir Bozdağ, seçim gecesi için “Ya şampanya patlatıp kutlayanlar olacak ya alnını şükür için secdeye değdirip hamdedenler olacak” buyurunca ahali epey bir kızdı.

        Elbette Bozdağ’ın bunu hangi maksatla ve neyi kastederek söylediğini anlıyorum ama aslında cümle Bozdağ’ın kastı dışında doğru.

        Evet her ikisi de olacak.

        Kim kazanırsa kazansın, kimileri şampanya ile kutlayacak.

        Kimileri de şükür duası edecek, şükür namazı kılacak.

        Çünkü her iki tarafta da içki içenler de var, namaz kılanlar da.

        Bu da gayet normal.

        Olması gereken de bu.

        Hatta söz konusu şampanya olunca, bu iktidar dönemindeki servet transferi nedeniyle, AK Parti kazanırsa şampanya patlatacakların sayısı daha fazla olabilir.

        Ancak Bekir Bozdağ’ın unuttuğu ve bu yüzden de kalpleri kırılan bir grup daha var.

        Sonuca göre bazıları da Audi’lerinde pudra şekeri çekecekler burunlarına.

        Bir dönem daha Audi’ye binmeye devam edecekleri için.

        NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

        NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
        0:00 / 0:00

        Partileri din zannetmediğimiz zaman.

        Diğer Yazılar