Kur sarmalı, Merkez ve deja vu
Türkiye’nin devam eden sorunları var.
Yaşam döngüsünü tamamlamak üzere olan ekonomik modelini değiştirmek bunlardan biri. Eğitim, hukuk ve liyakate dayalı değerler sistemini yeniden tesis etmek listenin üst sıralarında. Ardından üretimi artıracak, verimli bir sanayi motifi oluşturmak. Bunları takiben mallarını satabileceği, dış ilişkilerinin iyi olduğu komşular sistemine abone olmak.
Bunlar ödevlerimiz. Daha önce birçoğu, aynı zamanda yapılmıştı. Elbette yeniden yapılabilir.
Uzun vadeli hedeflere gitmek içinse kısa vadeli sorunları aşmak gerekiyor.
Kısa vadede nedir ekonomimizi baskılayan faktörler?
Seçimlerin makul bir sürede tamamlanmamış olması, yavaşlayan ekonomiye rağmen enflasyondaki düşüşün sınırlı olması ve kısa vadeci tedbirlerin piyasa koşullarını iyileştirmemesi sayılabilir.
Riskin arttığını gören yabancı yatırımcılar varlıklarımızı satmaya devam ederken, dolarizasyonun hala önemli bir problem olduğunu görüyoruz. Ağustos paniğinin ardından TL’nin yeniden değer yitirme sarmalına girmiş olması sinirleri zıplatmış durumda.
Bugün yükselen kur yarının enflasyonu anlamına geliyor. Enflasyonun yükseleceğini düşünen yatırımcılar TL’yi satıyorlar. Sarmal, spiral… Ne derseniz…
Kuru tutalım öyleyse? Sermaye akımları serbestken ve faiz aynıyken mümkün değil. Bir süre farklı metodlar deneyip bir banda oturtmak mümkün ancak sadece bir süre. Sonra rezerv endişeleri, yöntem derken riskin daha da artması kaçınılmaz oluyor.
Bonolarımızın kasko primi CDS 492 baz puanı aşmış durumda. 21 üyeli üst klasman gelişen ülkeler liginde IMF yardımı almış Arjantin’den sonra 2. sıradayız. Kredi Temerrüt Takası fiyatının ima ettiği temerrüt ihtimalimizi %30’a dayanmış durumda. Elbette kamu borcumuz düşük ve kimsenin aklına bu ihtimal gelmiyor. Ancak piyasanın yükselen riske karşı kendini korumasının ne kadar pahalıya mal olduğunu gösteriyor bu seviye bize.
Swap piyasasına baktığımızda önümüzdeki aylarda faiz indirimi şöyle dursun, ufak tefek faiz artışları fiyatlandığını görmek mümkün. TL cinsinden tahvil faizlerimiz gördükleri diplerden 4 ay sonra 8 puan yükselmiş durumdalar. Mevduat ve kredi faizlerinde de durum farklı değil. 2019’un en güzel günleri çok hızlı şekilde geri kaldı.
Benzer bir sarmala girdiğimiz ve ne yazık ki ABD’nin son vuruşu yaptığı güz dönemi kur krizimizde bu kanamayı 3 şey durdurdu.
Tüm bu gelişmeleri gören Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası haftalık repo ihalesine ara verdi. Türkçesi, bankalara yaptığı fonlamanın maliyetini bir süreliğine en az 1,5 puan artırmış oldu. Banka’nın sonraki Para Politikası Kurulu toplantısı haziranda. Şimdi faizler artacak mı yoksa bu artış geçici mi? Piyasa buna bakacak.
İşin acı tarafı 25 Nisan’da TCMB para politikası metninden ‘gerekirse ilave sıkılaştırma yapılabilir’ ifadesini çıkarmıştı. 2 hafta içinde ilave sıkılaştırmaya gitmek durumunda kaldık. Gerek sinyal etkisi gerekse politikanın bilgeliği açısından sorunlu bir durum.
Yine önceki pratiğe dönelim. Bunca yavaş bir ekonomide içi kan ağlayarak ve sırf finansal riskleri durdurmak için TCMB faiz artırırsa kamu kesiminden beklentisi ne olur?
Sıkı politika? Seçimler henüz bitmemişken buna inanç zayıf piyasada.
Reform? Zaten bir program açıkladık. Artık uygulama bekleniyor.
ABD ile ilişkiler önemli ancak şu an tam fiyatlanmıyor.
Çözüm üretmenin epey zor olduğu bir noktada biz yine kurda deja vu yaşıyoruz. Makro verilerin dipten dönüş ürettiği ekonomik döngünün bu noktasında acil sonuçlar almazsak, ne yazık ki seçime kadar tüylerimiz diken diken olmaya devam eder.